• 13.08.2021 17:13
  • (877)
  • (1)

 ‘iklim değişikliği’ ile tanımlanan durum artık iklim krizi diye adlandırılmakta. Neden kriz? Çünkü durum o kadar acil, o kadar vahim.

Yakın tarihlerde milyarlarca lira zarara sebep olan doğa olayları yaşandı. Sıcak hava dalgaları ile tarım çok kötü etkilendi, su baskınları Yükselen deniz seviyeleri, kopan buzullar, orman yangınları yaşamları etkiledi.

Ülkemizde ve diğer birçok ülkede hala etkinliği devam eden orman yangınları doğa adına korkunç bir durumdur. Ülkemizde Torosların ve İç Anadolu da ki dağların yüksek basınç merkezinden rüzgarların sürekli olması fön etkisi yaratmaktadır. Nemin düşmesi, bütün yüzeylerin kuruması sonucu herhangi bir kıvılcım, bir anda büyük orman yangınına dönüşecek duruma zemin hazırlar. Her şey yanmak için hazır hale gelir. Ha keza çoğunlukla çam ormanı olan bu bölgelerde ürettikleri terebentinden dolayı çok yanıcıdırlar ve çam kozalakları sıcakta patlayarak yangının yayılmasına neden olurlar. Yangınların temel ana nedeni içinde bulunduğumuz hava şartları olmakla birlikte terör ve kundaklama ihtimali de olası durumlar dahilindedir. Bu duruma çözümcül yaklaşım; olayın ihtimalinin daha önceden tahmin edilip, yangın üçgeninin oluşmasını engellemekti. Yani yangın üçgenini oluşturan yakıt ve oksijen var. Isı kaynakları, ormanlar izole edilerek engellenebilirdi.

Neden İklim Krizi var?

İklim krizinin temel sebebi hepimizin çokça duyduğu küresel ısınma ve etkileri. Dünya sıcaklık ortalamaları geri dönülemez bir şekilde 1ºC artmış durumda. Bugün, bütün gerekli önlemleri alsak bile, hali hazırda atmosfere saldığımız gazların azalmaları için en az 5 sene gerekiyor. Bu yüzden, ne yaparsak yapalım ısınma 2030 yılında +1.5ºC’ye ulaşacak.

Isınmanın okyanus sıcaklıklarına da etkisi var. Isınmasının yanında asitliği artan okyanusların oksijen seviyesi düşüyor. Bütün bu değişiklikler deniz canlılarını ve ekosistemlerini bozmaya devam ediyor.

Bu şekilde doğayı katletmeye devam ettiğimizde ulaşılacak değer olan  +1,5ºC’lik artışa ‘eşik değer’ demeliyiz. Çünkü bu derece sıcaklık korunmadığı takdirde daha büyük felaketlerle karşılaşılacaktır. Uzmanlar bu 1.5ºC civarını tolere etme şansımızın daha yüksek olduğunu, eğer 2ºC’lere varırsak dünyadaki yaşamımızın sonuna doğru ilerleyeceğimizi söylemekte.

2ºC’den sonra ne mi olacak?

Bütün mercan yatakları ölecek. Buzullar tamamen eriyecek, deniz seviyeleri en az 1 metre yükselecek. Sular altında kalan ülkeler sebebiyle göçler başlayacak, orman yangınları artacak.

Neden Küresel Isınma var?

Ana sebep, atmosferdeki sera gazları oranının artması. Güneş enerjisini absorbe edip, dünyanın yüzeyinde ısı tutan gazlara sera gazı deniyor. Doğal miktarları, Dünyanın ısı düzeyini korumak için önemli ve gerekli.

İnsan eliyle üretilen ve engellenebilecek sera gazlarına odaklandığımızda, raporlarda karbondioksit, metan, nitröz oksit, hidroflorür karbonları görürüz. Son zamanlarda karbondioksit salınımını ifade eden ‘karbon ayak izi’ terimini sıkça duyuyoruz.

 Bir de siyah karbon denilen, aslında kurum olarak bildiğimiz, gaz kategorisinde olmayan, partikül düzeyinde atmosfere salınanlar var. Kurum, yanması tam olarak tamamlanmamış fosil yakıt ya da biyokütle yanmasından ortaya çıkıyor. Enerji absorbe etme kapasitesi karbondioksitten milyon kat daha fazla. Dizel ile çalışan motorlar, odun yakmak, orman yangınları başlıca sebepleri.

Sera Gazları neden bu kadar arttı?

