• 9.01.2016 00:00
  • (2641)

Hırsları yüzünden, İçlerindeki O güzel Çocuğu Öldürenlere ithafen

Geçtiğimiz günlerde, Büyüklere masallar anlatan yazar Antoine De Saint-Exupery’nin “Büyük insanların bir zamanlar ki çocukluğuna adadığı” Küçük Prenslerden birinin hazin sonunu öğrendim.

Bizim tanıdığımız Küçük Prens, çölde karşılaştığı pilota yaşamımızda çok önemli bir değer olan ama büyüdükçe ihmal ettiğimiz; sevgi ve emek üzerine dersler verdikten sonra, kendi gezegenine dönmek yerine, etrafı denizlerle çevrili yeşil bir vahaya uğramış.

Gördüğü manzara o kadar güzelmiş ki, adeta büyülenmiş. Coşkuyla, karşılaştığı insanlara ( biz kasabanın sakinleri diyelim) “ ne kadar güzel bir yerde yaşadıklarını” anlatmaya başlamış. Oysa, insanlar o kadar meşgullermiş ki, etraflarında neşe içinde koşan, bir şeyler anlatan çocuğu duymuyorlarmış bile. Her yere gidiyormuş, Küçük Prens. Kahvelere, Yaşlıları ziyarete, Okullara…

Sineması, Tiyatrosu olmayan kasabada insanlara, kitap okumalarını önerip, duruyormuş. Küçük Prensin coşkuyla insanları yaşamın güzelliklerine davet ettiğini gören ve bundan acayip sıkılan biri bizim Prensi yanına çağırmış.

-          Bak çocuğum, anladık, eğleniyorsun ama herkesin işi gücü var. Onları oyalama, sen de çalış” demiş.

-          Küçük Prensimizin canı çok sıkılsa da:  –“ Ne iş yapabilirim ki” diye sormuş.

-          “Şu çalışan insanların ne iş yaptıklarını, ne kadar yediklerini, kahvede ne kadar oturduklarını, ne konuştuklarını not et, bana getir” demiş.

-          “ Neden ki ? “ diye sormuş, Prens

-          Onlar için neler yapabileceğimizi planlayacağız” demiş adam

Kasaba halkı için iyi şeyler yaptığını hayal etmiş Prensimiz. ‘Aşağı kahvehaneyi yukarı taşıyayım önce sonra notlarımı tutarım’ demiş, kendi kendine.

Kendine sunulan bu işe öyle bir bağlanmış ki, bu işi yaratan adama neredeyse minnet duymaya başlamış. Diğer insanlar gibi, hayatında ilk defa işe yaradığını, artık büyüdüğünü sanıyormuş. Öyle ki,  çok sevdiği çiçeğini sulamayı bile unutmuş.  Nihayetinde, Pilot koyuna ip çizmediği için saldığı koyunun çiçeğini yediğini bile fark etmemiş.  Artık büyüdüğü için insanlara yaşamın güzelliklerini anlatmıyormuş. Bir süre sonra;  insanlar, bir zamanlar Küçük Prens isimli bir çocuğun kasabalarına geldiğini unutmuşlar.

Sadece bir gün, çalıların arasında neşeyle öten kuşların sesini duyan yaşlı bir kadın, kuş sesiyle neşelenince: “- Sahi, buralara bir Küçük Prens gelmişti, ne oldu acaba O’na? “ diye mırıldanmış.

Çalıkuşu duymuş kadının sesini ve cevap vermiş. – O işi kabul ettiği gün hayalleri ile birlikte öldü” demiş.

-          “Belki, Uyuyan Güzel gibi uyuyordur” demiş Kadın

-          “Martılar gibi hayalperestsin” demiş Çalıkuşu. “ Kralların masasına oturduğu gün hafızası silinmeye başladı. Kralların masasında oynanan tek oyun Satrançtır. Herkes bilir ki, Satranç oyunu, Şahı korumak için önce piyonların gözden çıkarıldığı bir oyundur. O oyunda Uyuyan Güzeller olmaz.  Olsa olsa Şirinleri kovalayan GARGAMELLER olur” diye bitirmiş sözünü.