• 25.02.2022 11:41

Akşemsettin 1389 tarihinde Şam’da dünyaya gelmiş, 16 Şubat 1459 tarihinde Göynükte vefat etmiştir. Asıl adı Mehmet Şemsettin çok yönlü bir Türk âlimi, tıp insanı ve Şemsîyye-î Bayramîyye isimli Türk tarikatının kurucusudur. Fatih Sultan Mehmet'in hocası olarak bilinmektedir.

Şeyh Hamza’nın oğlu olarak (Kurtboğan) ailesiyle beraber geldiği Amasya'da küçük Şemsettin'i pek iyi yetiştirmiştir. Rivayetlere göre Akşemsettin'in soyu, baba tarafından Ebu Bekir'e dayanmaktadır. İlk tahsilini babasından alan Akşemsettin’in 7 yaşında hafız olduğu öne sürülmektedir. Ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık kazasının Sarpın kavak köyüne yerleşmiştir. Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemsettin, müderrislik payesi aldı ve Osmancık Medresesine müderris oldu. Akşemseddin ayrıca, tıbba ve eczacılığa merak sararak tıp ilmini öğrendi. Daha önceden Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammet Celalettin-i Rumi gibi örneklerinde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemsettin, irfan tahsili için müderrisliği ve medreseyi terk etti. Tasavvufa olan ilgisinden dolayı, Akşemsettin önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için yeniden Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı. Anadolu'da ise, Akşemsettin'e Ankara'da bulunan Hacı Bayram Veli'yi tavsiye ediyorlar ve şöyle diyorlardı:

“Kazandığın şu zahiri ilmini mana ilmiyle, bilgini aşk ile, akıl vergisini kalp ve gönül vergisiyle tamamlaman gerek. Bu da yalnız olmaz. Sana bir mürşit lazım. Kalk Ankara'ya git. Orada Hacı Bayram Veli'ye müracaat et. O seni tamamlasın, bütünleşin. Sen bu dünyaya lazım bir insansın.”

Ankara'ya giden Akşemsettin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa cer ve yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. Hacı Bayram Veli'nin yanında özel ilgi ve sıkı bir riyâzet ve mücâhadeye alınan Akşemsettin, kendisine gösterilen bu ihtimamı en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemsettin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarına yerleşti. Beypazarında büyük bir şöhret bulan Akşemsettin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılır ve İskilip'e yerleşir. İskilip'ten de yine aynı kesrete düşme sebebiyle ayrılır ve Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşir. Göynük'te de yine bir değirmen ve mescit inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkânı bulmuştur. Akşemsettin'in on iki evladı olduğundan bahsedilmekte ise de mevcut diğer kaynaklarda sadece on çocuğundan söz edilmektedir.

Akşemsettin'in asıl ünü, II. Murat'ın emir ve isteğiyle II. Mehmet'in hocalığına tayin edilişiyle başlamıştır. Akşemsettin, II. Mehmet'e danışmanlık yapıp İstanbul'un fethine katkıda bulunmuştur. Akşemsettin çocukları, öğrencileri ve müritleriyle birlikte fetih ordusuna katılmışlardır. Akşemsettin İstanbul kuşatmasının en kritik günlerinde II. Mehmet'e bir mektup yazmıştır.

II. Mehmet Akşemsettin ile İstanbul'a girişte şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemsettin'i II. Mehmet sanıp ona çiçekler uzatılıyor. Akşemsettin ise "Padişah ben değilim" diyerek yanındaki II. Fatih Sultan Mehmet'i gösteriyordu. II. Mehmet ise "Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!" sözüyle tebessüm ediyordu. II. Mehmet İstanbul'un fethin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden indi ve Akşemsettin'i imâmete geçirdi. Böylece Akşemsettin, fethin ilk Cuma namazını kıldırmış oldu. Ayrıca Akşemsettin, Fetih'ten sonra II. Mehmet isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilir.

Akşemsettin, fetihten sonra, II. Mehmet'in ısrarına rağmen İstanbul'da kalmak istemedi, Göynük'e çekildi ve 16 Şubat 1459 yılında 70 yaşında vefat etti.

Akşemsettin, bilim'de ve tasavvufta olduğu gibi, tıp ve eczacılık alanında da çalışmıştır. Fakat kaynaklarda Akşemsettin'in tıp ilmini kimden ve nasıl öğrendiğine dair net bir bilgi yoktur. Bununla alâkalı İskoç oryantalist Elias John Gibb, History of Ottoman Poetry adlı eserinde, Akşemsettin'in tıp alanındaki ilmini, Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda elde ettiğini kaydetmekte ve kendisinden âlim ve mübarek bir kimse diye söz etmektedir. Sadece beden hastalıklarının değil, aynı zamanda ruh hastalıklarının da hekimi olan Akşemsettin, ruh hastalıklarını da tedâvi ettiği belirtilmektedir. Basından Hoşça kalın.