• 11.07.2014 00:00
  • (1329)

Sen artık beni hiç sevmiyorsun.- nereden çıktı bu ya?- hiç kıskanmıyorsun beni.- niye kıskanayım ki? Kıskanılacak bir şey mi var?Valla bilmiyorum işte, geçen gün öğlen yemeğinde Metin Bey gözlerimin içine bakıp "kocan seni hiç sevmiyor anlaşılan, ben olsam başka bir erkekle yemek yediğin için kıyameti koparırdım" dedi.- Nasıl ya? Ne diyorsun sen ya? Gel bakayım buraya, ne yemeğiymiş o öyle? . . .

 

Ben tam toparlayamamış olabilirim ama bu konuşmaları ve bu konuşmaları yapan insanları tanıyoruz değil mi?Bir kadın, bir erkek… Sevgi, aşk. . .

 

Sevginin ve aşkın göstergesi ise "kıskançlık"!Kıskanıyorsa seviyordur! Veya seven kıskanır!Şuna dümdüz desenize "ben manyağın tekiyim, aşağılık kompleksi ve güvensizlik altında ezim ezim eziliyorum, kadın erkek ilişkilerini oldum olası bacak arası ile değerlendirmişimdir." Çekinme, çekinme söyle!Sevgi ve Kıskançlık!Bu ikisi nasıl bir araya gelebilir? Yani ne olursa bu ikisi bir araya gelir, hatta gelmekle de kalmaz birbirlerinin ölçütleri olurlar? Söyleyelim: SAHİPLENME, yani "BENİM", yani ego yani mal zihniyeti yani istediğim gibi kullanırım bakış açısı. Sahiplenme kadın erkek ayırt etmez. Kadın da sahiplenir, erkek de.Kadın sahiplenirse kıskanır. Neyi? Öncelikle ve en başta kan bağı bulunanlar dışında her türlü dişiyi. İş arkadaşları, müşteriler, satış elemanları, doktorlar, avukatlar, öğretmenler ve hatta fotoğraflardaki bikinili kadınlar bile. . .

 

Her bir dişiyi ayrı ayrı, özenle kıskanır. Kendi birikim düzeyine göre, erkeğin çevresine çizdiği sınırı zorlamaya aday kim varsa. . .Böyle bir tehlike yoksa cinsellik tabanlı olmayan kıskançlıklar başlar. Yani başta erkeğin annesi, kardeşleri, akrabaları, sonra arkadaşları, yani kadının olmadığı bir ortamda diyelim ki kahvehane, meyhane vs. arkadaşlarla çok iyi vakit geçiriyor erkek. Bir süre sabredilir ve laf gediğine konur "sen zaten bu evin dışında her yerde eğleniyorsun" ! Hangi eğitim, bilgi birikim, bilinç altyapısına sahip olursa olsun, Türk kadını kıskanır, hem de en çok "aaa ne kıskanacakmışım" ile " kıskançlık psikolojik tabanlı bir rahatsızlıktır, bu yüzden ben kıskanmam" diyen, biri sokak, diğeri salon ağızlı hanımefendiler başta olmak kaydıyla.

 

Erkek? Erkeğin kıskançlığı biraz farklı… Erkek için sahiplenme sadece sahiplenme değil aynı zamanda "namus davası"! İşin içine namus girdiği zaman zaten akan sular durur, biliyoruz.Erkek kadını başka erkeklerden kıskanırsa, kıskançlığın derecesine bağlı olarak şiddet şekil değiştirir. Bağırma ile başlayıp, aralara surat asmalar serpiştirilerek iş en üst aşamalarda "namus" temizleme" adına öldürmeye kadar gider. Bu noktada kıskanmanın büründüğü diğer bir şekil ise kadının giyim ve davranış biçimidir. Kadın "evli bir kadın" gibi giyinip, davranmak durumundadır ama ben işin nasıl "evli bir kadın gibi" olunur kısmını bu yaşıma kadar çözemedim, tıpkı "namus"u çözemediğim gibi.Oysaki birini sevmek hem de çok sevmek benim anladığım anlamda karşısındaki kişinin her koşulda mutlu olmasını istemek anlamına geliyor. Yani bir karşı cins ile bir dönem bir ilişki yaşıyorsunuz, ilişki bitiyor ve karşınızdaki kişi artık sizi sevmediğini söylüyor. Biz toplum olarak henüz "karşımdaki beni sevmiyor"u kabullenemediğimiz için, şu noktadan sonra yazacaklarım çok anlamlı olmayacak, biliyorum ama yine de yazacağım.Evet, karşınızdaki bize bizi sevmediğini söylerse ve biz onu "gerçekten" seviyorsak, onun mutlu olmasını ister miyiz? Yani kendisi nasıl mutlu olmak istiyorsa öyle? Yani belki bir başkasıyla? . . .

 

Ve tabiî ki "burası Türkiye" diye söze başlayıp benim (ya da onlar gibi düşünmeyenlerin) ne Avrupalılığı, Amerikalılığı, ne larçlığı (large/geniş mezhebi geniş anlamında), ne domuz eti yemişliğimiz, ne de başka nelerimiz kalmayacak, biliyorum.Fazla uzatmaya gerek yok. Başta kadın erkek ilişkileri olmak üzere insan ilişkilerini "birey"den toplum oluşturma mantığı üzerine kurmazsak, sonuç daha kötü olacak gibi görünüyor.Gerçek ağırdır, her omuz onu taşıyamaz. Önce aklın yere sağlam basması gerekiyor ki yürek, sevginin ağırlığına dayanabilsin.