• 30.05.2014 00:00
  • (1217)

Sevgili okurlarım, bir ayı geçkin uzun zamandır sizlerden uzak kaldım, bu zaman diliminde sizlerden uzak kalmanın üzüntüsünü de yaşadım ancak pek çok deneyimler de elde ettim ve bundan böyle sizlere daha farklı konseptte yazılarımı sunacağım. Keyifle okumanız dileğiyle.

Ben her şeyin hem de her şeyin "karşıtlıklar dengesi" üstüne oturduğuna inanırım. Karşıtlıklar birbirinin doğurmazsa kavramlar doğmaz, çeşitlilik oluşmaz ve uyum gerçekleşmez diye düşünürüm.           O yüzden hiçbir oluşumu veya inancı tek bir açıdan bakarak irdelemem. Mutlaka karşıtlığına bakar, sebep sonuç ilintisini ararım. İşte o yüzden ne paylaştıkça büyüyen tek şeyin sevgi olduğunu düşünürüm ne de dünyayı sevginin kurtaracağına; çünkü her iki durumda da bakış açısı tektir.        Paylaştıkça çoğalan tek şey sevgi değildir. Nefret de paylaştıkça çoğalır, hem de sevgiden çok daha hızlı bir biçimde. Tabii ki "sevmeyin, sevgiyi bulmaya çalışmayın, sevgi en kutsal şey değildir" demiyorum ama hayata sadece sevgi açısından bakarak asıl ulaşılması gerektiğine inandığım noktaya yani "mutluluğa" ulaşılamayacağını düşünüyorum. Ayrıca insan hayatı sadece sevgi üzerine kurulu değil ki. Sevgiyi kutsal kılacak, onu sağlam bir temel üzerine oturtacak oluşumlar gerekir. Örneğin bilinç, empati, birikim, saygı, güven, özen. . . Bunlar olmadan sevgi tek başına nasıl oluşur, nasıl gelişir, ne kadar sürer ve niteliği ne olur bunu kestirmek biraz zor. Kaldı ki tüm bunların yanında sosyal oluşumlar da insanın sevgiye ulaşması veya yakalaması konusunda etkili.

Örneğin gelenek göreneklerin baskın olduğu ülkelerde bölgelerde, sevginin alacağı yol her an gelenek göreneklerin baskısı altındadır. Her türlü sevgi belli koşullarda oluşur, gelişir ve devinir ama daha önce saydığım özellikler olmaksızın, sadece gelenek-görenekler denetiminde bir sevgi ne kadar dengede durur, ne kadar dayanıklı olur bilinmez.

Dünyanın sevgi ile kurtulacağına inanmayışıma gelince... Dünyayı bu hale bence zaten sevgi getirdi. Her başkan, erki elinde tutan her yönetici ülkesini ve halkını sever, onların en iyiye layık olduğunu düşünür ve bunu sağlayabilmek için her fırsatı kullanır veya fırsatlar yaratır. Dünya Savaşı'nı Hitler açısından değerlendirin bakalım ne olur? Hele İsrail'in yıllardır masum insanları acımasızca katlettiğini göz önüne alırsanız, Hitler'e hak vermez misiniz? Peki, Fransa ve Büyük Britanya'nın Afrika'yı, Hindistan'ı paylaşması? Kim İngiliz ya da Fransız kolonicilerinin ülkelerini sevmediğini, halkının iyiliğini düşünmediğini söyleyebilir? Kamikaze, Samuray felsefeleri Japon insanının uğrunda öleceği ülke sevgisi uzantıları değil mi? "Vatan Sağ olsun" sözü özünde en yüce vatan sevgisini taşımaz mı? Tüm yatırımlar hep o ülke çok sevildiği için yapılmaz mı?

Peki, nedir eksik olan? Bana sorarsanız karşıtlık yani zıtlık yani karşı tarafa geçip olaya bir de o pencereden bakma eksiği.

Sevginin paylaşıldıkça çoğalan tek şey olduğunu savunanlar, nefretin de aynı güce sahip olduğunu anlasalar, sevgiyi, nefretin yerini alması gereken bir eğitim-deneyim süreci olarak görmeseler daha iyi olmaz mı? O zaman sırf sevdiğini iddia ettiği için can alan manyaklar kendilerini bu kadar haklı görebilirler mi? Sanmıyorum.

Altyapısız sevginin en önemli zararı sahip olduğu sevgi "uğruna" her şeyi göze alan, alabilen insanlar... Sevgiyi tek başına, en üste, koşulsuz, karşıtlıksız yerleştirdiğinizde, uğruna ölünecek bir "değer" haline geliyor. Oysaki en üstte, en kutsal olan insanın kendisidir. Her şeyi ile "iyisi kötüsü, doğrusu yanlışı, güzeli çirkini, insandır sonuçta varacağın en son nokta" denmişti bir şarkıda, ne güzel...

Dünyayı kurtarmak ise bambaşka bir ikilem… Dünyayı kurtarmaktansa mahvetmekten vazgeçsek, zaten o mükemmel doğa kendini son derece hızlı bir biçimde iyileştirmez mi? Asit üretmesek, ağaçları, ormanları kesmesek, insanımızı doğa bilinci ile yetiştirsek, egomuzu eğitip esiri olmasak, dünya zaten kısa sürede ayakları üzerine kalkmaz mı? Tüm bunları yapmak için tek ihtiyacımız olan "sevgi" mi? Yoksa bilgi birikim ve bilince daha mı çok ihtiyacımız var?

Kendimi daha çok sevmek için, kendimi daha çok tanımaya ihtiyacım var; ama her şeyimle. "Kendimi seviyorum" diyebilmek için, sanırım  "kendimi tanıyorum ve kabul ediyorum" demek daha elzem.

.