• 27.11.2020 00:00
  • (952)

 Hatice Meryem’in, tirildetici içeriğiyle mütenasip kitap başlığı neydi: Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı? (İletişim, 2019) Tirildetici, ama bir yanda da kurabiye tarifi olağanlığında… Kadınları hedef alan şiddetin, çok defa ölümcül olan şiddetin olağanlaşmışlığıyla mütenasip.

Bir hafta sonra, 25 Kasım, uluslararası kadına şiddetle mücadele günü.

Bu farkındalık gününün ihdas edildiği 1999’dan elli yıl, günümüzdense yaklaşık yetmiş yıl öncesinin, 1948-1949’un memleket gazetelerindeki kadına dönük şiddet haberlerinden bir “seçki” sunmak istedim.[1]

Göz oymak

O yılların haber dilinde, “naiflik” diyemiyorum, bazen insana münasebetsizce gelen bir yalınlık, bir düzlük var. Genellikle soyadı kullanılmamasıyla da pekişiyor. Dedikodu dili tuhaf biçimde kamusal dile sirayet etmiş. “Dün sabah gözü dönen bir adam karısını ve kurtarmaya gelen kadını ekmek bıçağı ile öldürdü,” gibi. (Kudret, 1 Mayıs 1948)[2]

Gaddarlık ölçeği, Hatice Meryem’in başlığının bir retrospektifi gibi. “Bir bahçıvan hamile karısını boğdu.” (Ulus, 31 Temmuz 1949) “Vahşice bir cinayet - Bir baba kızını berbat edip hamile bıraktıktan sonra kafasını kesti.” (Ulus, 26 Ekim 1948) “Karısının gözlerini bıçakla oymağa kalkıştı.” (Ulus, 30 Temmuz 1949) Hadisenin safahatı, bahsettiğim o düz, resmî dille anlatılmış: “Hacı Ali elindeki gayet keskin bıçakla karısının önce sağ gözünü, müteakiben de sol gözünü oymağa başlamış, fakat Güllü’nün acı acı feryatlarına yetişen komşuları yüzünden sol gözünü tamamen oymağa muvaffak olmadan kaçmıştır.”

Bayağı tecavüz

Kurbanların ‘masumiyeti,’ yani tecavüz ve şiddeti ‘hak etmiyor’ olmaları, dile sızmış bir zihniyet kalıbı. “Mersin – Şehrimizde çok çirkin bir hadise olmuş, namuslu bir kadına on kişi birden tecavüz etmiştir.” (Kudret, 4 Mart 1948) “Dün bir kadın bıçaklanarak öldürüldü. – Güzel, iyi ahlâklı ve dürüst bir kadın olarak tanınan Dürdane’nin ölümü çevrede derin bir teessüre sebep olmuştur.” (Ulus, 8 Aralık 1948) Şu tecavüz haberindeki “bayağı” sıfatı da, “bayağı” olmayanının tasavvur dahilinde olduğunu getirmiyor mu akla: “Bayağı tecavüz – Meçhul bir şahıs güpegündüz Dikmen’de ecnebi bir kadına tecavüzde bulundu.” (Kudret, 18 Şubat 1949)

***

Kadın cinayetlerinin sınıf ayrımı tanımazlığını hatırlatan iki örnek: “Tanınmış bir ailenin damadı münasebette bulunduğu hizmetçisini kaçırarak öldürdü.” (Kudret 5 Nisan 1949)  “Metresini öldüren köylü  - Haymana'nın Karasüleymanlı köyünde… İsmail Kutlu adında bir şahıs metresi güzel Ayşe Acar’ı kıskançlık yüzünden öldürmüştür.” (Ulus, 19 Eylül 1948)

Kadın yüzünden

“Kıskançlık yüzünden.” Gelelim şiddet ve cinayetin ‘motiflerine.’ Kıskançlık ‘motifi,’ ebed-müddet geçerliliğini gösteriyor: “Aşk yüzünden öldürme. –‘yeter ettiler’ havası- Dün gece saat 20.30’da aşk ve kıskançlık yüzünden 18 yaşında genç bir kız öldürülmüştür.” (Ulus, 16 Nisan 1948) “Canavar aşık sevdiği kızı kaçıramayınca bıçaklıyarak öldürdü” (Ulus, 21 Şubat 1949) “Necip kendisiyle beraber gitmek istemiyen Mübecceli bıçakladı.” (Akşam, 2 Temmuz 1949) “Harbiyede sırnaşık bir âşık kendisine yüz vermeyen bir kızı 20 yerinden yaraladı” (Akşam, 14 Temmuz 1949) “Talip Aslan adında bir işçi hastalık halini alan şüphesi yüzünden genç karısını boğdu.” (Ulus, 2 Aralık 1948)

Daha yaygın kullanılan bir kalıp: “Kadın yüzünden,” veya “kadın meselesinden,” veya “kadın rekabetinden…” Hem erkeklerin hem kadınların kurbanı olduğu yaralama-öldürme haberlerinde sistematik olarak tekrar eden bir kalıp bu. Hem de çok sık. Küçük bir demet sunayım…

“Salahaddin namında biri kadın yüzünden bir arabacıyı öldürdü.” (Kudret, 14 Eylül 1948) “Kadın meselesi (başlık bu – T.B.) - Bakırköyünde Şakir, Orhan ve Hakkı isimlerinde üç arkadaş bir kadın meselesinden ağız münazarasına tutuşmuşlar, çok geçmeden kavga kızışmış ve bıçaklarını çekerek birbirlerinin üzerine hücum etmişlerdir.” (Kudret, 9 Mayıs 1948) “Kadın yüzünden (başlık bu- T.B.) –Kadın rekabeti mevzuundan… feci bir cinayet işlendi.” (Kudret, 17 Nisan 1948) “Kadın meselesinden kavga. - Fatihte oturan Mustafa ile Hüseyin bir kadın rekabeti yüzünden kavga etmişler, Hüseyin Mustafayı muhtelif yerlerinden bıçaklamıştır.” (Akşam, 22 Şubat 1949) “Karşıyaka’da kız yüzünden feci cinayet. 18 yaşında bir marangoz çırağı sarkıntılığına mâni olmak istiyen adamı öldürdü.” (Akşam, 2 Temmuz 1949) “Kadın yüzünden iki kanlı vaka oldu. Mehmet, nişanlısile münazaasını bastırmak isteyen Yaşarı, Recep de metresi Makbuleyi bıçakladı.” (Akşam, 8 Nisan 1949)

19 Temmuz 1948 tarihli Ulus, “Bir günde 3 yaralama” haberine şu alt başlığı koşmuş: “Üç vakaya da kadın meselesi sebep oldu”

Aile faciası

Daha da sık kullanılan kalıp, aslında rastladığım en istikrarlı kalıp, “aile faciası”dır. “Kadın yüzünden” gerçekleşen vakalardan farklı olarak, sadece kadınların kurban olduğu olaylarda kullanılmış. ‘Olan aileye oluyor, asıl kurban aile’ duygusu yayılıyor bu anlatımlardan. Bu da, İstanbul Sözleşmesi karşıtlarının retrospektifi.

Birkaç örnek aktarayım. Başlık: “Beyoğlunda dün geceki aile faciası.” (Akşam, 14 Ocak 1948) Olay: Tesviyeci Hüseyin, geçimsizlik nedeniyle evden ayrılıp bir akrabasının yanına taşınan karısı Fikriye’yle yolda karşılaşmış, “ters cevap” alınca bıçaklamış. Başlık: “Bir aile faciası.” (Akşam, 7 Eylül 1948) Olay: Mustafa, bir münakaşada “asabiyetini yenemeyerek” kaynanasıyla baldızını “muhtelif yerlerinden ağır surette yaralamış.” Başlık: “Dün gece biri Üsküdarda, diğeri Büyükadada iki aile faciası olmuştur.” (Akşam, 19 Ağustos 1948) Olaylardan birinde kurban erkek: İsmail Çetinbaş (istisnaen soyadı anılmış), geçimsizlikten dolayı ayrıldıkları karısının bir başkasıyla ilişkisi olduğunu öğrenmiş, karısının evine gidip adamı görünce “büsbütün asabileşmiş” ve onu bıçaklamış. Diğerinde “mütemadiyen kavga eden” karı koca yine kavgaya tutuşmuşken, “bu sırada asabiyete kapılan” Hüseyin Coşkun, karısı Fidan’ı “muhtelif yerlerinden” bıçaklamış. Tabii, “asabiyet” de istikrarlı bir kalıp.

Devam edelim. Başlık: “Geçimsizlik yüzünden bir aile faciası.” (Akşam, 30 Mart 1949) Olay:  “Mustafa’nın, şüphelendiği karısını takibe başlayıp, sokakta rastlayınca burnunu kesmiş. Onu kışkırtan “anası”nın bu arada “bu köy dilberinin iki kolunu tuttuğunu” öğreniyoruz. Başlık: “Bitmeyen dertlerimizden biri: Bir aile faciasının hazin safhaları.” (Akşam, 8 Mayıs 1949) Olay: “Kendisinden 12 yaş büyük karısiyle ancak dört ay geçinebilen gencin” onu öldürmeye tam teşebbüs suçundan cezaevine düşmüş olması.  Başlık: “Bir aile faciası.” (Akşam, 27 Temmuz 1949) Olay: “Dört çocuklu bir erkek başkasiyle münasebette bulunan karısını öldürdü.” Başlık: “Beylerbeyinde bir aile faciası.” (Akşam, 30 Temmuz 1949) Olayda bir gizem var:  “Facianın bir kısmının esrarengizliğini muhafaza ettiği” söyleniyor, “bahçıvan Bekir, karısını öldürdükten sonra kuyuya düşerek mi boğuldu?” sorusunun cevabı meçhûl. Lakin haberin veciz ifadesiyle, “işin hakiki olan tarafı, genç bir kadının boğulup öldürülmüş olmasıdır.”

Ama işte o “işin hakiki olan tarafı”nı, hep “aile faciası” kabuğunu soyup çıkartmak gerekiyor.