Doğadaki her maddenin bir döngüsü var. Kütlenin korunumu yasasına göre de dünyadaki toplam karbon, azot vs. miktarı varoluştan beri aynı. Ancak insanlar toprağın altındaki, bunları içeren fosil yakıtları(kömür, petrol, doğalgaz) aşırı kullanıp, bunların sonucu olan sera gazlarını havaya salıyor. Bu yüzden dengeler toprağın altından atmosfere doğru kayıyor ve normal miktarlarının üzerine çıkıyor.

Teknolojisiz bir anımızı dahi geçiremediğimiz, hemen her yere taşıtlarla ulaşabildiğimiz küreselleşen dünyada, tüketim kültürünün, aşırılıklarımızın bir bedeli var. Kullandığımız elektriğin, kullandığımız ulaşım araçlarının, tükettiğimiz gıdadan giydiğimiz kıyafete, mobilyalarımıza kadar satın aldığımız her şeyin üretiminin, tüketimden sonra da arta kalan çöplerinin bir bedeli var. Dünya genelinde sera gazlarının en çok salındığı, birinci kirletici sektör; enerji sektörü(elektrik ve ısınma için). Bunu ulaşım, tarım, sanayi sektörleri takip ediyor.

Diğer bir fosil yakıt olan doğal gaz, kömürün yarısı kadar karbon ayak izine sahip olsa da çare değil. Durum bu kadar vahimken, bugün bütün fosil yakıtların yenilenebilir enerjiler ile değiştirilmelerini konuşmak zorunda olduğumuzu uzmanlar vurguluyor. Yenilenebilir enerji kaynakları, doğada hali hazırda bulunanlardan enerji elde etmek üzerine çalışır. Rüzgar, güneş, dalga, gelgit, jeotermal, akarsular(hidroelektrik santraller) ve biyo yakıt gibi kaynakları enerjiye çevirirler. Bilim insanlarının; doğru yönetildiği takdirde, teknolojik ve ekonomik olarak tümüyle yenilenebilir enerjiye geçmeye hazır olduğumuzu anlatan onlarca çalışması var. Mesela hidroelektrik santraller temiz enerji olsa da, bulunduğu alan ve yönetimlerine göre çevreye çok kötü etkileri olabiliyor. Yani akıllıca planlama şart.

Neden kimse bir şey yapmıyor?

Uluslararası devletler düzeyinde bir araya gelinip alınan kararlar, atılan adımlar var. En güncel olarak 2016’da 175 ülke tarafından imzalanan Paris Anlaşması var. Anlaşma sera gazı salınımlarını sıfırlamakta ülkelerin kendi hedeflerini belirlemesine ve düzenli olarak raporlamasına dayanıyor. Yaptırım olarak sadece sonuçların ilanı ve ayıplama var. Gelişmekte olan ülkeler için fon çalışmaları da içeriyor.

Hedef belli; ısınmayı mümkün olduğunca 1.5C seviyesinde tutmak. Ancak Paris anlaşmasından bu yana hala çoğu ülke, politik tartışmalardan öteye geçemedi, ya da hedeflerini tutturamadı. Sonuçta politikacıların da gezegendeki hayatı buna bağlı olduğuna ve sonumuzun geldiği bilindiğine göre neden kimse bir şey yapmıyor dersiniz? Şöyle;

Devletler için sektörlerin çevreye verdikleri zarardan, dünyanın geleceğinden ziyade, enerjide dışa bağımlı olmamak ve politik savaşlar öncelik gibi gözüküyor. Fosil yakıt sektörlerindeki şirketler dünyanın en büyük ekonomik şirketleri ve devletlerle yakın bağlara sahipler. Biz petrol, kömür, doğalgazdan tamamen vazgeçmekten bahsederken, kapitalist sistemdeki kar patronlarının bu durum işine gelmiyor. Enerji ihtiyacının karşılanmasını fosil yakıtlardan değil yenilenebilir enerjilerden karşılanmaya başlanması, yenilenebilir enerji sektöründe milyonlarca yeni iş gücü ihtiyacı demek. Tabi bu aynı zamanda güç ve paranın sektör değiştirmesi demek. Dünyanın para hırsı üzerine kurulmuş bu düzeni yüzünden, kaybedecek 1 günümüz bile yokken, devletler politikacılar en iyi yaptıkları şeyi yapmaya; sürekli konuşmaya, toplantı üstüne toplantı yapmaya devam ediyor. Birbirlerini suçlayıp tartışmaya devam ederken, somut çözüm adımları gecikmeye ve yangın büyümeye devam ediyor.

