• 28.07.2021 14:16
  • (880)
  • (1)

Üst üste sel felaketiyle karşı karşıya kalan ve hala devam etmekte olan köylerimize, geçmiş olsun dileklerimizle beraber, atıfta bulunarak;

Sel baskınları, yalnızca doğal afet diyebileceğimiz bir felâket değildir. Çünkü, selin sebep olduğu hasar yalnızca taşıdığı su miktarıyla değil, karasal bölgenin bu su miktarıyla nasıl başa çıkabileceğiyle de ilgilidir. Selin nedenlerinden birisi bölgedeki nehir ve dere yataklarının kapasitesidir. Fakat, aynı düzeyde önemli bir başka faktör ise, emme kapasitesidir. Yağmur yağdığında, toprak adeta bir sünger görevi görür. Toprak, doygunluğa ulaştığında ise, artık yağan her miktar yüzeyde akıntılar oluşturmaya başlar.

Diğer yandan en az su emici bölgeler, beton bölgelerdir. Dünya yüzeyinde değişiklikler yaratan insan aktiviteleri, su döngüsünü etkileyerek, sel baskınlarına neden olabilir. Çim ve toprağı; bina, otopark, yol, hava alanı, alışveriş merkezi yani betonla değiştirirseniz; sel baskınları için yalnızca doğanın döngüsü diyemeyiz.

Türkiye de son 30 yıldır sera gazları emisyonlarını %125 arttırırken, kilometrelerce duble yol ve kent içi otoyollarla hem doğa daha fazla tahrip oldu, hem de suyun toprağa kavuşması engellendi hem de üstünden geçen araçlarla iklim daha çok değişti. Bütün bunlara ek olarak daha fazla çimento üretimi ve tüketimi sonucunda daha fazla beton döküldü. Gerçekleşen sel sayısı katlayarak arttı.

Hangi senaryoya bakılırsa bakılsın küresel iklim değişikliğinden Türkiye ve gelişmekte olan ülkeler, olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Bu olumsuzluklar, ülkemizin de içinde bulunduğu enlemlerde sıcaklıklarda artışların, yağış rejiminde değişimler, deniz su seviye yükselmesi ve toprak su içeriğinde önemli azalmalar şeklinde olacağı tahmin edilmektedir. Bütün bunların sonucu; Kuraklık (kıtlık, orman yangını, sıcak hava dalgaları, tarımsal haşereler), Ani Seller (şiddetli yağmur ve yıldırımlar),  Deniz Su Seviye Yükselmeleri (kıyılarda erozyon, dere ve nehirler ile birlikte yeraltı sularının ve alçak arazinin tuzlanması) gibi üç önemli problemin etkilerini gelecekte daha fazla hissedeceğiz.

 Bütün bunlar, doğayı tahrip ederek kentlerin iklimini değiştirmek ile birlikte su, kara ve havadaki yaşamı tümüyle tehdit eden çevre problemlerini de beraberinde getirmektedir. Böylece son yıllarda sadece tropiklerde fırtınaların sayısı ve şiddetinde artış yok; Türkiye gibi tropiklerin dışındaki ülkelerde de şiddetlenen gök gürültülü sağanak yağışlardan dolayı, şehirlerdeki ani sellerin sayısı ve şiddetinde de artışlar var. Artık deprem, sel vb. tehlikeler, hızla artan çarpık yerleşim bölgelerinde daha fazla afete dönüşmektedir. Sonuç olarak; bize mükemmel bir denge ile sunulmuş olan Doğaya ihanet etmeye devam edersek, doğa da felaketleriyle tepki vermeye devam edecektir.

Selden etkilenen hemşehirlilerimiz için maddi manevi desteğe hazır olduğumuzu bildirmek isterim.

Biyo.Handan Şule CUMHUR /  

Akçakocalılar Kültür ve Dayanışma Derneği

                                        

                                                                                                       Yönetim Kurulu Başkanı