• 27.09.2021 09:21

“Korku, insanla birlikte var olan ve kıyamete kadar bırakmayacak, insanın doğal bilinçaltı zihninin, onu korumak amacıyla yaşattığı hayali bir dürtüdür. Karanlık korkusu, yalnızlık korkusu, kaybetme korkusu, başarısızlık korkusu, makam ve mevki korkusu, mal ve dünya saltanatı korkusu vb. gibi.

Korkuyu ben iki kategoride anlıyorum: 1- Ahiret günü verecekleri hesap nedeniyle Yüce Allah’a hesap vermekten korkanlar. 2- Ahireti unutup, bu yalan dünyanın makam ve mevkiine önem veren, tabiri caizse, dini ve imanını para ve makam üzerine kuran insanların, elde ettikleri imkânların, makam ve mevkilerin, ellerinden gideceği endişesini taşımaları sonucu korkanlar.

Gazalî, ‘İleride kötü bir durumla karşılaşılacağı beklentisinin, insanın ruhunda sebep olduğu elem ve huzursuzluk.’ demiştir. Kur’an-ı Kerim’de korku konusu 124 yerde geçmekte; yarısına yakını dünyevî korku ve kaygılar, makam, mevki, para, şöhret korkusu içermektedir.

Kimi insanlar; şan, şöhret, mevkie, makama kavuşamama korkusu yaşarken, kavuştuklarında ise, kaybetme korkularını yaşarlar. Makamlarını kaybetme korkusu sonucunda kararsız, uykusuz, hasta v.b. gibi olumsuzluklar yaşamaktadırlar. Kaybettikçe daha da marjinalleşerek (aykırılaşarak) akıl ve izanları zayıflıyor. Kendi yaptıkları yanlışlıkları görmez, ama başkasının yaptıklarını dile getirirler. Makam ve mevki hırsı, gerçekleri görmelerine engel olur. Öfkeleri ise en yüksek dozdadır. Bu süreçte dengeyi kaybetmişlerdir ama farkında olmazlar.

Kaybetme korkusu, insanı korku kölesi durumuna düşürür. Makam ve mevkiini kaybetmekten, dünyaya ait ne varsa onu kaybetmekten korkar. Yöneticilerden, siyasilerden, otoriteden, amirden, memurdan korkar. Bu korkular, birilerinin korkanın üzerinde kurduğu hegemonyayı rahatça devam ettirmelerini sağlar. Yaşadığımız şu yalan dünyada; koltuk meraklıları için; makam, para, şöhret bir güçtür. Bu güçle istediğini elde etme ve korku salma hakkına sahip olması demektir. Kişi ne kadar korkarsa, o kadar kolay yönetilir, birileri kişinin o korkularından faydalanır, onu köleleştirir ve köle yapmaya devam eder.

Vatana ve millete hizmet ediyorum diyenlerden birçoğunun kavgası; aslında memlekete hizmet kavgası değildir. Gücü ele geçirme, korku salma, hükmetme, otoriteyi ele geçirme kavgasıdır. Haksızlıklar, zulümler kimsenin umurunda değildir. İnandığını söyleyen ve Allah’a en yakın sanılanların dahi kavgası budur. Bu nedenle gücü elde edenlerde; gücünü, makamını kaybetme korkusu başlamaktadır. Siyasal kültürümüze yerleşmiş olan kadrolaşma ve bütün makamları eşe dosta dağıtma kaygısı ve kavgası da hep bu korkular nedeniyledir… İstisnalar var mıdır? Tabi ki vardır.

İnsanların Yüce Allah’a göstermeleri gereken saygıyı, sevgiyi, güveni, umudu, beklentiyi ve korkuyu, onun dışında herhangi bir insana veya herhangi bir makama göstermeleri haline putperestlik denir. İlla ki, ben putperest değilim demekle olmaz, bu şekil davranmakla putperest olunur. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Mekke bölgesinde yaşayan ve Kâbe’de bulunan putlara tapanların çoğu Allah’a da inanıyordu. Ancak bu putların işlerini hallettiğini, sıkıntılarını giderdiğini düşünerek bu putlara karşı farklı bir sevgi, saygı, korku, umut ve güven besliyorlardı!

Makamlar, mevkiler, zenginlikler Allah’ın çeşitli sebeplerle insanlara nasip ettiği dünyalık ve çok ağır imtihanlardır. Yüce Allah bu makamları, insanlara mükâfat olarak mı, azap olarak mı nasip etmiştir bilemeyiz! İnsanlar bu nasiple haksızlığa, hırsızlığa sebep olmaz ve hayırlara vesile olabiliyorsa bu bir lütuftur. Ancak birilerinin hakkını yiyerek, zulmederek, kendilerine ve çevrelerine çıkar sağlamaya çalışıyorlar veya buna sebep oluyorlarsa, bu onlar için azap sebebidir.

Bu yazıyı okurken kim hangi makama ve kime yorarsa yorsun hiç önemli değil. Allah’ın hatırı ve emri dışında hiçbir şey önemli değildir. Allah ve Peygamber ne diyorsa doğrusu odur. Eğer bu kişiler; makamlarını, güçlerini sadece kendi kuvvet ve zekâlarıyla elde ettiklerini sanıyorlarsa Allah’ın muradını, nasibini devreden çıkardıkları için kibir ve şirke düşmekten kurtulamayabilirler

Ümmet-i Muhammet başta olmak üzere tüm insanları bu tür hastalıklardan kurtarmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.” Yusuf Yılmaz’ın “Kaybetme Korkusu Yaşayanların Ruh Hali” başlıklı yazısından istifade edilerek yazılmıştır.

Hoşça kalın.