• 30.08.2020 00:00
  • (1225)

 Cem Uzan, on beş gün kadar önce bir demeç verdi, Genç Parti’nin önümüzdeki ilk seçimde “mutlaka bir ittifakın içinde yer alacağını” açıkladı. Yaklaşık bir aydır, iktidarın Millet İttifakı’nın katılımcılarını ayartma teşebbüsleri üzerine konuşuluyor. Deva ve Gelecek partilerinin hangi seçim ittifakına katılacağı üzerine, epeydir bahisler tutuşuluyor. Her siyasal aktör, Millet ve Cumhur ittifaklarına aidiyetine veya meyline göre konumlandırılıyor.

Tekçi bir siyasî yapıyı hedefleyen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, gitgide saçaklanan seçim ittifaklarını adeta siyasal meşahatin temel birimleri haline getirmiş bulunuyor.

***

İttifak - veya koalisyon. Avrupa’da 31, Amerika kıtasında 5, Afrika’da 13, Asya’da 19 ülke koalisyon hükümetiyle yönetiliyor. Hindistan’da meş’um Modi’nin Hindu milliyetçisi BJP’si de, mesela, 1998’den beri, irili ufaklı 25 partinin dahil olduğu Millî Demokratik İttifak hüküm sürüyor. Her millet kendi Cumhur İttifakı’nı bulacaktır.

***

Almanya siyaseti, ulusal ve yerel düzeyinde, koalisyonların renk yelpazesidir. Halen iş başında, Hıristiyan-demokratlarla sosyal demokratların siyah-kırmızı “büyük koalisyonu” bulunuyor. Geçmişte hem Hıristiyan-demokratlar hem sosyal demokratlar ve liberal Hür Demokratların sarısıyla yan yana gelip siyah-sarı ve kırmızı-sarı koalisyonlar kurdular. 1998-2005 arasında sosyal demokratlarla Yeşiller’in kırmızı-yeşil koalisyonu hüküm sürdü. Eyaletlerde de bunların hepsi var, ayrıca yeni çeşitler var. 2008’den sonra üç eyalette siyah-yeşil koalisyon kuruldu, kiwi de deniyor. Thüringen eyaletini 2014’ten beri kırmızı-kırmızı-yeşil koalisyon yönetiyor; ikinci kırmızı, Sol Parti’dir, Türkçenin imkânını kullanıp kızıl diye ayırt edebiliriz. 2009’dan sonra iki eyalette Hıristiyan-Demokrat, Yeşiller, liberaller ittifakıyla kurulan koalisyona, siyah-yeşil-sarı bayrağına atıfla “Jamaika” deniyor.

Türkiye’deki ittifakların rengi? Hep kırmızı-beyaz!

***

Bir bakıma, Türkiye’nin modern siyasî tarihinde ittifaklar/koalisyonlar o kadar da yeni değildir.

CHP’nin çok partili dönemdeki bütün iktidar tecrübeleri, koalisyon tecrübeleridir. 1961-1965 döneminde irili ufaklı sağ partilerle, 1974’te Milli Selamet Partisi ile, 1978-1979’da merkez sağ ve merkez-sol küçük partilerle. 1991-1996’da DYP ile. DSP de 1997-1999’da iki merkez sağ partiyle, 1999-2002’de MHP ve ANAP’la koalisyon hükümetleri kurdu.

Sağda da bir devamlılık görebilirsiniz. Milli Görüş ve Milliyetçi Hareket Partisi, 1960’ların sonunda ayrışmadan evvel, Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin açtığı koalisyon şemsiyesinin altındaydılar, bir bakıma.[1] 1970’lerin ikinci yarısında, Milliyetçi Cephe’ler şemsiyesi altında tekrar yan yana gelmişlerdi. AKP iktidarının 2015 sonrasında MHP’yle kenetlenerek girdiği Milliyetçi Cephe çizgisi, Cumhur İttifakı’yla resmiyet kazandı.

Yeni olan, seçimler sonrasında hükümet kuracak çoğunluğu sağlamak üzere oluşturulan koalisyonların yerini, seçimlerde %51’i toplama hedefiyle derlenen seçim ittifaklarının almasıdır.

