• 16.12.2012 00:00
  • (1172)

 

Bazı insanlar dertlerini anlatırken, bin dereden su getirirler, lafı da öyle bir dolandırırlar ki çözmeniz için şifre uzmanı olmanız gerekir. Sosyal bir olayı dile getirirken bu tür uzatmalar dinleyici, okuyucu kaçırırken,

Edebiyatta, felsefede ise bunun tam tersi olur. Deruni anlatımlara girmeden önce, asıl olayın kıyısından dolaşmak, ayrıntılara girmek ve okuyucuyu bıktırmadan can alıcı noktaya getirmek maharet ister.

Bense bu köşedeki yazılarımda sorunu en anlaşılır biçimde yazmaya gayret ediyorum. Ve çoğunlukla da muhalif yazılar yazıyorum. Diğer türlüsü genel literatürde  yalakalığa girer. Ama bu sefer yapacağım!

Gelelim saadete;

İlçemizde Belediye tarafından kurulumu gerçekleştirilen Akçakoca Kent Konseyi’nden haberdar olmayan yoktur. Kent Konseylerinin tüzel kişiliği ve ayrı bir bütçesi olmadığı için belediyelere göbeğinden bağlı olduğunu da artık ilgilenen herkes öğrenmiştir. Bu yüzden kent konseyleri çalışırken, Belediyeyi eleştirirken onu kızdırmadan, ruhunu okşayarak sessiz sedasız yapmalıdır. Maazallah ilişkiler, muhalif belediyelerinin çok şikayet ettiği gibi, “Ak Parti Hükümeti bize ödenek vermiyor” ağlamasına dönüşebilir. Her yıl bütçe görüşmeleri yapılırken, T.B.M. Meclisi’nde olduğu gibi, bütçeden Kent Konseyine ne kadar katkı sağlanacağı resmiyete bağlanabilse, kent konseyleri siyaseten biraz daha bağımsız olabilirlerdi.

Ama bunu kim ister? Güzel yurdumun hangi idarecisi demokrat olma adına

Elindeki güçten vazgeçer? O yüzden ben de başkana yalakalık yapmaya

Mecbur kaldım, ne olur beni kınamayın…

Sevgili Başkan, Canım gözüm Başkan…

İlçemizde Kent Konseyini kurdurduğun için sana minnettarım.

Her ne kadar, daha ilk genel kurul seçimlerinde kendi gösterdiğin adayları

Seçtirmiş olsan da, Son genel kurulda divan üyeliği için adaylığımı görmezden gelsen de, ben sana küskün değilim.

Hatta diğer kentlerden kopyalayarak, Akçakoca’ya kazandırdığın sahil projesinde kestiğin ağaçlar için “ Beni de kes başkan!” derken niyetim kötü değildi. O yola, o projeye bir Nermin kurban olsun, anlamındaydı…

Eğer son genel kurulda ne yapıp edip Adnan Yaman’ı başkan seçtirmeseydiniz, evimde uslu, uslu oturacaktım. Ama seçiliş biçimine karşı çıktığım o adam, “IV Makine Organize Sanayi Bölgesinde, Sokak Hayvanları için Yapılmış bir Proje Örneğini Akçakoca için düşünüyorum” dedi ve ben de dahil, bir çok insanı bu projeye dahil etti.

Ben de Belediyenize yazı yazıp, “5199 sayılı yasanın belediyelere verdiği görev kapsamında Besleme Odakları kuracak mısınız?” diye yazı yazıp

“ sahil projesi bitince düşünüyoruz” benzeri bir cevap almışım, beklemekteyim.

Tabi bu arada başka hayvan severler de belediyeyi aşındırmaktalar;

“ beslenme odağı kurun, kısırlaştırma yapın” diye…

Adnan Bey, tam bir arabulucu gibi, hem belediyenin hem de bizim imdadımıza yetişti. Tamam dedik. Başladık çalışmaya…

Bayat ekmek toplama kutuları, Beslenme odakları ve kulübeler yaptırıldı.

( Adnan Bey’in bulduğu sponsorlar ve Haytap desteğiyle) 

Okullara gittik, çocuklara bayat ekmekleri evlerinden getirmelerini anlattık… Sonra…

ARAÇ YOK… ELEMAN YOK…

Akçakoca Kent Konseyinin 5199 sayılı yasa ile belediyelere verilen görevi hafifletmek için üstlenmiş olduğu projesi, Belediyenin bu projeye araç ve eleman tahsis etmesine takıldı, kaldı.

Akçakoca Kent Konseyinin çalışmasına bu nedenle iştirak eden bizler,

Kent Konseyi Başkanına sorup, duruyoruz; “ Adnan Bey, projeyi ne zaman

Başlatacaksınız?”  Sürekli değişen tarihler içinde; Kasım ayında başlatılacak kampanya için, Başkan 10 Ocak tarihini vermiş.  

Bize gelen son haber bu.  

Ve ben pes ediyorum, artık başkan… Kendin önerdiğin adamı bile bu kadar

Oyalarsan, oyu bile olmayan sokak hayvanlarını haydi, haydi oyalarsın…

Adnan Bey, bize “ belediyenin   adamı yok, işi çok,” diye sizi savunup duruyor ama ben nedense teyzemle annem arasındaki büyük farkı hatırlıyorum. Teyzeme iş dayanmazken, annemin başladığı iş kolay, kolay bitmezdi. Bir işi zamanında bitirmenin başlamaktan daha önemli olduğunu çocukken öğrenmemi bu tecrübeye borçluyum.

İnsan annesini seçemez de üstelik… Bu annemin suçu olmadığı gibi ona olan sevgimi de azaltmıyor, yeter ki annem beceremeyeceği bir işe kalkışıp, yüzüne gözüne bulaştırmasın.

Yani başkan, lafın özü; Senin şahsına değildir benim kelamım…

 

Dip Not : http://dogalhayatasaygi.blogspot.com adresinde 5199 sayılı kanunun çerçevesinde “GÖREVE DAVET EDİYORUM” yazımda; en küçük bir hakaret olmadığı halde; Başkan öfkelenmiş ve “ gönüllülerin bir daha barınağa gitmelerini yasaklıyorum.” Demiş. Gönüllülerin barınağa seyrek gittiği zamanlarda, temizlik ve bakım hizmetlerinin kötü olduğunu bilen gönüllüler endişeliler ve otosansür yapmadığım için bana kızgınlar… O arkadaşlara sesleniyorum: Demokrasi, bu anlayışlara kurban ediliyor. Ama siz yine de Başkana madalya takın, pohpohlayın ki benim eleştirilerim için sizlere kapılarını kapatmasın. Benden de uzak durun!

Köpek köpeğe, insan insana benzemez. Hayvan severler de bir kumaştan

Kesilmedik. Ya Rabbim, nasıl bir ülkede yaşıyoruz? Adamları seçip başımıza kral yapıyoruz, sonra çalışsın diye yalvarıyoruz.

Onlar da eleştirileri dikkate alıp, kendilerini düzelteceklerine, etraflarındaki

Yalakaları kendi adamları sanmaya ve bildiklerini okumaya devam ediyorlar, ta ki bir daha ki seçim dönemine kadar…

Bize barınağı yasaklayacağına, “yaptım, ettim” diye övündüğü barınağı

İyi işletsin de gönüllüleri barınağa gitmek zorunda bırakmasın… Biz de o zaman yalakalık yapmak yerine, canı gönülden“ bravo başkan” diyelim.