• 7.03.2022 06:50

Düzce ölçeğindeki bir şehirde herhangi legal bir siyasi parti teşkilatının gerçek gücü ‘’aday belirleme’’ dönemlerinde ortaya çıkar. İktidara namzet tüm partilerin onu elde etmeden önce ısrarla değiştirmeyi vaat ettikleri ve ama sonrasında bir türlü güncellenmesine yanaşmadıkları çarpık mer’i seçim yasaları ve siyasi partiler kanunu esasen bu yerel teşkilatların gücünün azalması veya çoğalmasına nasıl isteniyorsa etki eden başlıca amillerden biridir.

Türkiye siyasetinin 20 yıllık geçmişine göz attığımızda ve Düzce gibi illerde aday belirleme takvimlerinin işleyişine baktığımızda ortaya çıkan manzaranın, taban esaslı temel demokrasi ilkelerinden açık ara uzakta olduğu ve yerel teşkilatların bir nevi etkisiz eleman rolü oynadıklarıdır. Üzerine kafa yorulduğunda birçok sebepten söz edilebilirse de çıplak gerçeklik, tabanda oluşamayan demokrasinin yukarıya da aynı şekilde sirayet ettiği ve en son faturanın ülkemizin yönetiliş biçimine yansıdığıdır.

Bu karmaşık, daha doğrusu ucube sistemin komşu iki il örneğinde (Düzce-Bolu) nasıl farklı sonuçlar yaratabildiğini anlarsak söylemek istediklerimiz daha çok berraklaşabilir. Düzce’den çok daha eski bir yerleşim olan Bolu, uzun yıllara sari vilayet tecrübesi, oturmuş demokrasi kültürü ve şehir geleneğiyle aynı yasa ve uygulamalara tabi olduğu halde, siyasi yönetici adayı belirleme süreçlerinde çok daha aktif ve etkili bir pozisyon alabilmektedir. Mesela Bolu hiçbir zaman kendisiyle yoğrulmamış birini ne yerel ne de genel seçimlerde aday göstermez. Çok az sayıda istisnası olabilir belki ama bu durum ortalama tavrını değiştirmez.

Her parti teşkilatında olduğu gibi Bolu’daki siyasi organizasyonlarda da farklı adayı destekleyen gruplar oluşur ama hangi kesim ağır basarsa bassın belirledikleri aday kendilerinden biri olur. Yani en az üç kuşak mezarları, işleri güçleri, görevleri sorumlulukları Bolu’dadır, kimlikleri açık, aileleri bilindik ve oraya aittirler. Siyasi parti teşkilatlarına Bolu’da aday dayatamazsınız, kendinden saymadığını listelere sokamazsınız, bunu yapmaya kalktığınızda ise seçimlerde kaybetmeyi peşinen göze almışsınızdır. Dolayısıyla bu ucube sistemde dahi parti teşkilatları güçlü ve istediğine ulaşabilendir. Zira öz Bolululuk geçer akçedir.

Düzce’miz ise görece yeni bir yerleşim ve vilayet olması nedeniyle belki böylesi bir duygu ve teamülün tam olarak gelişmediğini söylemek mümkündür ancak, çok da erken sayılmaz artık. Düzce’nin yeterince Düzcelileri vardır ve bundan sonra sayı ve etkileriyle her türlü organizasyon ve teşekkülde yer almaları bu şehre bağlılık ve sorumlulukları gereğidir. Değilse, şehre ilişkin aidiyet ve bağlılık duyguları konusunda zafiyet gören gerek iktidar ve gerekse muhalefet partileri merkez çevreleri, aday belirlemeleri esnasında bu boşluğu kendi ‘’dostlarını’’ iteleyerek doldurmaktan asla vazgeçmezler.

Bu sözlerim mikro milliyetçilik ya da elitizm gibi asla algılanmamalıdır. Ama her şehrin kendine has bir dokusu ve geçmişi olduğu gibi Düzce’nin de vardır. Doğal olarak yöneticilerinin belirlenmesi noktasında kanaat ve iradeleri mühimdir. Söylemek istediğim, şehrin tarihine ve bugününe hakim, genel merkez dayatmaları karşısında güçlü ve onurlu tavır sergileyebilecek, temsilde her kesimi kuşatabilecek, Düzce’nin ve tüm Düzcelilerin baktığında kendisini görebileceği ve işi gücü şehrini daha iyi yaşanabilir kılmak olan, sadece kendisinin değil tüm vilayetin ikbalini önceleyen hakiki teşkilat ve yöneticilere ihtiyaç vardır.

 Esasen dar-ı bekaya irtihal ettiğinde bu şehirde ve işte bu insanların omuzlarında kabrine defnedileceği bilinciyle davranacak Düzceli önder ve siyasetçilere gereksinimimiz her zamankinden daha fazladır. Aslında böylesi dostlarımızın yeterince de var olduğunu düşünmekteyim. Sadece biraz daha cesaret, birliktelik ve Düzcelilik ruhu lütfen…

Selam ve esenlikler.