Biraz da huzur ve umut verin be kardeşim!

  • 20.02.2020 00:00

  Karar gazetesi önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği   mülakatı yayınladığı gün, halen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sıfatı taşıyan bir şahıs çıktı ve kötü bir Türkçeyle  sosyal medya hesabından yaptığı açıklamalarla sağduyu sahibi tüm kamuoyunu dehşet düşürdü. Zamanında AK Partiye aleni savaş açmış olması bir yana, 27 Nisan 2007 Genelkurmay Muhtırasını hararetle savunmuş, 2008 AK Parti kapatma davasını ise büyük bir rahmet olarak gördüğünü ekonomi yazarı olarak çalıştığı gazetenin sütunlarında açıkça dile getirmiş bu kişinin; Sayın Gül’ün adını her zikredişinde önüne eklediği hakaret dolu sıfatlar şayet tam anlamıyla ‘pislik olsun’ için değilse, kesinlikle derin bir muhakeme, izan ve belki de ahlak yoksunluğuyla açıklanabilir nitelikteydi.

Sayın Gül’ü seversiniz sevmezsiniz, ifade ettiği görüşlere katılırsınız katılmazsınız, destekler ya da eleştirirsiniz de sürekli ‘ihanetle’ suçlamak, ‘İngiltere Kraliçesinin öz oğlu’ şeklinde ifadeler kullanmak -kaldıysa şayet- devlet geleneğimizin neresine sığar? Vazgeçtim teamül, nezaket ve edepten, kendi titri önünde ‘’Cumhurbaşkanı’’ ibaresi taşıyan birisinin, eski bir Cumhurbaşkanına yönelik hiçbir asgari ‘seviye’ emaresi dahi taşımayan açıklamaları sonrasında bu zatın halen ‘Başdanışmanlık’ makamında tutulması dahi devletimiz ve milletimiz adına bir zül değil midir?

Sanırım değilmiş! Bunu nereden ve nasıl mı anladım? Tabi ki, ilk olarak söz konusu başdanışmanın açıklamaları sonrası oluşan tepkilerin ne olduğunu merak edip sosyal medyaya girdiğimde. Kavala davasında beraat kararının açıklamasıyla Sayın Gül’ün mülakatının aynı güne denk gelmesi, iki gün önce Sayın Davutoğlu’nun şahsi tüm davalarından feragat ettiğini açıklamasını ‘Gezi davasından’ çekildi şeklinde manşetleştirilmesi -Geziyle ilgili şahsi bir davası bulunmadığı açıklandığı halde-, günlerdir süregiden darbe senaryolarıyla bu gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi dolayısıyla, tıpkı bu başdanışmanının mantık dışı kurgularına benzer saçmalıklardan mürekkep komplo teorilerinin havalarda uçuşmasına şahit olmak oldukça şaşırtıcı ve yorucu oldu benim için.

Son iki gündür sosyal medya takip maceram sadece bu gibi deli saçması sanrıları okumaktan ibaret olsaydı şayet, çok fazla önemsemeyebilirdim. Ancak siyasi görüş ve anlayış farklılıklarının özellikle sosyal medya alanında bu denli dışlayıcı, nobran, tehditkar, saygısız, vicdansız, ahlaksız bir üslup ve dile evrilmiş olduğuna tanık olmak beni gerçekten üzdü.

Hükümet cenahına haklı haksız bakmaksızın her nedense  ‘ölümüne ‘ bir gayretkeşlikle destek veren ve kamuoyunda Pelikan medyası olarak bilinen kesim elemanları ve onlardan feyz alan siyasi fanatiklerin söz konusu davada sanki Kavala ve bazı şahıslar değil de, Gezinin kamu düzenini bozmaya yönelik vandallık, şiddet ve anarşi içeren eylemlere yeltenen suçluları yargılanıp beraat etmişçesine bir feveranla giriştikleri linçci tutum rasyonel olmaktan uzak ve ülkemizin iç huzuruna fayda sağlamaz niteliktedir. Aynı şekilde Geziye destek veren bazı kesimlerin sonrasında yaşanan olumsuzlukları ve içlerinde biriktirdikleri nefret temelli iktidar karşıtlığının ülkemize verdiği zararları göz ardı ederek, Kavala’nın beraati üzerinden Gezi süreci sanki pirüpakakmışçasına bir pişkinlikle giriştikleri ‘Gezi yargılanamaz’ türü sosyal medya operasyonlarının ne Kavala’ya ne de sosyal barışımıza bir katkısının olacağını, bilakis ikisine de zarar vereceğini artık idrak etmeleri gerekir. Ayrıca bu vandallıkları gerçekleştirenler, şiddet içeren eylemlere karışanlar ve  bayrağımızı yakan şahıslar o dönem içerisinde tek tek yakalanıp yargılanmış ve gerekli cezalara çarptırılmışlardır. Aradan geçen yaklaşık 7 yıl sonra nedir bu Kavala davası vesilesiyle Gezi üzerinden yayılmaya çalışılan akıl dışı bu korku ve huzursuzluk ikliminin nedeni?

