• 18.04.2014 00:00
  • (1680)

 İşte size birkaç soru;                    

    Sanat eserlerini görmek için illa ki atölyelere ya da galerilere, soğuk binalara mı girmek zorundayız?

   Sanat günlük hayatımızın bir parçası olamaz mı?

   Kırık dökük duvarlar sanat eserlerine dönüştürülemez mi?

   Düzce'de bir sanat sokağı olamaz mı?

   Sayın Keleş'in projelerinde var mı bilemiyorum, yoksa planlara dâhil edilmesini sağlamak, varsa hızlandırmak bizlerin elinde.

   Çünkü Düzce'ye şart.

   Çünkü Düzcelilerin ruhları çekilmek üzere.

   Geçen haftaki sayıda Ebru Sanatçısı Ümran Altundal ifade etmiş, çarpıcı bir başlıkla da duyurmuş gazetem “ Sanatçılar Düzce'yi terk etmeye hazırlanıyor.”

   Evet, haklılar, sanatçılar, sanatseverler, çocuklar, gençler, ben, sen, biz…

   Haklıyız, neden haklıyız, hayat dediğimiz şey yemek, içmek, çıkartmak, çalışmak, üremekten ibaret değil.

   Öyle olsa duygu neden olsun, ruh neden olsun?

   Öyle olsa renkler, şarkılar, gazeteler, televizyonlar, kıyafetler, kelimeler neden olsun?

   Güzellik ve çirkinlik neden olsun?

   Herşey standart olurdu.

   Herşeyin standardı olurdu.

   Düzce farklı bir şehir. Onlarca kültür var. Bu boşuna olmamalı, boşa gitmemeli. Muhteşem bir kültür şehri yaratılabilir, malzeme çok. İnsanı canlı, doğası canlı, tarihi canlı… Konuşuyoruz her gün, dokunuyoruz. Ancak;

   Çocuklarımızın ilgi alanlarını geliştirecekleri mekânlar yok.

Sanatçılarımızın eserlerini sergileyecekleri bir yer yok.

Olursa da soğuk, donuk, gereksiz bir protokol ve yaygara var.

   Bırakalım bunları, düşünelim!

   Bir sokak hayal ediyorum, Düzce'nin sanat sokağı. Eski evler var, boyanmış, gülümseyen yüzler çizilmiş üstüne, ağaçlar, kuşlar, renkler çalınmış gelişi güzel, yanından geçen kendi dünyasını kuruyor. Önlerinde tezgâhlar, zanaatkâr ve sanatkârlar başlarında. Kimi resim yapıyor, kimi ebru, kimi gümüş işliyor, kimi ahşap oyuyor. Kimisi takı tasarlamış, insanların üstünde gösteriyor. Az ileride müzisyenler var, keman çalıyor bir öğretmen çevresinde çocuklar oturmuş ders alıyorlar, bunu fırsat bilen dansçı ufaklıklar da dans ediyor… Zaten diğer köşede halk oyunları ekibi var, prova yapıyorlar… İlk performanslarını orada sergileyecekler. Bakın hele, delikanlı ezberlediği ilk şiirini orada okuyor… Kimbilir kimin için o heyecan! Spor sahaları da var, toplar ara sıra tezgâhları dağıtıyor tabii, olsun güzel enerjiler bunlar… Topu kesmeyle tehdit edecek huysuz biri her zaman şart!

   Güvenli olacak, gölgeli olacak, çocuklu, kadınlı, adamlı, halklı, erkânlı olacak…

   Sanatı, soğuk taş duvarlar arasından çıkartıp, Düzcelinin unuttuğu yanlarına yeniden yerleştirecek, sıcacık bir sokağa taşıyacak değer olacak. 

   Sanatçılarımızı, sanatseverlerimizi, çocuklarımızı, şimdiyi ve geleceğimizi koruyacak, kollayacak, kıymetli kılacak, geliştirecek bir değer olacak.

   Hadi bir şeyler yapalım!

   Ki duyduğuma göre yakında bir imza kampanyası başlatılacak.

   “Düzce'ye Sanat Sokağı İstiyoruz!”

   İstiyorlar, istiyorum.

   Çünkü ölüyoruz…

   Yaşarken öldürülüyoruz.

   Notalara, şiirlere, tablolara, renklere, dansa, umuda ve hayal kurmaya ihtiyacımız var.

   Sanat sanat içindir tartışmaya gerek yok, ama topluma iyi gelir…

   Bize artık iyi bir şeyler yapın!

BURASI DÜZCE