***

Demokrasi için hep kullanılan “uzlaşma rejimi” klişesi, layığını, ittifaklarda-koalisyonlarda bulur. Demokratik açıdan ittifaklardan, farklı çıkarları, öncelikleri, dilleri birbiriyle konuşabilir, birbirini anlar hale getireceği umulur. Almanca siyaset terminolojisinde “koalisyona ehil olma” veya “koalisyon kabiliyeti” (Koalitionsfähigkeit) kavramı var; ittifak kurmaya, uzlaşmaya, müzakereye açık olmayı, asgarî müşterek arama-bulma kapasitesini tanımlar. Bazı siyasî geleneklerde, bu kapasitesi geniş olan siyasî aktörler için “koalisyon sanatçısı” tabiri kullanılır. Siyaset bilimi literatüründe ittifak/koalisyon geçici yarı-parti olarak da tanımlanır; zamanla-hedefle sınırlı olarak, adeta onu oluşturan partilerden ayrı müstakil bir partiye benzer.

Belki zamanımızda, ideolojik aidiyetlerin gevşediği, daha eklektik hale geldiği, siyasi partilerin halka ilişkiler operatörlerine benzediği, yani her şey gibi siyasetin de prekarizasyona uğradığı (yani aşırı esnekleştiği, güvencesizleştiği, geçicileştiği) koşullarda, siyasal faaliyet daha fazla ittifaklar-koalisyonlar üzerinden yürüyecek. Koalisyona ehil olmak, yani çeşitli bağlamlarda, konularda, çeşitli muhataplarla ittifak zeminleri kurabilme -ve bunu behemehal yapabilme- kapasitesi, eskisinden de önemli bir siyasî kabiliyet haline gelecek.

Zaten koalisyon kabiliyeti, siyaset kabiliyetinin ta kendisi değil mi? Kimlik kafesinden çıkmak, tahsisli alanlara kısılmamak, birtakım “pozisyonlarda” donup kalmamak, cılkı çıkmış teşbihle başka “mahalleye” uzanmak, başkalarıyla gerçekten temas etmek, etkileşime girmek, meramını başka zihniyet dünyalarına tercüme etmeye gayret etmek… koalisyon kabiliyeti, budur aslında.

***

İttifakların-koalisyonların karanlık yüzü, tabii ki, oportünizmdir; aritmetik çokluk ve güç uğruna her yolu mubah gören ittifak cambazlığıdır. Koalisyon sanatçılığı yerine koalisyon bezirgânlığından söz etmek gerekir o zaman.

Bu marazın belirtileri: Koalisyon ortağını veya ortaklarını ‘idare etme’ icabını eylemsizliğin, fikirsizliğin mazeretine dönüştürmek ve bunu otomatiğe bağlamaktır; ittifakın bekasını kollamanın, topluma dönük siyaseti ikame eder hale gelmesidir.

Koalisyonun olağan hükümet biçimi olduğu Almanya’da Yeşiller’in 2020 yılı siyasî strateji düsturu: “Koalisyon ideolojisi yerine biraz daha fazla pragmatizm.” Kastettikleri: bir eyalette veya federal düzeyde halihazırda yer aldıkları veya oluşturmayı tasarladıkları koalisyonun çizgisine körü körüne sadakat zorunluluğunu hissetmeden, her somut duruma, her özgül soruna göre karar verme esnekliğini artırmak.

***

İttifak, TDK Sözlüğü’ne göre “anlaşmak, uyuşmak, bağlaşmak”tır. Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, dört anlam sıralıyor: 1) Görüş birliğine varma, uyuşma, 2) anlaşma, sözleşme, 3) oy birliği, 4) tesadüf, rast geliş. Dördüncü anlamı, gevşek ve muhtevasız ittifakların-koalisyonların alâmeti sayalım.

Koalisyon kelimesi, Latince “dostluk, birlik, çıkar birliği” anlamında coalitus’tan nakille 16. yüzyılda Fransızcaya girmiş. Kelimenin kökenindeki coalescere, “birleşme, beraber büyüme, büyüyüp serpilirken birleşme” anlamını ifade ediyor. Yani kelime derin kökünde, simbiyoza benzer bir ilişkiyi anlatıyor. Bu anlamı da, ‘nitelikli’ koalisyonların-ittifakların alâmeti sayalım.

