• 10.06.2014 00:00
  • (2617)

 Geçtiğimiz haftasonu  Düzce ve ilçelerinde yağan şiddetli yağmur pek çok yerde sellere ve derelerin taşmasına neden oldu.

Sel nedeniyle ev ve işyerlerimiz su altında kaldı. Yollar tahrip oldu. Ekili alanlarımız su altında kaldı. Su şebekelerimiz tahrip oldu. Selden en fazla etkilenen Cumayeri ilçemizde çok ciddi maddi kayıpların olduğu biliniyor.

Valiliğin oluşturduğu komisyonun yapacağı hasar tespit çalışması bittiğinde, Düzce ve ilçelerinde selin açtığı maddi zararın boyutu biraz daha netleşecek.

***

Son sel felaketinde bir kez daha gördük ki; hem deprem, hem sel açısından birinci derecede afet bölgesi olan Düzce’de ne yapacağını bilen, krizi yönetebilen bir afet yönetim merkezimiz hala yok…

Bir kez daha gördük ki, altyapıya gereken önemi dün vermemiştik, bugün de hala vermiyoruz.

Ne valilik, ne kaymakamlıklar ne belediyeler bu konudaki sorumluluklarını hala yerine getirmiyor…

Selden en fazla etkilenen Cumayeri ilçemizi ele alalım…

Dere yatağı üzerine yapılan ev ve işyerlerine yapı ruhsatı veren devlet ve belediye yetkilileri kim?

Ya son yaşadığımız sel felaketinde can kayıplarımız olsaydı bunun vicdani, ahlaki ve hukuki sorumluluğu kime ait olacaktı… Bu sorulara var mı bir cevabımız?

Emin olun ateş düştüğü yeri yakacak ve dün olduğu gibi herkes acısıyla baş başa kalacaktı.

Benim anlatmak istediğim, yaşadığımız son sel felaketi Düzce için bir milat olması, tedbirleri yaşadığımız her felaket sonrası el yordamıyla değil,  bir plan dahilinde yapılmasıdır…

Böyle bir sel felaketini  yaşamadan  önce yapılması gerekenler var:

Dere yatakları kenarlarına yapılaşma mutlaka ama mutlaka engellenmeli. Buna müsaade eden yerel yöneticiler hakkında yasal işlemler başlatılmalı. Her yıl tüm dere yatakları ve kanalların temizliği için seferberlik ilan edilmeli. Fındık hasadı bitiminde vatandaşların dere ve öz kenarlarına doldurdukları çalı çırpının önüne geçilmeli.  Dere ve kanalların üzerine gelişi güzel köprü yapımı engellenmeli. En önemlisi orman ve ağaç varlığımız korunmalı. Ormanların planlı kesim adı altında yok edilmesi engellenmeli. Bu nedenle Uğursuyu Havzası ile Gölyaka Aksu Havzası bölgesine yapılan HES inşaatları tekrar gözden geçirilmeli.Her önüne gelen maden ve taş ocağı ruhsatı verilmemeli.

Bu tespiti yaptıktan sonra şu soruyu sormak lazım.

Bu işle görevli kamu kuruluşlarının bu tür olaylara hazırlık düzeyleri yeterlimidir? Siyasi irade bu konularda görevini yapıyor mu ?  Elbette hayır.

Öncelikle DSİ yani Devlet Su İşleri’nin nehir,dere ve çayların ıslah edilmesi, sel sularına karşı yapılacak  projelerin ve ödeneklerin  takipçisi olmaları gerekiyor.

Mesela yapımı yıllardır devam eden Karaca dersi  ile  Asar deresi  ıslah projesi bir türlü neden bitmiyor?

Yapı devam eden HES inşaatlarının Düzce’ye verdiği olumsuz etkiler, üreteceği enerjinin getireceği faydadan daha mı az? Var mı bir araştırma…

Değerli okurlar; ben, her 5 Haziran Dünya Çevre Haftası etkinliklerinde, devlet zevatının takım elbiseleri ile Atatürk heykellerinin önüne geçip  bize çevrecinin daniskası olduklarını göstermek üzere etkinlikler düzenlemelerinden gına geldim.

İçinde yaşadığımız Dünyayı acımasızca ne hâle getirdiğimizi Ömer Madra, şöyle özetlemiş:  “Gezegen kozmik bir şantiyeye dönmüş durumda. İnsanlık, medeniyet inşaatını dev iş makineleriyle sürdürüyor. Tüm akarsular bentleniyor, nehirler, göller barajlanıyor, dağlar kazılıyor, kayalar çatlatılıyor, denizler taranıyor, deniz canlıları radarlarla tüketiliyor, deniz diplerine, ovalara, dağlara, yaylalara su kuyuları açılıyor, taşocakları, kum ocakları, kömür ocakları çalıştırılıyor, boksit, altın, bakır, koltan madenleri, nadir metaller çıkarılıyor, petrol boruları, katran kumu boruları, doğalgaz boruları döşeniyor, demiryolları, karayolları, köprüler, havalimanları yapılıyor, arklar açılıyor, kanallar kazılıyor, yaylalar düzleniyor, yağmur ormanları kesiliyor, orman tabanları ateşe veriliyor, küller ve molozlar denizlere, derelere, çaylara boca ediliyor, geniş topraklarda dev makineler tek kültür tarımı yapıyor, mahsulü ekiyor, biçiyor, ürünü topluyor, ambalajlıyor, gemilere, kamyonlara, trenlere dolduruyor, satıyor ve aldığı paralarla yeni kazılar, yeni inşaatlar, yeni yollar ve köprüler yapıyor...”

Çevre deyince aklına sadece çöp depolama ve arıtmadan başka bir şey gelmeyen belediyelerin, kırmızı kurdeleler keserek yaptıkları etkinliklerle, yol kenarlarına ve kavşaklara ağaç dikme, kaldırımlara çiçekle süs yapma, AVM bahçesinde pil toplama, çocuklara resim yaptırma gibi etkinliklerin ötesinde, altyapıya daha fazla önem vermeleri gerekiyor.

Atalarımızın bize emanet ettiği ve bizden sonraki nesillere bırakacağımız yaşadığımız bu toprakları, doğayı korumanın zerre kadar içselleştirilmediği 5 Haziran çevre haftasında yapılan göstermelik kutlamalarla değil, gerçekten radikal önlemlerle korunacağına ve bu sayede yaşadığımız doğal afetlerin neden olacağı zararların en alt düzeye indirileceğine  inanıyorum.

.