• 11.03.2021 00:00
  • (1788)

 Şanlı tarih hamaseti yapan televizyon dizileri dizisinin son halkası Uyanış Büyük Selçuklu’nun ‘gündeme getirdiği’ tarihsel şahsiyetlerden biri, Terken Hatun. Bütün gazeteler “Terken Hatun kimdir?” başlıklı habercikler yaptılar.

8 Mart, şu Hatun’un nasıl alımlandığına bakmaya vesile olsun.

Dizinin fragmanının altına internette düşenler izleyiciler arasında, senaryonun Terken Hatun’un tarihî gerçekliğine eğilmeyişini eleştirenler çok. Hatun’un entrikacılığının, fesatlığının, muhterisliğinin, acımasızlığının yeterince vurgulanmadığından şikâyet ediyorlar. Canlandıran oyuncuyu (Hatice Şendil) “biraz kibar kalmış” bulanlar var – hatta bir izleyici, oyuncunun Kurtlar Vadisi’ndeki rolünü hatırlayıp “bu kadın polatın kafasına etti şimdi gözünü melikşaha dikmiş” notunu düşmüş! Hep Hürrem Sultan’la kıyaslıyorlar Terken Hatun’u – entrikacı muhteris kadın tipinin daha da beteri olduğunu söylüyorlar. Söylemeye gerek var mı, bu izleyiciler hep erkek.

Ekşi Sözlük’ün erkek yazarları da aynı gergefi işlediler. Terken Hatun Hürrem Sultan’a çok benziyordu,  “şeytanî bir zekâya ve bitip tükenmek bilmeyen bir hırsa sahip”  idi, “entrika çevirecek bir femme fatale” modeliydi. Femme fataleyani cazibesi ve zekâsıyla felâkete sürükleyen meş’um kadın… Kadın düşmanlığının ezelî bir imgesi.

***

Terken, jenerik isim, aynı zamanda. Eski Türk topluluklarında sultanın eşine verilen ad. Özellikle Karahanlılar hanedanının kızlarına (“prenseslerine”) verilen unvan. Kendi maiyetleri, divanları hatta silahlı kuvvetleri olurmuş. Terkenler, eski Türklerde kadının yüksek bir mevkii olduğuna dair milliyetçi tarih anlatısında şah rolü oynayabilecek figürler.

Türkân adı da buradan geliyor.

***

Tarihsel Terkenler arasında öne çıkan şahsiyet, televizyon dizisinde de arzı endam eden, güçlü Selçuklu sultanlarından I. Melikşah’ın karısı olan Terken Hatun. O da bir Karahanlı prensesi. Türkçe Selçuklu tarihi anlatıları, onu nüfuzlu, kudretli, muhteris bir siyasî aktör (aktrist, yani!) ve evet, enrikacı olarak tasvir ediyorlar. Sonraki yüzyıllarda Selçuklu medreseleri arasında bir kadının adını taşıyan, Gevher Nesibe’nin yanında, bir Terken Hatun Medresesi var (Bağdat’ta).[1]

Kudretli vezir Nizamülmülk’le güç rekabetine girişmiş Terken Hatun. Hatta onun ölümüyle sonuçlanan suikastta parmağının olduğuna, hatta hatta bunun için Hasan Sabbah’la işbirliği yaptığına dair rivayetler naklediliyor. Melikşah’ın ölümünden sonra da oğlu Mahmud’u tahta çıkarmak için tertiplere girmiş, evlilik ittifaklarıyla gücünü tahkim etmeyi denemiş, bunlarda başarısız olduktan sonra da öyle kolayca etkisizleşmemiş. 10 ilâ 12 veya 15 bin kişilik bir süvari birliği varmış ‘elinin altında,’ basbayağı bir ordu.

Türkçe Selçuklu tarih anlatılarında, hırsının ve entrikacılığının altı koyu koyu çiziliyor. “Muhteris Terken Hatun,” diye tamlanıyor adı.[2] “Terken Hatun’un sonsuz ihtirasları” kalıbı,[3] devleti istikrarsızlığa sürükleyen bir ‘millî güvenlik tehdidi’ isnadının şifresi olarak tekrarlanıyor. Yine o millî güvenlik diliyle tekellüm eden bir makalede mesela, “Selçuklu devleti içerisinde oluşan güç unsurları içerisinde amaç, hedef ve ihtirasları yönüyle en tehlikeli ve kuvvetlisi” diye geçiyor.

Beynelmilel Selçuklu tarihçiliğinin önemli yazarlarından A. S. Peacock, Nizamülmülk’ün “siyasette kadınların zararlı etkisinden yakınmasının” temel ve somut nedeninin, Terken Hatun olduğu kanısında.[4] Sadece şanlı tarih dizilerine tutkun günümüz erkeklerinde değil, Türk-Fars-İslâm Makyaveli unvanını bahşedebileceğimiz Nizamülmülk nezdinde de, femme fatale tipi, Terken’de cisimleşiyor adeta. Onun Siyasetname’sinde kadınların zinhar siyasete karıştırılmaması gerektiğine dair yazdıkları nasıldı? “Astları üst yapmamak” gereğinin ana örneği sayıyordu kadınları. “Ehl-i setr,” yani gizlenmesi/örtünmesi gerekenler olarak tanımladığı kadınların, “bu işlere ermez” idi. “Bunlar nezih bir neslin devamı için var”dılar, “bu yüzden, bulundukları yerde durmalı” idiler. Tarih boyunca, “hükümdarın karısı hükümdara egemen olduğunda rezalet, şer, fitne ve fesattan başka bir şey” olmamıştı.[5]

***

Bir zamandır, Selçuklu tarihiyle ilgilenen bazı kadın tarihçiler, -milliyetçi-muhafazakâr, milliyetçi ve İslâmcı muhitler içinde sayabileceğimiz kalem sahibeleri-, Terken Hatun’la ilgili bu kalıplarla cebelleşiyorlar.

Misal, Diyanet’in İslâm Ansiklopedisi’ne “Terken Hatun” maddesini yazan Gülay Öğün Bezer makalesini, Terken Hatun’un, “birçok erkek hânedan mensubunun ve onlar adına sayısız entrikalar çeviren devlet adamlarının mâruz kalmadığı ağır ithamlara muhatap olmuş” olduğunu belirtme gereği duyuyor. Öyle ya, saray erkânı içinde “sonsuz ihtiras sahibi,” bir bu hatun mu vardı!

Veya, Elif Altun bir makalesinde, “Selçuklu sarayının adeta altını üstüne getirmiş” olduğunu söylediği Terken Hatun’un “tüm bunları sadece kuru kuruya bir iktidar ve güç elde etme hırsı ile yaptığını” söylemenin doğru olmayacağı muhasebesini yapıyor. Onun ne yaptıysa devletin “bekası ve selameti için doğruluğuna inandığı” için yaptığını savunuyor ve Terken Hatun’u “bir günah keçisi gibi… ve devletin yıkılışında en etkili isim olarak sunan… yanlış düşüncelerin önüne bir set çekilmesi” gerektiğini söylüyor.

Bir yıl önce, Türkçü-ülkücü meşrepli Ayarsız dergisinin Mart 2020 sayısında Başak Burcu Eke, “yerleşik tarih yazımının, erkekler için kullanmadığı ‘ihtiraslı’ sıfatını Terken Hatun’a yapıştırmasına” itiraz etti. Yazının başlığı, “8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Terken Hatun’un hakkını teslim etmek,” zaten. Başak Burcu Eke, “Türk kültüründe,” “iktidar yarışının erkekler gibi kadınlara da açık olduğunu” vurguluyor; Nizamülmülk’ün Terken Hatun’un bu kadar etkin olmasını anlayamamasını, onun “Fars kültüründen” gelmesine yoruyor. Asıl “ihtiraslı” olan, Nizamülmülk, yazara göre; zira o “neticede bir vezir, yani Terken Hatun’un dengi değil.” Günümüz tarihçilerini, “hatunlarının kapasitesini bildiğinden onları küçümsemeyen” Selçuklular’ın tavrını benimsemeye çağırıyor, Başak Burcu Eke. Milliyetçi bakış açısından, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü farkındalığı yaratarak dünyanın gelmek istediği noktaya Selçuklular çok önceden gelmiştir,” övünmesini çıkartıyor buradan.

***

Terken Hatun’u değerlendirmeyi isterseniz şu meşhur formülle “tarihçilere bırakalım” – tabii kesinlikle sadece erkek tarihçilere değil! Benim özetlediğim Terken Hatun ‘revizyonizminde,’ yani ona ‘itibarını iade etme’ çabasında apaçık gördüğüm şey, 8 Mart’ın, kadın hareketinin, feminizmin gücüdür. (Hegemonik etkisi, deyin isterseniz). Feminist hareketin uzağında duran, feminizme mesafeli, hatta belki ona iyi gözle bakmayan (feministlerin de belki haberdar olmadığı) yerlere bile nüfuz eden, Terken Hatun’un uzak ve müphem hikâyesine bile karışan bir etki…


[1] Osman Turan: Selçuklular ve İslâmiyet, Nakışlar Yayınevi, İstanbul 180, s. 206-207.

[2] İbrahim Kafesoğlu: Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 44.

[3] Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2020, s. 217.

[4] A. S. Peacock: Büyük Selçuklu İmparatorluğu. Çev. Özkan Akpınar. İletişim, 2020, s. 189.

[5] Nizamülmülk: Siyasetname. Çev. Mehmet Taha Ayar. İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2009, s. 255.