• 8.02.2015 00:00

 Geçen yıl ilkbahar başlangıcında Düzce Belediyesi sergi salonunda açtığım sergiyi ziyarete gelen Düzce Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nden tarihçi Ali Ertuğrul Bey, sohbetimiz sırasında benden bu yıl ikincisi yapılacak olan kültür sempozyumu ile ilgili ne gibi katkı yapabileceğimi sorunca aklıma “göç kültürü” gelmişti ve bu çerçevede bir katkı sunabileceğimi söylemiştim.

 

Aradan geçen zaman içinde konular önüme geldiği zaman, içinden çıktığım kendi köyümden hareketle, orman köylerinin göç serüvenini anlatan bir yazı hazırlayıp teslim ettim. İnşallah bu yıl basılan kitapta yerini alıyor.

 

Düzce Belediyesi, Düzce Üniversitesi ve Düzce Valiliği’nin ortaklaşa düzenledikleri sempozyumu ve diğer kültür programlarını önemsiyorum. Çünkü geleceğe taşınan her türlü kültürel miras, içinde bulunduğu toplumun hafızasını oluşturur. Hafızası olan toplumlar, geleceğe daha güvenle bakan, geçmişinin tecrübeleriyle yoğurulmuş, kendinden emin sağlıklı toplumlardır. Geçmişten geleceğe taşınan her miras, insanla konuşur, ona bir şeyler söyler. Geçmişin doğrularını ve yanlışlarını ona aktarır.  

 

Bu gibi organizasyonlar, insanın geçmişine gösterdiği vefanın bir tezahürüdür. İnsanın insana vefa göstermediği bir dünyada geçmişe vefa göstermeyi düşünmenin abesle iştigal olduğunu zannedenler olabilir. Hemen onlara, insanın geçmişine vefa göstermesinin de insana vefa göstermesiyle doğru orantılı olduğunu hatırlatmak isterim.

 

Zira birbirine muhtaç sosyal bir varlık olarak yaratılan insanın tarihsel süreç içinde yaşadıklarını bir birikim olarak geleceğe aktarması ve etrafındaki gerek taşınan, gerekse taşınamayan doğal mirasları verimli bir şekilde geleceğe aktarması, onun eşyaya saygısının bir tezahürüdür.

 

Düzce bu anlamda oldukça ihmal edilmiş bir şehirdir. Bu konuda şehrin tarihi geçmişinin olmaması gerekçe olarak ileri sürülemez. Asıl olan eldeki mirasın korunması ve geleceğe aktarılmasıdır. Belediye düzeyindeki çalışmalar neticede belirli bir gelişmişlik ve olgunluk gerektirir. Düzce, bütün eksiklerine rağmen gerek ekonomik yeterlilik, gerekse hizmet bilinci noktasında belirli bir seviyeye gelmiştir. Düzce Üniversitesi bu anlamda ön açan ve yol gösteren bir konumdadır ve üzerine düşeni yapmaktadır.

 

Bundan sonraki hedef, tarihi ve kültürel birikimlerin belirli bir düzen ve proje dâhilinde ele alınarak belirli mekânlarda hak ettiği sunumunun kalıcı olarak yapılması olmalıdır. Bu anlamda önereceğim elle tutulur şey, kapsamlı bir göç müzesinin hayata geçirilmesidir. Şehrin merkezi bir yerinde oldukça büyük bir mekân hazırlanmalı ve o mekânda Düzce’nin göç hikâyeleri, teknolojik materyallerden de faydalanarak topluma sunulmalıdır.

 

Böyle bir projenin hayata geçirilmesi, şehrin hafızasının koruma altına alınmasının yanında şehrin kişiliğine önemli ölçüde katkısı olacağı anlamına gelir. Bu, Düzce için az şey değildir. Herkesin kendinden bir şey bulacağı ve il coğrafyasının görsel olarak tanıtılacağı bir konsept, Düzce’ye hatırı sayılır derecede turizm akışını da sağlayacak ve markalaşma konusunda önemli katkısı olacaktır.

 

Hayali büyük olanın hedefi, hedefi büyük olanın ulaşacağı yer de büyük olur, vesselam.