• 8.02.2017 00:00
  • (729)

 Kudüs’ün Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler açısından önemi nedir?  Kudüs, konumu itibariyle İsrail ve Filistin'in orta noktasında yer almaktadır. Binlerce yıllık tarihiyle bilinen kent, bu nedenle her iki ülke için de büyük öneme sahiptir.

Kudüs, 3 büyük semavi dinin başkenti konumundadır. Hem Müslümanlar, hem Hristiyanlar hem de Museviler için önemli olan Kudüs paylaşılamayan bir şehirdir. Ortadoğu'da bulunan, Dünya'nın en eski şehirlerinden biri sayılan Kudüs şu anda Filistin ve İsrail arasında 'bölünmüş' bir kenttir. Hem İsrail, hem de Filistin Kudüs'ü kendi başkenti olarak gösteriyor. Ancak uluslararası toplum Kudüs'ü başkent olarak tanımıyor. Kudüs, üç semavi din için kutsal kabul ediliyor.

Kudüs, Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in (sas) İsra ve Miraç hadisesine ev sahipliği yaptığı bir şehirdir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in Mirac'a yükseldiği yer olarak bilinen Kudüs, aynı zamanda Kâbe'nin kıble olarak kabul edilmesinden önce Müslümanların yıllarca yöneldikleri 'ilk kıblegahı' olarak bilinir.

Uzun tarihi boyunca Kudüs, 2 defa yok edildi, 23 defa işgal edildi. Hristiyanlar için Kudüs'ün kutsallığı, İncil'e göre Hz. İsa'nın bu şehirde çarmıha gerilmesinden ve 300 yıl sonra Azize Helena'nın Hz. İsa'nın hayatındaki hac noktalarını belirlemesinden gelmektedir.

Birinci dünya savaşı sonrası başlayan Yahudi işgali sonrasında İsrail, 14 Mayıs 1948 tarihinde kuruldu. Kudüs kentini İsrail en önemli kent olarak görüyor. Kudüs'teki Mescid-i Aksa'yı yıkarak “Ağlama Duvarı” ve çevresindeki Yahudi varlıklarını artırmayı amaçlayan İsrail, diğer taraftan Arz-ı Mev'ud olarak Nil'den Fırat'a kadar genişleme planları için de Kudüs'ü bir merhale olarak görüyor. İsrail, hali hazırda, Batı Şeria'da pek çok kentte Filistinlileri evlerinden ederek, buralara Yahudi İsrail vatandaşlarını yerleştiriyor.

Eski Başbakanlarımızdan Ahmet Davutoğlu dünkü basında şöyle bir açıklama yapmıştır.

“ABD Başkanı D. Trump’ın ülkesinin İsrail büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı 21. Yüzyılın en büyük siyasi suçlarından biri olacaktır. Uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları’na, ahlaki normlara, tarihi birikime ve sahadaki gerçeklere tümüyle aykırı bu karar ile ABD uluslararası sistemde meşruiyet krizini tetikleyen bir hamle yapmıştır.

Kudüs'ün statüsü ve tapusu tarihle sabittir. Öngörüsüz ve popülist bir siyasetçi, aldığı kararla birçok karışıklıklara yol açabilir, fakat tarihi gerçekliği değiştirmez.

İslam ülkeleri bu adıma karşı gerekli tüm diplomatik yolları kullanmalı, Müslümanların sesini duyurmalıdır. Avrupa Birliği, Filistin konusunda bugüne kadar üzerinde anlaşılan bütün konvensiyonlara, uluslararası hukuka ve prensiplere aykırı olan bu karar karşısında güçlü bir tutum almalıdır. Hristiyan ve Yahudi din adamlarını ve düşünürlerini bu tarihi haksızlık ve siyasal basiretsizlik karşısında ortak bir tutum takınmaya davet ediyorum.

Dünyanın her köşesinde bu karara karşı dile getirilen tepkiler Kudüs'ün birleştiriciliğinin teyidi, Trump yönetiminin küresel vicdandaki mahkumiyetinin de resmi mahiyetindedir. Kudüs, İsrail toprağı değildir. Hiçbir zaman da olmayacaktır. Kudüs, en utanmaz ve ahlaksız işgal süreçlerinden birinin yaşandığı Filistin toprağıdır. Mescid-i Aksa da Kudüs’ün ayrılmaz bir parçasıdır ve asla başka bir otoriteye terk edilemez.

Tarih; Trump gibi nice hırslı, öngörüsüz, kısa vadeli çıkarları peşinde koşan siyasi liderler görmüştür. Bu siyasi aktörlerin kararlarının bedelini de asırlarca bütün dünya ödemiştir. Trump bu hadsiz kararı ile dünya tarihine hatırlanmak istenmeyen bir isim olarak geçecektir. Bu karar iddia edildiği gibi hiçbir şekilde bölgeye barış getirmeyecektir. Trump’ın bu kararın barışın önünü açacağı yönündeki iddiası tümüyle aldatmacadır. Filistin meselesinin temeli Kudüs’tür. Kudüssüz bir Filistin, Kudüssüz bir barış olmayacaktır.

Kudüs sahipsiz değildir. Kudüs İslam dünyasının ilk kıblesi ve bütün İbrahimi dinlerin sembol şehri sıfatıyla bu badireyi de atlatacaktır. Kudüs bize Hazreti Süleyman’ın, Hazreti İsa’nın, Hazreti Peygamber’in, Hazreti Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin ve Sultan Abdülhamid’in emanetidir. Bu emanete sahip çıkmak için gereken her adım atılmalıdır.” Hoşçakalın.