•  
  • (1028)

Şunca eğitim hayatında hiç laboratuvara girmemiş; sülfürik asidi, karbonu ve daha bir sürü kimyasal maddeleri sadece simgeleriyle veya formülleriyle hafızasına depolamış biri olarak ve şu kadar yıllık hayat tecrübeme dayanarak derim ki, okullarda teoriyle pratik bir arada yürütülmüyorsa, beyaz bayrağı çoktan çekmişsiniz demektir.

Herkesin bildiği bu basit gerçekten hareketle, okulların açıldığı günün akşamında hemen her televizyon kanalında haberi geçen bir uygulamanın güme gitmesinden endişe duyuyorum ve duyduğum heyecanın olumlu sonuçlarını görmeyiarzu ettiğimden, Düzce’nin Sesi gazetesinin yeni yüzüyle yayına başladığı şu günlerde bana ayrılan bu sütunlardan,sesimin gittiği yerlere haykırmak istiyorum.

Yeni eğitim döneminde okullarımızda çok güzel bir uygulama başlatıldı: kantinlerde gazlı içecekler olmayacak, obeziteye sebep olan ve başka sebeplerle insan sağlığını tehdit eden yiyecekler, daha gelişim sürecinin başlangıcındaki taze bedenlere, birilerinin cebine para girsin diye sunulmayacak.

Çok geç kalınmış bir uygulama olmasına rağmen, siyasi görüşü, dini inancı, mezhebi, meşrebi veya etnik kökeni ne olursa olsun, ülkede aklı başında herkesin yürekten desteklemesi gereken bir uygulamadır bu!

Ve öğrencilere yönelik bir pratik uygulamadır.

O halde bunun taze beyinlere kazınabilmesi için müfredatta hatırı sayılır bir yer açarak çağımızın bir numaralı meseleleri arasında olan ve insan hayatını doğrudan etkileyen sağlıklı ve doğru beslenme konusunda öğrenciler teorik bilgilerle de donatılarak beden ve ruh istikrarı ile geleceğe taşınmalıdır.

Yani böylece öğrencilerin, kantinde bulamadıkları yiyecekleri neden bulamadıkları konusunda kafaları netleşmelidir. Aksi halde bu uygulamaya bir yasak veya ceza mantığıyla yaklaşırlar ki, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluruz.

Ülkemizin geleceğini inşa etmek için birçok şeyimizi feda ettiğimiz çocuklarımızı ve gençlerimizi gelecekte bekleyen en büyük tehlike, gıda terörünün, felaketlere dönüşen çevre kirliliğinin ve doğal kaynakların hesapsızca harcanışının, yeryüzünü cehenneme dönüştürmek için birer ejderha olarak kapımızda beklemesidir. Bilimsel kanıt isteyenlere daha iki gün önceki haberi sunayım; Oxford Üniversitesi'nin insanlığın geleceğiyle ilgili çalışmalar yapan enstitüsünün başkanı NickBostrom, tehlikenin büyük olduğunu söylüyor: “Hata yaparsak, yaşadığımız yüzyılın insanlığın son yüzyılı olma ihtimali var.” Bilim adamının “hata” saydığı şeylerin başında insanlığı tehdit eden, tehdit etmekle kalmayıp, yok edici sonuçlarını gösteren devasa bir “genleriyle (fıtratıyla) oynanmış gıda” meselesi ve tüketimi özendirici katkılar içeren gıdalar var.

İşte okullarımızda çocuklarımızı gıda teröründen korumak adına alınan tedbirler ve konulan yasaklar, varlık sebebimizi doğrudan etkileyen böyle hayati ve küresel bir düşmana karşı durmak sayılır.

Siyasi görüşümüzün, inancımızın, milliyetimizin, bayrağımızın, devletimizin ve daha ne kadar değerimiz varsa hepsinin önemi, varoluşumuzla anlamlıdır. İnsan nesli olarak varlık problemimiz varsa, yukarıda saydığımız değerlerinanlam kayması yaşaması kaçınılmazdır.

Onun için okullarda beslenme konusunda başlatılan pratiğin, teori ile desteklenme zarureti vardır. Çünkü insan varsa değerler vardır.