Özellikle İdlip ve Libya gibi yakıcı meselelerin önümüzde durduğu, milli birliği pekiştirip tüm dünyanın gözleri önüne güçlü bir şekilde koymamız gerektiği günlerde, nedir bu asla tam cevapları olmayan ve kutuplaşıp kamplaştırmaktan başka bir işe yaramayan suni gündemlerle birbirimizi yeme çabası? Tüm dünya ve özellikle uluslararası auramızdaki rakip aktörlerin dikkatle bizleri izlediği bir dönemde nedir bu yaratılmaya çalışılan nefret ve kin iklimi? Kendi içindeki tüm farklı unsurlar arasında huzur ve barışı sağlayamayan, vatandaşlarını hukuk güvencesiyle kendisine tam olarak bağlayamayan hangi devlet, bir başkasının istikrarına fayda sağlayabilir ki?

Yıllarca siyaset yapmış ve halen siyaseti çok yakından izleyen biri olarak bu işin bir çözüm anahtarının Sayın Cumhurbaşkanının elinde olduğunu düşünenlerdenim. Siyasi üslubunu, tarzını ve dilini bu saatten sonra ne kadar değiştirmesi mümkün olabilir tam olarak bilmiyorum ama hayalinde Büyük Türkiye gibi bir ideal varsa öncelikle eski ve muteber yol arkadaşlarıyla ayrı siyasi oluşumlar içerisine girmiş olsalar dahi bir araya gelip müzakerelerde bulunması, onları iktidarını tehdit eden düşmanlar olarak görmekten ziyade devleti doğru ve sağlıklı yönetmek konusunda yararlanabileceği akil figürler olarak değerlendirmesi tüm atmosferi farklı bir yöne sürükleyebilir. Yine aynı şekilde diğer muhalefet partileriyle de en azından seçim dışı dönemlerde nezaket çerçevesinde görüş alışverişine dayalı bir ilişkiyi denemesi zat-ı alilerinin değerinden bir şey eksiltmez, bilakis onu yüceltir. (Nasıl olsa seçim süreçlerinde birbirlerinin canına ziyadesiyle okuyorlar.)  Özellikle tüm ülkemizi ilgilendiren stratejik konularda desteklerini arkasına almaya çalışması ve geçmişte kalmış ayrışım konularına takılıp kalmayıp güçlü ortak aidiyetlerimiz üzerinden bunu sağlayabilir.

Sayın Cumhurbaşkanının kuşatıcılık yönündeki tarz değişikliğini inandırıcı kılabilmesi için yapması gereken ilk icraatlardan biri, bu yazının kaleme alınmasına neden olan hoyrat, sevimsiz ve seviyesiz tarzlarıyla milletin tepkisini üzerlerine çekip, zat-ı alilerine ve ‘davaya’ verecekleri zararı zerre umursamayan kraldan çok kralcı yalaka zevatı başdanışman gibi afili unvanlar taşısalar dahi bir an önce yanından uzaklaştırması. İkincil olarak hiçbir düşünce ve değer üretmeyen, bilakis salt iktidar gücüne yaslanarak takındıkları antipatik duruş ve söylemlerle her geçen gün geniş kitlelerin tepkisini çeken gazeteci, akademisyen, yazar ya da trol vs. kesimlerin göz önünden çekilmesi.

Ne yazık bu saatten sonra olmayacağını, artık olamayacağını biliyorum ama, içimden böylesi bir iyimserlik rüzgarı geldi geçti işte. Keşke olabilse ve şu içinde bulunduğumuz kabus havasından ülkece biraz uzaklaşabilseydik…

İstediğimiz sadece biraz normalleşme, azıcık da huzur ve umut verin be kardeşim!

Selam ve esenlikler…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akçakoca TV (www.akcakocatv.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Mobil Uygulamalarımız

IOS UygulamamızAndroid Uygulamamız