• 21.12.2013 00:00
  • (1989)

Uzun bir aradan sonra yazıya başlamamın sebebi yaklaşan seçimler sebebiyle siyasetin kızışması değildi. Esasen bilen bilir, yazılarımın ekseriyetini siyasi yazılar oluşturmaz.

Ne var ki klavyenin başına oturduğunuz zaman etrafınızda olup bitenlere de ilgisiz kalacak değilsiniz; söz bir taraftan siyasetin içine dalıveriyor.

Siyaset dediğim zaman tek bir şey anlıyorum; iktidar mücadelesi. Şu sıralar içinden geldiğim köyümde de muhtar adayları mücadelesi var.

İnanın yöntem ve şiddet olarak, tepedekilerle hiçbir farkı yok.

Sanırsınız, muhtar olmazlarsa 31 Mart sabahı güneş doğmayacak!

Demokrasilerin olmazsa olmazı olan seçimlerden önce elbette siyaset olacak ama önce yöntem konusunda anlaşmamız lazım.

Bunun iki şekli var:

BİRİNCİSİ, hedefleriniz var, projeleriniz var, yapmak istedikleriniz var.

Samimi, el ile tutulur gerekçeleriniz var, farklı yönetim anlayışınız var ve bunları hayata geçirmek istiyorsunuz. Bu uğurda mücadele etmeniz lazım.

Bunun için de, inandırıcı bir kişilik, ekip çalışması, sabırla mücadele ve vatandaşa sunum gerekli.

Takdir görür veya reddedilirsiniz.

Takdir görürseniz yola devam edersiniz, reddedilirseniz ise neyiniz varsa gözden geçirirsiniz.

Problem sizin kişiliğinizde mi?

Yol arkadaşlarınızın kişiliğinde mi?

Projeleriniz mi inandırıcı değil,

İletişim probleminiz mi var, yoksa rotanız, istikametiniz mi yanlış,

Hepsini gözden geçirirsiniz.

Bir sonraki seçime kadar uzun bir muhakeme ve hazırlık dönemi var.

Eğer yola devam etmek istiyorsanız, iğneden ipliğe revizyona tabi tutulmuş, gözden geçirilmiş durumunuzla tekrar seçmenin karşısına çıkarsınız veya “buraya kadarmış” deyip bırakır, işinize gücünüze bakarsınız.

Bu durumda size yön ve kuvvet veren, birikimleriniz, inançlarınız, değerleriniz ve erdemlerinizdir.

İKİNCİSİ, kişisel hedefleriniz var. Güç kazanma, keseyi doldurma arzunuz var. Dışarıdan gördüğünüz göz kamaştırıcı mevkilere ulaşmak istiyorsunuz. Gücünüze güç, şanınıza şan katmak istiyorsunuz. “Neden ben olmayayım?” diyorsunuz, “ondan ne eksiğim var?” diyorsunuz, “bana yakışır” diyorsunuz.

Tek derdiniz “daha, daha, daha!”… daha çok para, daha çok şöhret, daha çok güç!

Yapacağınız şey, şeytani ve hayvani dürtülerinizi olabildiğince beslemek.

Egonuzu olabildiğince şişirmek.

Hiçbir ölçü ve değer tanımadan rakiplerinizi olabildiğince karalamak.

Avını bekleyen avcı gibi beklemek, zayıf noktaları kollamak, açıkları yakalamak.

Alçakça dedikodular üretmek,

Magandalar beslemek ve rakibinizin üzerine salmak.

Medyayı çirkin emellerinize alet etmek.

Yüzünüze türlü maskeler takmak.

Gelecek seçimlerde daha yükseklere tırmanmak için bolca makyajlı yüzler ve zeminler üretmek.

Hiçbir ahlaki kaygı taşımadan, dün ak dediğinize bugün kara, veya dün kara dediğinize bugün ak demek.

İçinizde düşman bellediğiniz kişilerle, menfaatleriniz çakıştığı zaman sarmaş dolaş olmak.

Onlarla kırk yıllık dostmuş gibi davranmak ve punduna getirdiğiniz bir anda alaşağı etmek.

Kısaca, her türlü şeytani ve hayvani yönünüzü beslemek, ta ki aşağıların en aşağısına ininceye kadar.

İşte siyasetin iki yüzü…

Sizce hangisi baskın çıkıyor?