Kadın avcılığı

Akşam gazetesi, 17 Kasım 1948 tarihli editoryal yazısında, kadınlara dönük saldırganlığın bir başka ‘usulüne’ dikkat çekmiş: kadın avcılığı! “Bayan Hamiyeti mavzer kurşuniyle öldüren” birkaç erkeğin ifadesinden aktarmışlar. Adamlar, “Hürriyet Tepesi civarında bazı arkadaşların kadın bulduklarını bildikleri için, orada pusuya yatmışlar” imiş. Niyetlerinin vurmak değil “sırf kadın yakalamak” olduğunu sölyemişler. “Kadın bulma, kadın yakalama” lâflarının altını çizelim. Gazete, “eşkıyalık bahsinde, bir pire için yorgan yakmak sertliğini gösteren” hükümetin, “aynı şiddetli el, kadın avcılığı üzerine de indirmesini” temenni etmiş

On beş gün sonra, 30 Kasım’ta Vâ-Nû (Vâlâ Nûreddin) “Irz milletindir” başlıklı yazısında bu “kadın avcılığı” bahsini ele almış. Yakın zamanda “meselâ Maslak yolunda, mavzerli bazı şahısların, Türk ve ecnebî bazı kimseleri çevirip ellerinden kadınları almağa kalkıştıklarını” aktarıyor; “‘elinden kadın alma’ tâbiri bile insanı çileden çıkarıyor,” diyor. Aktardığım cinayet hadisenin “büyük bir millî teessüfe sebebiyet vermiş” olduğunu söylüyor. Dahası, önceki gün gazetelerde çıkan haberlere göre Vasil isimli bir vatandaş, yanında iki kadınla giderken arabayı durduran jandarmalar “kadınları götürmeye” kalkışmışlar. Vasil kaçmış, “iddiaya nazaran” jandarmalar, arkasından ateş etmişler. Başka bazı ilçelerde de jandarmalar tarafından “kıza, kızana… türlü tecavüzler olmuş imiş,” diye ekleyen Vâ-Nû’ya nazaran, “bu bir içtimaî çözülmedir.”

Kadın düşmanlığı

Erken Cumhuriyet döneminin saygıdeğer muharrirlerinden Vâ-Nû’nun daha önce bireysel silahlanma meselesindeki öncü dikkatini konu etmiştim.[3] Vâ-Nû, feminist duyarlılıkta da ‘zamanının ilerisindedir.’ Sadece “kadın avcılığı” rezilliğinin üzerine varmasıyla değil. (17 Ağustos 1949’daki bir yazısında, münferit olmaktan çıkıp bir “kalıp içinde cereyan eden” bir cinayetlere dönüştüğünü belirttiği “ebe kadınlara taarruz” meselesine el atmış.) “Kadın düşmanlığı” terimini ilk kullananlardan biri, belki ilki bile olabilir Vâ-Nû. Akşam’da 18 Ekim 1948 tarihli makalesinin başlığı, bu:  “Kadın düşmanlığı.”

Vâ-Nû, vapurda “hakiki efkârı umumiyeye” kulak verme imkânı bulduğu ikinci mevkide işittiği konuşmalardan, kadın düşmanlığının cemiyetimizde ilerlemekte, gelişmekte olduğu izlenimini aldığını yazmış.  “Netekim,” son CHP kurultayının da, “‘kadınlar aileye dönsün, kadınlar âmme işlerinde çalışamasın’ cereyanının gitgide yer ettiğini” gösterdiği kanısında. Onun gözünde, “son defa Hitler rejiminde tozlu raflardan indirilmiş bir köhne dosya”dır bu.

Gündeliğe sirayet etmiş kadın düşmanlığının, kendisini kadınların iş bulma kolaylığına dair hasette gösterdiğini aktarmış. Gözlemlerine göre ahali, “kız çocuğu, genç kız, dul kadın, kâmilce kadın, ihtiyar nine, hülasa hangi yaşta olsa iş var,” kanaatindedir! Ayrıca kadınların “evlenmek işinde, ve dolayısiyla mirasa konmak mevzuunda, hayatta kendini kurtarmak bahtiyarlığında, başkasına bâr [yük] olup az çalışmak kurnazlığında,” erkeklerden daha şanslı oldukları kanaatindedir. “Evlerine dönsünler... Ortalığın beti bereketi kaçtıysa kadınlar evlerinde oturmuyor diyedir. İlk adım olarak kadın memurları işlerinden çıkarmak gerektir,” hızla yaygınlaştığını gözlemiş,  Vâ-Nû.

Şöyle bağlamış: “Kadın düşmanlığı, asrın icaplarına, memleketin ihtiyaçlarına uymıyan bir zihniyet hastalığıdır… Zihniyeti tedavi etmeli.”


[1] Bu gezintileri mümkün kıldığı için İsmail Çakmak’a teşekkür borçluyum.

[2] Orijinal imlâlara dokunmadım.

[3] https://birikimdergisi.com/haftalik/10282/munferit-silahlanma