• 7.02.2020 00:00
  • (1459)

 Türk askerlerinden oluşan bir ekip İdlib'in Seraqib ilçesinde, yeni gözlem noktaları kurmak için çalışırken, sekiz Türk askeri Suriye ordusu tarafından öldürüldü.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ilk önce, olaya öfkeyle tepki gösterdi ve geçen hafta şunları söyledi: “Rusya bize terörle mücadele ettiğini söylüyor. Teröristler kim? Kendi topraklarını savunmak için savaşan insanlar mı? Ne yazık ki Rusya ne Astana ne de Soçi anlaşmalarına uymadı.”

Erdoğan’ın bu sözleri, Suriye rejimini devirmeyi bekleyen Türkiye destekli silahlı muhalifleri ‘terörist’ değil, "kendi topraklarını savunan insanlar" olarak kabul ettiği anlamına geliyordu.

Belki de Türkiye'nin bu insanları ‘kendi topraklarının savunucusu olarak kabul etme’ politikasının, gerçekçi bir tespit olup olmadığını yeniden değerlendirmesinin zamanı gelmiştir. Yoksa Türkiye bu grupları yeni maceralara mı itiyor?

Erdoğan daha sonra ifadesinin tonunu değiştirdi. Ukrayna'dan dönerken yaptığı yorumda, bu aşamada Türkiye'nin birçok ortak stratejik girişiminin olduğu Rusya ile çatışmaya gerek olmadığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:

“Bunlardan biri nükleer enerji. Rusya'da 300'den fazla Türk mühendis eğitim alıyor. İkincisi, TurkStream Projemiz var. Avrupa'ya kadar devam edecek. Üçüncüsü, Rusya'dan büyük miktarda gaz alıyoruz. Bu aynı zamanda stratejik bir yatırımdır. Sonunda turizm çok iyi gidiyor. Rusya, Türkiye'ye turist gönderen ülkeler arasında bir numara. Bunların hepsini görmezden gelemeyiz. Oturup tüm bu konuları konuşacağız, ama öfkeyle değil. Bunu serin bir atmosferde yapacağız.”

Ancak Seraqib'de yaşananların Türkiye versiyonu, Rus versiyonundan oldukça farklı. Moskova, Türkiye'nin iddialarının aksine, Rusya Savunma Bakanlığı'nın askeri hareketlilik konusunda bilgilendirilmediğini söylüyor. Moskova’ya göre Suriye güçleri El Kaide ile bağlantılı militanları vurmaya çalışıyordu ve Türk güçleri bu bölgede oldukları için vuruldu. Rusya’nın bir başka iddiası da, Ankara'nın İdlib'deki militanları sivillerden ayırmaya ilişkin verdiği sözleri yerine getirmediği yönünde.

Rusya'nın kastettiği ve Ankara’nın verdiğini söylediği söz, Türkiye'nin İdlib'deki ılımlı muhalefeti silah bırakmaya ikna etme taahhüdüydü. Türkiye, bu konuda çaba harcadı ama başarılı olamadı. Zaten Ankara, bir kısmı El Kaide ve El Nusra saflarında savaşan özel savaşçıları silahsızlandırmaya çalışarak çok iddialı bir görev üstlenmişti.

Gelişmelerle ilgili İran da bir açıklama yaptı ve Suriye ordusunun ülkesinin toprak bütünlüğünü korumak için askeri operasyon yapma hakkına sahip olduğunu söyleyerek Suriye lehine destekleyici bir tutum benimsedi.

İdlib'deki durumu yakından takip eden gözlemciler, geçen hafta ve bu hafta Seraqib'de yaşananların Beşar El Esad'ın söylediklerine çok uygun olduğunu, yani rejim güçlerinin Suriye topraklarını geri alana kadar çatışmaların sona ermeyeceğini kabul ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Suriye hükümetinin devam eden harekâtını kınayarak, saldırıları "haksız" olarak nitelendirdi. Pompeo yaptığı açıklamada, "Acil ateşkes ve insani yardım örgütlerinin etkilenen bölgelere tam erişimi çağrısında bulunuyoruz" dedi.

Türkiye, İdlib'de yaptığı işlerde onu destekleyen en az bir ülke olduğunu görmekten mutluluk duyuyor olmalı. Ancak İdlib bataklığında sadece ABD desteğine dayanıyorsa daha da derine batabilir.  

Yaşananların temel nedeni, bir yanda Türkiye'nin, diğer yanda Rusya, Suriye ve İran'ın farklı terör tanımlarıyla bağlantılı gibi görünüyor. Rusya, BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararında yer alan tanımı kabul ediyor. Suriye bir adım daha ileri gidiyor ve tanımına silah tutan herkesi de katıyor. Türkiye ise, desteklediği silahlı muhalefeti bu tanımdan dışlıyor.

Öte yandan, Türk ordusu Soçi'de kendisine emanet edilen ve barış ıslah gücü görevini üstlenen gözlem misyonunun ötesine geçmiş görünüyor.

Erdoğan ve Putin her görüşmelerinde Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdikleri desteği yeniden teyit ederlerdi. Egemenliğe saygı göstermenin en iyi yolu, her devletin kendi topraklarında düzeni yeniden sağladığını kabul etmektir. Türkiye belki de, Suriye hükümetinin, egemenliğini İdlib de dâhil olmak üzere topraklarının her yerine yaymasına yardımcı olmak için şimdiye kadar yaptığından daha farklı şeyler yapmalıdır.