• 24.02.2022 10:32

2012 yılında Belçika ve Hollanda’yı kapsayan bir haftalık gezide  Brüksel’de Elmas Ticaret Merkezi’ni ziyaret ediyorduk. Dünyanın elmas ticaret borsasının kalbi burada atıyordu. Gezideki arkadaşlar gezi  boyunca Avrupa’nın modernliği ve çağdaşlığı üzerine övgüler düzerken ülkemizin çok geri olduğunu; bunun da nedenini tembel oluşumuza bağlıyorlardı. Bu konuşmalara tanık olduğumda nasıl da aşağılandığımız, buna karşın Belçika’ya hayranlık duymalarına sessiz kalamazdım. En son patladım. “Belçika’nın bu zenginliğinin altında milyonlarca Kongolu’nun kanları vardır” deyince hepsi birden irkildiler. Karşılarında sanki bir siyah Afrikalı varmış gibi bakışlarında öfke ve aşağılayıcı bir tavır vardı.

        Nereden geldi bu gezi muhabbeti; Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan Kongo, Senegal ve Gine- Bissau olmak üzere bir dizi Afrika ülkesini ziyarete gitti.

        Son yıllarda Türkiye başta yakın coğrafyamız olmak üzere Orta Asya, Balkan, Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle çok sıkı ilişkiler kurmakta. 2011 yılında başlayan Arap Baharı tüm Orta Doğu’da dengeleri altüst etti. Başta Suriye, Mısır, Libya ve Kuzey Afrika ülkelerinde yönetimler devrildi, askeri darbeler yaşandı. Hatta Suriye’de iç savaş yaşandı. Ülkemiz haliyle bu durumdan çok etkilendi. Milyonlarca mülteci ülkemize sığınmak zorunda kaldı. Başta ABD, AB, Rusya, Körfez ülkeleri, S. Arabistan ve Mısır’la ilişkilerimiz bozuldu. Komşularımızla sıfır sorunu hedefleyen Davutoğlu’nun dış politikası sayesinde tam aksine problem yaşamadığımız komşu kalmadı. İşte bu sıralarda 15 Temmuz darbesini sahneye koydular, ama başarılı olamadılar. Bu olaydan sonra güneyimizde faaliyet gösteren başta PKK, PYD ve DAEŞ’e karşı başlatılan mücadele sonunda; kurulması planlanan terör koridoru ortadan kaldırıldı. Libya, Mavi Vatan, Doğu Akdeniz ve Karabağ’da yaşanan saldırılar püskürtülerek rahat bir nefes almamıza yol açtı. Rusya’yla yaşanan uçak düşürme krizi tatlıya bağlandı. ABD’nin PKK’ya silah ve para yardımı karşısında boyun eğilinmedi. Fransa’nın Libya’da, Karabağ ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının bozulması karşısında karşı karşıya kalındı. Yunanistan’ı kışkırtmasının ana nedeni budur.

      Bölgede yaşanan bu krizleri birer birer  ortadan kaldırmaya yönelik politikalar üretilmeye başlandı. Çıkarlarına çomak sokulan ülkelerin karşı çıkmalarına bir şey diyemeyiz ama, başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere Millet İttifakı’nın yöneticileri Türkiye’yi Libya’da ne işimiz var, Doğu Akdeniz’de ne işimiz var, Karabağ’da ne işimiz var diye suçlarken, şimdi işler tam tersine dönünce biz ne işimiz var demedik diye utanmadan yalan söylüyorlar. Hatta Sudan’da, Somali’de, Katar’da askeri üsler kurarken Türkiye’yi emperyalist bir ülke konumuna sokmaktan da geri kalmadılar.

     Son olarak BAE’likleriyle görüşmelerin hızlanması, Türkiye’nin BAE’yle çeşitli andlaşmaları yapması karşısında bu seferde bakın ne diyorlar. “ Darbenin finansörü olarak suçluyordunuz, ne oldu da andlaşma yapıyorsunuz”. Tarihi unutmuşlar 1922’de  denize dökülen Yunanistan  1925’de Venizelos başkanlığında heyetle Türkiye’yi ziyaret etti. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz darbelerinin arkasında ABD, Nato ve AB yok muydu? Bir günden bir güne bunlara bir çift söz söylediniz mi? BAE’liklerine şimdiye kadar ağzınızı açtınız mı?. Sizi sahtekar iki yüzlüler sizi.. Tutmuşlar ekonomik sıkıntı varken Afrika gezisi ne oluyor diye Fransa ağzıyla konuşmaya başladılar. Fransa sömürgelerini kaybetmeye başladığı için Türkiye’yi rakip olarak görüyor. Peki size ne oluyor yerli mösyöler, arpalarınızın kesilmesinden mi korkuyorsunuz. Fransa’nın Afrika sömürgelerinden yıllık geliri 500 milyar dolar, 60 yıldan bu yana koloni vergisi olarak haraç alıyor. Son yıllarda Fransa sömürgelerini kaybetmekte, Çin ve Türkiye’nin Afrika’da ki girişimleri Fransa’yı zorlamakta, cıyaklaması da bu yüzden..

     Bizim geçmişimizde sömürgecilik yoktur, yapımıza ve inancımıza uymaz. Biz Afrika’ya sömürmeye değil, sömürgecilerden kurtarmaya gidiyoruz. Unutmayalım biz orada yeni değiliz, daha doğrusu yabancısı değiliz. Hem Afrikalılar kazanacak, hem de biz kazanacağız. Kazan kazan ilkesi yaşama geçiriliyor. Daha durun Mart başında İsrail cumhurbaşkanı Herzog geliyor, Erdoğan S. Arabistan’a gidiyor. Mısır’la elçilik düzeyinde görüşmeler söz konusu, hatta yakın gelecekte Suriye ile de görüşmeler yapılabilir.

     Ne oldu da bütün bunlar hayata geçiriliyor. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi başta S.Arabistan ve Körfez ülkelerinin İsrail karşısında yalnızlaşması Türkiye’nin bölgesel güç olarak yıldızının parladığının kanıtıdır. Hatta son ABD-Rusya- Ukrayna krizinde arabulucu olarak rol almamız bunun en güzel  kanıtıdır. Afrika’da ne işimiz var diyenlere son sözümüz; Türkiye’nin çıkarları nerede söz konusuysa Türkiye orada olacaktır, bu böyle biline!

Kalın Sağlıcakla.