***

“Büyüyüp serpilirken birleşme”ye varması zaten istenmeyebilir, ayrılar ayrıdır fakat “beraber büyüme” yeteneği kazanması, bir siyasî ittifaka iyi gelmez mi? Varsın sadece ‘asgarî, pek asgarî’ bir müşterekte ittifak etmiş olsun, varsın müşterekleri çoğaltmak bile gözde büyütülüyor olsun; o pek asgarî müştereği derinleştirmek, ilkeselleştirmek, içeriğini zenginleştirmek, böylece tahkim etmek, iyi olmaz mı?

Millet İttifakı’nı bu yönden eksik görenler, haksızlar mı?

“Koalisyona ehilliğini” son yerel seçimlerde ziyadesiyle kanıtlayan ama ortaklarının hâlâ ‘tanınmadığı’ ya da ilişkileri maslahatgüzar seviyesinde tuttuğu HDP (öyle ki, partinin eş genel başkanlarından Pervin Buldan, Şubat’ta bundan sonra “açık ittifak” istediklerini söyleme gereği duymuştu, bıkkınlıkla!), bu eksiği sürekli dile getiriyor. HDP’nin diğer eş başkanı Mithat Sancar Temmuz’daki konuşmalarında iktidara karşı demokrasi ittifakının “sadece itiraz değil inşayı” öngörmesi gerektiğini söylüyor. “Anti”ye kısılmayan bir ittifak perspektifine işaret ederek. Asgari müşterekleri artırmak mümkün değilse bile derinleştirmenin yolu bundan geçer. Selahattin Demirtaş’ın geçen hafta yazdığı demokrasi ittifakı modeli, işte öyle bir yol haritası önerisi.

***

Mithat Sancar, andığım konuşmalarında “adalete inanan, demokrasi isteyen, baskıya karşı nefes almak isteyen her bir bireye” hitap ederek, siyasi partilere değil “herkese” ittifak çağrısında bulunmuş, “toplumsal zeminde ittifak”tan söz etmişti.

Bu şiar, 1990’ların ikinci yarısında Kolombiya’nın başşehri Bogota’da şehri hem altyapı ve hizmetler, hem kararlara katılım, hem başta kadınlar olmak üzere herkesin güvenle sokağa çıkabilmesi bakımından daha iyi yaşanır hale getiren belediye başkanı Muckos’un siyaseti hakkındaki bir vasıflandırmayı aklıma getirdi. Siyasetin itibarsızlaşmış olduğu, hukuksuzluğun ve mafyavari yapıların hüküm sürdüğü şartlarda Muckos’un bunu yapabilecek güce, toplumu harekete geçirmesi sayesinde eriştiğini anlatan Acemoğlu ve Robinson, onun “doğrudan yurttaşlarla bir koalisyon oluşturduğu” ifadesini kullanıyorlar.[2]

Tuhaf, çelişkili görünebilir, bir siyasi aktörün diğer aktörlerle değil de yurttaşlarla, toplumla ittifakından söz etmek. Çelişki varsa, tuhaf bir şey varsa, aslında siyasetin katılım mekanizmalarının hepten kağşamış olmasındandır.

Mithat Sancar’ın “toplumsal zeminde ittifak” çağrısını, aynı zamanda siyasetin bu varoluşsal zaafıyla ilgili bir dikkat olarak görmeli. Kapalı kapılar ardında müzakere de, koalisyon kabiliyetini geliştiren bir hünerdir şüphesiz. Fakat “toplumsal zeminde ittifak” veya “doğrudan yurttaşlarla koalisyon” olmadan, o hüner de tavsar. Evet, “adalete inanan, demokrasi isteyen, baskıya karşı nefes almak isteyen… herkese” temas ederek geliştirilecek bir koalisyon kabiliyetine ihtiyaç var.


[1] Aslında, illâ HDP gibi ‘resmen’ öyle olması gerekmez, hemen her siyasî parti kendi içinde de ittifaktır/koalisyondur. O gözle bakarak, her partiyi daha iyi anlarsınız.

[2] Daron Acemoğlu – James A. Robinson: Dar Koridor, çev. Yüksel Taşkın, Doğan Kitap, 2020, s. 497-498.