• 2.04.2014 00:00

 Seçim sandıklarının başında görevli olan parti temsilcileri seçmeni beklerken sohbet ediyorlar.

Sohbet ettiği başı açık modern görünümlü kadının AK Partili odluğunu öğrenen CHP’li temsilci kadına dönerek “ Aaaa sen hırsız partisinden misin?” diyor.

Ak Partinin temsilcisi cevap vermeyerek, herhangi bir tartışma çıkmasının önüne geçiyor.  Daha sonra kadın hissettiklerini şöyle anlatıyor : “ Beni aşağıladı… Geçmiş yıllarda yaptıkları gibi bizi yine aşağıladılar ve aşağılamaya devam ediyorlar. Ben Ak Partinin sosyal politikalarını beğeniyorum. Başörtülü kadınların artık okula devam edebilmesini, istediğim hastaneye gidebilmeyi ve tercihlerim için ötekileştirilmemeyi önemsiyorum. Ak Parti’nin karşısında duran partiler yıllardır; başta CHP olmak üzere, bana ve benim gibilere geri kalmış, koyun gibi güdülebilen insanlar muamelesi yaptılar. Şimdi bana yaklaşımını nasıl samimi olarak değerlendireyim? Onlar, bize böyle yaklaştıkça birlikte olmamız çok zor.”

Ak parti üyelerini ve Ak Parti seçmenini 17 Aralık operasyonlarından sonra birbirine kenetleyen durumu çok iyi değerlendirmek gerekir. Ak parti seçmeni, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana,  elde edemediği toplumsal gücü,  kendini aşağıladığını düşündüğü seçkinci statakücolardan ancak almışken (herşeye rağmen) bu gücü tekrar kaybetme olasılığından çok  korkuyor.  Ama bu demek değildir ki; Ak Parti üyeleri ve seçmeni hırsızlık ve yolsuzluk söylentilerinden rahatsız değildir.

BAŞBAKAN KENDİSİNE OY VERENLERE  BORÇLUDUR…

Ak Partiye oy verip destekleyen herkes, en az diğerleri kadar, yolsuzluk olaylarının üstüne gidilerek, destek verdikleri partinin aklanmasını istiyorlar.  Çünkü “ sen hırsızın partisinden misin? “ gibi hem aşağılama hem de utanç içeren bir durumla karşılaşmak istemiyorlar.Mütedeyyin kesim, bu seçimlerde; çok ağır söylentilere ve çuvallarla bulunan paralara rağmen, yaşam biçimini özgürce  sosyal alana taşıyan Başbakana minnet borcunu ödemiştir. Şimdi Başbakan, onların bu teveccühüne karşılık vermek ve kendisini destekleyenleri utanç içinde bırakmamak için kolları sıvamalı, adil yargılamanın önünü açmalı, suçlu oğlu bile olsa kulağından tutup ( babam olsa öyle yapardı) adalete teslim etmelidir.

CHP’ye gelince; politikanın karşıtlıklar üzerinden olmayacağını anlamalı, ilkesiz birlikteliklerden vazgeçmeli ve halkla bütünleşmenin yollarını aramalıdır. Bir-iki başörtülü hanıma “ hoşgörülüyüz” tarzı bakan seçkinci yaklaşımları mütedeyyin kesim tarafından pek inandırıcı bulunmamıştır. Eeee kolay değil, sen yıllarca üniversitelere girmesinler diye uğraş, sonra bir günde “hoşgörülü” ol. Olmuyor öyle. Ya, seçim sonrası sosyal medyada dolaşan oy verenleri “geri zekalı” yerine koyan paylaşımlara ne demeli?!…

Eğer bir suçlu varsa, halkı “yolsuzlar” ile kendilerini kurtarılacak olan zavallılar olarak gören “ seçkinciler” arasında tercih yapmak zorunda bırakan politikacılardır. Düşünün “ Siz ( biz) nerde yanlış yaptınız?”