• 29.08.2020 00:00
  • (2883)

 2019 Mart ayından bu yana Corona virüsüyle başetmeğe çalışıyoruz. Gerçi yalnız biz değil hemen hemen tüm insanlık bu konuda çaba sarfediyor. Umarım 1-2 yıl içinde virüsün aşısı bulunur da bu beladan kurtulmuş oluruz.

Evet aşı bulununca mesele çözülmüş olacak, lakin zihinlerde yerleşmiş bazı virüsler aşıyla yok edilecek gibi değiller, yüzyıllar boyu zihinlere enjekte edilmiş fikir olmayan negatif yaklaşımlar en tehlikelisi. Bu virüs sahipleri tek bir cephede değil, her cephede yer almışlar, fırsat buldukları zaman virüslerini toplumun üzerine fışkırtıyorlar.   

Günlerden beri 30 Ağustos Zafer Bayramı yasaklanıyor diye kampanya başlattılar. Bazı aklı başında olduğunu zannettiğimiz insanlar da bu virüsü bünyelerine hemen alıverdiler. Aslında yasaklama yok, her toplantı ve törenlerde yapılan bazı kısıtlamalar söz konusu olduğu halde virüs hızla yayılmaya başladı bile.

BU NE DÜŞMANLIK BÖYLE

Prof.Dr. Nihat Hatipoğlu karantina altına alınmış; bakıyoruz sosyal medyada zil takıp oynayanlar var. Tamam; düşüncesine, inancına katılmayabilirsin lakin hasta olan insana beddua edilir mi?.Hangi insan bunu yapar, ancak beynini virüslerle zehirlemiş ‘insan’ demek istemiyorum, yaratıklar yapar.

Diğer yandan DEVA Parti’sinin genel başkanı sayın Ali Babacan beyde karantinaya alınmış. Babacan’a geçmiş olsun diyenlere de küfreden bir virüslü zihniyet var. Virüsü alanın sağı solu, dinlisi, dinsizi yok. Maşallah her cinsten var.

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın katledilmesinden dolayı ceza alanlardan tutuklulardan birisi açlık grevinde hayatını kaybetmiş. Bazıları Mehmet Selim Kiraz’ın ölümünü sevinçle karşılayıp, açlık grevinde ölen örgüt üyesi için ağıt düzüyorlar.        Gazetelerde bu örgütün reklamını yapanları da unutmayalım.

Bağımsız Türkiye konusunda yıllarca emek vermiş rahmetli Erbakan’ın devamıyız diyen partinin başkanı bakın ne diyor; ‘Karadeniz’de gazı bulmak marifet değil, bu kaynağı milletin hizmetine sunmak marifet’ diyor. Bu şahıs, bir arada hızlı trene karşı çıkıp, Madımak olayı katliam değildir diyen virüsle kaplı bir politikacı, Allah islah etsin. Başka bir tanesi de Karadeniz’de gaz bulundu enerji konusunda bağımsızlaşacığız derken; araya girip ‘Saman ithal ediyoruz’ ama diyerek virüsü gazın üstüne boca ediyor. Hatta Venezuella’dan 1500 ton ithal peynirini dile dolayıp hayvancılık konusunda virüslerini salıyor. Yıllarca Hollanda ve Danimarka’dan ithal edilen 50.Bin ton peynire sesini çıkarmayanlar, jest olarak ithal Venezuella peynirine küfrederken, Hollanda peynirini sahipleri tüketitiği için ağızlarını açmıyorlar.

Yıllarca İslami kesimden saygınlık gören bir yazar, sanki virüs kapmış gibi AK Parti’li kadınlara fahişe diyecek kadar sapıtmış. İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kendini laik, modern, çağdaş gördüğünü savunan kadın örgütlerinden, siyasi parti kadın kollarından tek bir kelime kadınlara destek verilmiyor. Sözü söyleyen de, söze tepki göstermeyenler de virüs kapmış değiller mi?. Gerçi AK Parti’li kadınlar 81 ilde dava açmışlardır. Ama ne çare, toplumun bir kesimi virüslü hale gelmiş.

İki gün sonra 30 Ağustos Zafer Bayramını tüm yurtta coşkuyla kutlayacağız. Bazıları bu bayram sanki kendilerine aitmiş gibi görüp, ayrıcalık edinmeye çalışırken, yine bugünlerde Yunanistan’la savaşmaya an kalmışken, insan Yunanlı yöneticilere iki çift laf etmez mi?. Bu ne perhiz bu ne turşu.

Gerçi daha önce de yazmıştım. Bayramları, kutlamaları, değerlerimizi ayrıştırırsak bu virüs belasından kurtulamayız. Neden toplum olarak hep birlikte üzülüp, hep birlikte sevinemiyoruz. Bunu başardığımız zaman bu virüslerden kurtulmuş olacağız. Kalın Sağlıcakla.