Dünyada, zenginlerin yarattığı problemleri yoksulların ödediği gerçeği hiçbirimizi şaşırtmıyor. Ekonomilerin, tarihte ilk kez daha az bir enerji miktarını daha çok çaba harcayarak çıkarmak durumunda kalmaları söz konusu. Bir dünya devriminden bahsediyoruz.

Türkiye’de güncel son durum ne?

Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını 2016’da imzaladı. Ancak o zamandan bu yana TBMM’den hala anlaşmayı geçirmedi. En son, Polonya’nın Katowice kentinde düzenlenen BM İklim Konferansı‘nda “gelişmiş ülkeler” listesinden çıkarak “gelişmekte olan ülkeler” kategorisine dahil edilmek isteyip, böylece daha fazla fon almak için görüşmeler yapıldı. Uluslararası platformlarda iklim politikaları yönünden notlanan Türkiye, 56 ülke arasında 50. sırada.Türkiye'de ürettiğimiz elektrik gücünün yüzde 55’ini hala fosil yakıtlar oluşturuyor.

Her yere ağaç dikelim o zaman.

Basit fotosentez bilgimizle bitkilerin havadaki karbondioksiti kullandıklarını biliyoruz. Ormanlar korunması ve yeşil alanların artırılması biyo çeşitlilik ve dünyanın dengesi için şart. Savaş ya da insan hatasına bağlı olabilecek tehlikeleri bir tarafa bırakırsak, nükleer enerji fosil yakıtlardan daha temiz bir enerji kaynağı. insan eliyle ulaşılan bu çılgınlık, ancak biz durursak, değişirsek sonlanacak.

Devletler düzeyinde yapılabilecekler

- Toplu taşımanın bedava olması ve fosil yakıtsız araçlarla sağlanması. Şehirlerde bisiklet yol ağları kurulması, zorunlu durumlar için yalnızca elektrikli arabalara müsaade edilmesi

- Tüm elektriğin yenilenebilir kaynaklardan elde edilmesi

- Karbon vergilerinin ağırlaşması(para bu yüzyılın en büyük yaptırımı) ve sağlanan bütçenin tamamıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının artırılması

- Doğal yaşama dair her alanın korunması, ormanlaştırmaya geri dönmek

- Tek kullanımlık plastiklerin tamamen yasaklanması, atık yönetiminin çok iyi yapılması

- Uluslararası nakliye ve havacılık sektörlerine büyük darbeler indirmek çünkü bu sektörlerin düşük karbonlu alternatifleri yok.

- Doğru gıda ve tarım politikaları

- Konut ve rant çılgınlığının bitmesi (Çelik ve beton kullanarak yapılan inşaatlar aşırı karbon yoğun oldukları

- Hava yolu taşımacılığından büyük ölçüde vazgeçmek.

- Isınma, pişirme ve sanayiyi tamamen elektriğe bağlamak

Bireyler olarak ne yapabiliriz?

Çözümü özetlemek gerekirse; sade yaşamak ve az tüketmek en uygun söylem olur. Zaten bütün bu yapacaklarımızın yalnızca çevreye değil, bütçemize, beden ve ruh sağlımıza da katkısı var.

- Hepimizin bir ömür boyu yetecek kıyafeti, tekstil malzemesi ya da ev eşyası vardır. Görsel aşırılıkların parçası olmak istemeyecek aşamaya gelebiliriz.

- Temel ihtiyacınız olan gıdayı yalnızca mevsiminde olanlardan, lokal pazarlardan satın alabilir, marketlerdeki ürünlerde de plastik ambalajlı olanları reddedip firmaları bu yönde üretmeye zorlayabiliriz. Hayvansal gıda tüketimini(et ve süt ürünleri) minimuma indirip hem çevreye hem sağlığınıza katkıda bulunabiliriz.

- Ulaşım araçlarında mümkün olduğunca toplu taşımaya, bisiklete, yürümek ve merdiven çıkmaya, gereksiz uçuş yapmamaya özen gösterebiliriz.

- Çılgın inşaat projelerine talep oluşturan, doğadan kopuk yaşayan da gene bizleriz. Bunlara bir dur diyebiliriz.

Umut veren şeyler

Sadece kendi hayatımızı değiştirerek işe başlayıp fark yaratabiliriz. Aksi halde olacakları hep beraber göreceğiz, doğa kendini nüfusu azaltarak dengeleyecek mi, yoksa kıyamet böyle mi olacak...

Acı son; ÖZET; Geri dönülemeyecek o noktaya sadece 9 yıl kaldı;

Destek Kaynak:Barış ÖZCAN

Biyo. Handan Şule CUMHUR

 Akçakocalılar Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı