• 21.02.2015 00:00
  • (1635)

Sevgili kızımız Özgecan, yıllardır 3. Sayfa haberlerinden başka yer bulamayan kadın cinayetlerini gündeme taşıdı.

 

Türkiye’nin heryerinde eylemler, basın açıklamaları yapılıyor. Seçim dönemine denk geldiği için bunu “fırsata” çevirenler de oluyor maalesef. Bir süre daha konuşulacak;  herkes  toplumun tüm kesimlerinin lanetlediği bu cinayeti “ben de lanetledim” demek için bile olsa bir şeyler söyleyecek ve sonra yavaş, yavaş gündemden düşecek ve bizler “normal hayatlarımıza” “ikiyüzlü” yaşamlarımıza geri döneceğiz.

 

Toplumu ayağa kaldıran bu cinayetin hemen ardından,  Kadın cinayetlerinin devam ettiğini görüyoruz. Özgecan’ın yasını tutarken, bir yerlerde bir kadın çaresizce hayatta kalmak için direniyor… Çığlıklarını duymuyoruz!

 

Şiddete uğrayan kadınlar ne yapacak? Nereye gidecek? Kime sığınacak? Hele Kendisine şiddet uygulayan eşi ise, babası, kardeşiyse nereye kaçacak? Polise gitse, sonrası yok… Hele küçük yerlerde kurtuluş ışığı bile yok!

 

Çağan Irmak’ın Babam Ve Oğlum Filminde; Ölmek için yıllardır gitmediği baba evine dönen ve oğlunu emanet edecek bir yuva arayan babanın, babasına “ ONA BİR ODA VER BABA” sözlerindeki o çaresiz çığlığa,  sessizce saldığımız gözyaşlarımızı,  kendisi ve çocuğu adına akıtan ve gidecek yeri olmayan yüzlerce kadın adına haykırıyorum : “ ONA BİR ODA VERİN! ”

 

O’na / Onlara bir YUVA VERİN. Özgecan için tutulan yasların ve yapılan protestoların, gazete arşivlerinden, falanca tarihli protesto eylemlerinden öte bir anlam kazanmasını istiyorsak; Taleplerimizi yükseltme zamanı!

 

Yarın değil, ŞİMDİ!Toplumdaki şiddet dilinin ortadan kaldırılması, kadına yönelik ayırımcılığın önlenmesi, eğitim sistemindeki eşitsizliğin düzeltilmesi ile ilgili sorunlar dizisi, öyle kısa zamanda çözülecek gibi görünmüyor. Ama bugün için acil önlemlere ihtiyacımız var!  Gidecek yeri olmadığı için hergün yaşadığı şiddete katlanan kadın ve çocukların başını sokabilecekleri, kendilerini güvende hissedebilecekleri bir YUVAYA ihtiyacımız var!

 

Korunma Evleri; Nüfusu 50 bin yerine 5 bine kadar olan her yerde zorunlu olmalıdır.

 

5393 sayılı Belediye Yasası, 50 bin ve üzeri nüfuslu belediyelere sığınmaevi açma yükümlülüğü getirmiştir. Yapılan araştırmalar Türkiye’de kadınların %42’sinin şiddete uğradığını göstermektedir. Bu da demektir ki; 10 bin kadın nüfusun bulunduğu  heryerde  yaklaşık 238 kadın şiddete maruz kalmaktadır. Öncelikle, güvenliğimizi sağlamakla görevli Devletten, Kamu kurumlarından; Şiddete maruz kalan kadın ve çocukların kalabilecekleri bu evleri, bir an önce düzenlemelerini talep etmeliyiz.

 

Sağlık merkezlerinde,  şiddete ve tecavüze maruz kalanların başvurabilecekleri ACİL SAĞLIK BİRİMİ olmalı ve tüm işlemler kişilik hakları korunarak gizlilik içinde yürütülmelidir. Gidecek yerleri olmayan mağdurlar, bu sağlık kurumlarından, koruma evlerine götürülmeli, kendi ayakları üzerinde durabilecek ve yeni bir hayata başlayabilecek güce gelene kadar koruma altına alınmalıdır.

 

Ve son olarak da; Şiddet uygulayanlara uyarıcı elektronik kelepçe takılmalı, mağdurlara yaklaşmaları engellenmeli, psikolojik tedavileri yapılmalı, olumlu raporları verilmeden kelepçe çıkarılmamalıdır.