• 6.02.2014 00:00
  • (6508)

SEÇİM çalışmalarının hız kazanmasıyla birlikte gözler, siyasi partilerin adaylarına yöneldi. Kim kimlerle beraber yola çıkıyor, kim kimden uzak duruyor, kim kimin yolunu kesmek için çaba harcıyor…

Bu noktada elbette ana ölçü, toplum nezdinde itibar, güç ve irade sahibi; uzlaşmacı ve üretken kişilerin yol arkadaşı olarak seçilmesidir. Çünkü meclis adayları ve özellikle kontenjan adayları, başkan adaylarının vitrinidir. Bir dükkânın vitrininde nasıl ki en seçkin ürünleri görmek isterseniz, özellikle seçim dönemlerinde partilerde de aynı titizliği göstermeniz lazım ki daha fazla müşteri çekesiniz.

Bu açıdan bakıldığında muhalefet partilerinde pek sorun görünmüyor. Onların seçilebilmesi için önceki seçim oranlarına göre oylarını arttırmaları gerekiyor, bunun için de daha bir titizlikle aday seçimlerini yapmaları gerekiyor. CHP’nin Basri Karslıoğlu dışındaki görünenlerini henüz bilmiyorum ama mesela Ömer Küçük’ün kontenjan adayı olduğunu öğrendiğim Yusuf Kalkan beni sevindirdi. Yusuf Hoca’yı yakından tanırım; irade ve istikamet sahibi olarak bilirim.

AK PARTİ’ye gelince.

İktidardaki partilerin sıkıntısı hep şu olmuştur. Rüzgârın getirdikleri arasında faydalı olanlar da, zararlı olanlar da vardır. Ve bazen zararlı olanların özgül ağırlığı fazla olur ki, yerinden kaldıramazsınız.

Bir taş kütle düşünün. Ağırdır, kaldıramazsınız ama taşdır işte. Belki sadece dolgu malzemesi olarak kullanmanız gerekir ama rüzgârın eline bırakırsanız, gelir, vitrininizin başköşesine oturur. Kaldıramazsınız. Gelip geçenler, vitrinde göz kamaştırıcı ve değerli madenler görmeyi umarken bir /veya birkaç taş ile karşılaşırlar. Sonuç malum, müşteri çekemezsiniz.

İşin en kötü tarafı, dükkân sahibinin, alelade bir taşın madenler arasındaki yerini anlayamamasıdır. Sıradan bir taşı değerli zannedip dükkânında müşteri beklerse havasını alır. Ancak madenden anlamayanlar dükkânına girecektir.

Bir de şu var; eğer dükkân sahibi taşı oraya kendisi koyduysa eyvah ki ne eyvah! Maldan hiç anlamıyor. Yok, taşı rüzgâr sürüklediyse de yerinden oynatamıyorsa, dükkân sahibinin yapacağı ilk iş, taşın üzerini kapatmak, bir daha açmamak ve onu satışa sunmamaktır.

Ak Parti’nin meclis ve kontenjan adaylarını henüz bilmiyoruz. Ama kulağımıza gelen bazı isimler var ki, vitrindeki taş misali Ak partinin dükkânının cirosunu ciddi anlamda etkileyebilir. Parasıyla, nüfuzuyla, laf kalabalığıyla, ilke kabile kültürünün kalıntısı olan birtakım dayanışmalarla, şantajlarla ve türlü dalaveralarla, hiç hak etmediği halde rüzgârdan faydalanıp vitrinde çöreklenenler, hem kazanması muhtemel olan bir partinin seçimi kazanmasına engel olurlar, hem de seçim kazanıldığı zaman toplum adına bir dirhem fayda sağlamadıkları gibi tamiri imkânsız hasarlar açarlar.

BİZİM istediğimiz, sağlıklı bir seçim olmasının yanında, hangi partiden olursa olsun, toplum önüne çıkaçak olanların, yukarıda saydığımız gibi, öncelikle toplum menfaatini kendi menfaatinin üzerinde tutan, irade sahibi, üretken, birikimli ve toplum nezdinde  -maskeli yüzlerde değil, kalplerde- itibar sahibi kişilerden olması.

O zaman hangi parti kazanırsa kazansın, sonunda Düzce kazanır diye düşünüyorum.