• 26.06.2014 00:00
  • (982)

Bir şiir okudum az evvel, kendisi dil bilimi alanında bir üstat olan mükemmel bir çevirmenin Cevat Çapan Hoca'mın "Dünya Şiirlerinden Çeviriler" adlı kitabından bir şiir. 1922-1986 yılları arasında yaşamış, İngiliz şiirinin usta şairlerinden Philip Larkin'in bir şiiri,"Kızlık Adın". Şiiri buradan paylaşma gereği duymuyorum, ancak okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum, en azından internet sitelerinde oldukça yaygın. Özetle, şiir, kadının kimlik değiştirmeleri üzerinde düşündürüyor. Kızlık adı, evlilik adı. Değişen soyadları...

 

 Erkek egemen toplum içinde bastırılmaya yüz tutmuş hangi kadın zaman zaman genç kızlık günlerini düşünmez ki?Bugünkü sorumluluklarını yüklenmeden önceki günlerdi o günler, iyi günler mi kötü günler mi, bence her ikisi de olmuştur o günlerde..."Baba evi" nin günleriydi, Her şey biraz da onundu, ancak hiç bir şey tamamıyla kendisine ait değildi. Ebeveynin kontrolünde geçen günler...İlkler belki de unutulmazdı o günler, ilk adet görme, cinselliğin fark edildiği ilk gün, memelerin büyüdüğünü duyma, erkekler tarafından ilk bakış...O günlere dönebilir misiniz ki?

 

 Baba evinden çıkan ve başka bir erkeğin kontrolü altına giren, yani evlenen kadın...Evlilik adı yeni bir kimliktir kadın için. "Kendi" evindedir ya hani. Mutfaktaki tencere takımı, evin anahtarı, yatağı "kendinin"dir artık."Filancının kızı" değildir. Sonradan onun hayatına üstlenen ve sorumlulukları olandır. Aslında, gene "kendisi" değildir de ama yine de böyle olması iyidir. Filancının kızı gitmiş, "falancanın eşi" gelmiştir artık. Onu beğenen bir erkek olmuş ve istenmiştir. O yüzdendir ki, sırada bir erkekle var olmakta, onunla biçimlenmektedir yeni hayatı, evli kadın kimliği...

 

 Asıl en güzeli bu ya, anne olmuştur artık, evdeki yeri değişmiştir, toplumdaki yeri de...Yine sonradan eklenen, "analık hakkı" eklenmiştir, "analık gururu" verilmiştir ona toplum tarafından. Sadece "bir anlık" payı olan erkeğe nazaran, çocukların üzerinde, ya annenin? Onun karnında büyümüş, şekil almış; kıpırdamış, aylarca onunla gezmiş, onunla yatmış, onunla kalkmış, sancılar içinde belki de kıvranmıştır ve en nihayetinde onu doğurmuştur. Bir anlık payı olan erkeğe nazaran, bin cereme çekmiştir kadın. Her şeye karşın, kadının tek başına yaşadığı bir olaydır doğum. Annedir, kadın yeni kimliğiyle.

 

 Peki, kendi kimliği nerede kadının? Bütün bu kimlikler, kadının erkek egemen toplumda başka bir şeyler varoluşudur. Baba evi, eşi, çocuğu...Hepsi kadına bir şeyler vermiştir, onu kendisi yapmışlardır. Fakat, bu "oluş" ta, kadını ürküten ve tedirgin eden bir şeyler yok mu sanki? Kadın, genç kızlığa geri dönemeyecektir. Eşiyle zamanla uzaklaşacağı günler olacaktır. Çocukları büyümekte olup, çoğu zaman kendisini anlamsız hissedeceği zamanlar olacaktır, hatta hizmetçi bile...Kadın hiç bir kimliğinden geri dönememekte farkında mısınız? Geri dönmek, "kimliksiz kalmak" değil midir?

 

 Beni, "ben" yapan bütün bu ürkütücülük, boşluğa düşmeler veyahut bilemediğimiz korkular değil mi? Bunlar olmadan ben nasıl olabilirim ki? Düşününce, cevabı mutluluk-mutsuzluk sorunsalında gizli her şey. Hem bu korkularla var olmak hem de kendi kişiliğini geliştirmek. Hayatını bir şeyler için var etmek değil, hiçbir şeyi kendi hayatı için var etmek de değil. Kimse kimsenin malı değil, ne sen erkekler senin malın, ne de sen erkeklerin malısın. Sen kadınsın o da erkek, birlikte yaşıyor, gelişiyor ve değişim sürecinden geçiyorsunuz.

 

 Paylaşıyorsunuz bir kere hayatınızı. Renklendirmeniz gereken bir hayatınız var. Bunu yapamadığımız zaman bir şeyler tükeniyor, azalıyor; birbirimizin sırtına biniyor, kendimizi taşıtıyor ya da biz taşıyan oluyoruz. Etken, edilgen durumu...Biri üstte, bir altta olmak zorunda değil ki, iki taraf da edilgen olabilmeyi başarabilmeli.  Tükenmeler, yorulmalar, bıkmalar işte erken ve edilgen olmaktan. Asıl bulmamız gereken kimlik "kendi kimliğimiz"dir. Bulamazsak, hep bir şeylerle var olmak zorunda kalıyoruz. Genç kızlık anıları, eşimiz, çocuklarımız...belki daha da neler var ya kim bilir.

 

 Oysa anılarla yaşanmaz, eşimizden ayrılabiliriz, çocuklarımız büyürler başka kişiler olurlar...Ve bizler de "kendi kimliğimiz" ile yaşarız, erkek ve kadın olarak.