•  
  • (3407)

 “Kimsesizlerin Kimsesi” olduğunu söyleyerek çıkmıştın yola… Öyle bir zamanda çıkmıştın ki ortaya; işçi sınıfının, emekçilerin,  demokratik kitle örgütlerinin 12 Eylül darbesi ile üzerinden geçilmiş, yoksullar daha da yoksullaşmış ve umudu tükenmiş olarak kurtarıcı bekliyorlardı.  Bu süreçte sadece Allah’a sığınmış, yaşamdan umutlarını kesmişlerdi.

 

Sonra sen çıktın… Yoksulluğunuzun, yoksunluğunuzun nedeni olarak;   “fakir, çalmadığı için fakirdir” dedin… Kışın ısınmaları için kömür, Ramazanda, bayramlarda iaşe dağıttın… O kadar çaresiz ve itilmişlerdi ki, sosyal devletten vatandaş olarak isteyebileceklerinin farkında bile değillerdi. Sen onlara istemeyi öğrettin… Sosyal bir hak olarak değil, biat etme karşılığı olarak vermeyi vaat ettin… Ama en büyük devrimini sağlık sisteminde yaptın. Kamu hastanelerinin, Özel Hastanelerin kapılarını bu yoksul insanlara açtın…

 

Ve “Uzun Adam” oldun… “ Anayasa değiştirme, demokratikleşme” vaatleri verdin…  Muhafazakâr sağ bir iktidar olarak, solcuları, liberalleri bile peşine taktın… “ Kürt sorununu bitireceğim, cenazeler gelmeyecek, bunun için her şeyi göze aldım” dedin…  Cumhuriyet Mitinglerinden güçlenerek çıktın. Çünkü halk artık darbe istemiyordu… Sana karşı olanlar bile seni taktir etmeye başlamıştı… Herşey, tabiri caizse “ güllük, gülistanlık görünüyordu…  

 

12 Eylül Anayasa’sının bazı maddelerinde değişiklik yapılana kadar, Çoğunluk tarafından hala sevilen ve demokrat bir insan olarak görülüyordunuz. ( neden tamamı değil de bazı maddelerin oylandığını hala anlamış değilim.  Demokrasinin önündeki en büyük engel olan  %10 barajının kaldırılması neden yoktu? )   Milli gelirimiz çok artmasa da, artan milli gelirden yoksul halk, emekliler, asgari ücretliler yararlanamasa da, huzurluyduk.

 

Ne oldu sana Uzun Adam?

 

Ekonomiyi canlandıran güç, İnşaat Sektörü  olunca, ranta açılacak arsa ihtiyaçları arttı.   Bu ya yeşil alanların yok edilmesi ile, ya da “kentsel dönüşüm” adı altında dar gelirli vatandaşların elinden oturduğu binaların alınması ile olacaktı. Ve öyle oldu.  Her şey bitti, yıllar önce yıkılmış Topçu Kışlasını, Taksim bölgesinde kalan son yeşil alan yapmaya karar verdin.  Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençler  o alana sahip çıktılar, gece çadır kurup, nöbet tuttular.  Çadırların güvenlik güçlerince yakıldığı o gecenin ardından benim gibi siyasetin oyunlarından uzak biri bile  “ Bunu yapanlar kimlerse, iktidarı zor durumda bırakmak için yaptılar” diye düşünürken, .o gençlere sahip çıkanların üzerine panzerler yolladın. Oysa o sabah yapacağın tek bir hareket bütün olacakların önüne  geçebilirdi.  Oraya gidip “ geçmiş olsun çocuklar, gençler” demen, gidemiyorsan birini göndermen yeterdi…  Ama senin gibi “usta” siyasetçi bu provokasyonu göremediği gibi “ benim kahraman polisim Gezi’de destan yazdı” dedin …

 

Ta ki 17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları ortaya atılana kadar… Yıllardır birlikte yürüdüğün dostlarına “aldatıldım, paralelciler beni aldattı, ne istediniz de vermedim?” diye isyan ederken, yolsuzluk iddiasında yer almayan partili dostların sana sahip çıkmadılar ama “parti benim, tek adam benim” duygusunu öyle güzel vermiştin ki; bu halk hastane kuyruklarını kaldıranın, kömürleri dağıtanın sen olduğunu düşündüğü için, seçimi  kazandın. Seçimi kazandığın o gece seni yalnız bırakan partili arkadaşlarına ve hepimize;  o gece seçimi kazansan da, kimsesiz olduğunu, düştüğünde yanında ailenden başka kimse olmayacağını fark ettiğini  gösterdin. Seçimi kazandığını gören herkes, lambaya üşüşen sinekler gibi birer birer geri döndüler.   Halkın “ne olursa olsun” desteklediği biri, artık yanlış da yapsa, sesleri çıkamazdı. “Süt dökmüş kedi olmuşlardı, sanki… Düşünsene, böyle bir insanın gerçek dostu olabilir mi? Olsa da güvenebilir mi? Zirve de yalnız olmak, daha güçlü olmayı zorunlu kılıyor. Artık, yalnız sokağa çıkamaz, kimseye güvenemez oluyorsun.  Ama ne olursa olsun arkanda halk vardı değil mi? Ne zamana kadar?

 

 

 

Sandın ki halk hep o teveccühü gösterecek, işaret ettiğini seçecek… Ama öyle olmadı. Aldatıldığın için o kadar öfkeliydin ki, en küçük eleştiriye bile tahammül edemedin.  “Kimsesizlerin kimsesiyim” diyen biri ne olursa olsun SOMA Maden faciasında yakınını kaybetmiş insanı, korumasına tekme, tokat dövdürür mü?  Çok mu zordu “ Başınız sağ olsun, bu ihmalin suçlularının hepsi cezalandırılacak, bu davanın takipçisiyim” demek… Bu tavırlarınla, bize gösterdiğin öfkenle anladık değiştiğini… Keşke, değişmeseydin… Keşke, Kimsesizlerin “ Uzun Adam” ı olarak kalsaydın…

 

Ne demiş şair :


 “Tarlada ekinim var deme, ambara girmeyince.
Hayırlı evladım var deme, el koynuna girmeyince.
Sadık dostum var deme, başına bir şey gelmeyince.”

 

İşte böyle “Uzun Adam” hikayenin sonunu hep birlikte göreceğiz.  Olacaklar herkesin- senin de- hayrına olsun…

 

Not 1 : Bu yazı Sayın Cumhurbaşkanına yazılmamıştır. Bir zamanların alçakgönüllü, tek yüzüklü halk çocuğuna yazılmıştır. "Sen" hitabını o halk çocuğuna karşı duyduğum şefkat nedeniyle kullandım. Yoksa haddim değil, Cumhurbaşkanına SEN demek... 

 

Not 2: Sağlıkta verilen hizmetlerde de sorun yaşıyoruz artık. Bütçeden sağlığa ayrılan pay yeterli değil. Ama  lüks kamu araçlarına, saraya inanılmaz paralar harcanıyor.