• 29.12.2013 00:00
  • (963)

 17 Aralık 2013 tarihi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi'nin en önemli tarihi olarak geçti siyaset, ekonomi ve ilişkisi olan dünya basınına. Hatırlarsanız bundan bir kaç yıl önce yine gizli dinlemelerle ve soruşturmalarla adına "Ergenekon" dedirtilen bir yargı süreci tamamlandı bir kaç ay öncesinde. O sürecin başlamasından bu yana içeri yüzlerce üniversite öğretim görevlisi, rektörler, öğrenciler, siyasi düşünürler, gazeteciler ve hatta mevcut siyasal iktidarın genel kurmay başkanlığını yapanlar da içeriye, ucu bucağı olmayan ve pek çokları tarafından terörist bile ilan edilen vatandaşlar onlarca yıl kimisi müebbet hapis cezasıyla çarptırılarak zindanlarda çürümelerine yüz tuttular.

            Peki 17 Aralık da neyin nesiydi? Aslına bakarsanız, pek çoklarının Gezi Parkı'yla başladığını ileri sürmelerine rağmen, siyasi analizlerine de güvendiğim pek çok yakın ağabeylerim, ablalarımın da dediği gibi bu operasyonun kilit ismi yenilir yutulur cinsten de değil hani. Olay aslında çok derinlerde olduğu kesin, ancak bunu dile getirmek dahi istemem. O yüzden biz yine de yeryüzünde olan olaylardan gidelim analiz yapmaya çalışalım, halkın anladığı dilde.

            Gelelim 1 Haziran 2013 tarihine, o gün Gezi Parkı süreciyle başlayan ve pek çok gencin, sanatçının, yazarın, düşünürün, siyasetçilerin ve bilumum T.C. Vatandaşlarının da içerisinde bulunduğu bir süreç başlamıştı, hükümetin sert çok düşünülmeden  aldığı politikalara karşı olduklarını anlatmak için.

            Aslına bakarsanız, mevcut siyasal iktidarı elinde bulunduran AKParti hükümetinin Başbakanı'nın söylediği en önemli söylem nedir? Tabii ki, "İleri Demokrasi!" O halde, ülke gündeminin, kendilerince ileriye gittiği, askeri vesayetin kalktığı, ve bunun gibi pek çok baskıcı rejimsel faaliyetlerin durduğu ya da bittiği Canım Türkiye'mde, ne oldu da Gezi Parkıolaylarından bu kadar korkuldu, ne oldu da eleştiri yapan mevcut iktidar gibi düşünmeyen gençlerin üzerine, İç İşeri Eski Bakanı Sayın Muammer Güler'in de itirafıyla Tomaların içine biber gazı koyularak, zehirli sular sıkıldı, ne oldu da 5-6 tane gencin ölümüne sebebiyet verildi? Amaç, yeni Deniz Gezmişler, Hüseyin İnanlar, Yusuf Arslanlar mı yaratmaktı? O 6 tane pırlanta genç, kimilerinin deyimiyle, pisi pisine mi öldüler, yoksa bundan yıllar evvel, Türkiye Cumhuriyet'ine kasteden insanların üzerine Mustafa Kemal Atatürk'ün yolundan giden genç teğmen Kubilay gibi mi değerlendiler? Bu sorular bir yana, asıl meseleye dönelim:

            Bundan yaklaşık bir ay öncesinde "Müsiad"ın organize ettiği Uluslararası Genç İş İnsanları Kongresi vardı. Arkamda oturan, 3-4 tane genç iş adamıyla konuşuyordum ülke siyaseti, ekonomisi ve gündemine dair. 4 tane pırıl pırıl ve 18 yaşında genç iş adamları...Düşününce insanın tüyleri diken diken oluyor ve göğüsleri bile kabarıyor bu yaşta ir işin patronu olacak olmalarından...Elbette öyle de...Peki onlarla muhabbet ederken, bir soru sormuştum genç adamlara,sorum aynen şu oldu: "Ergenekon hakkında ne düşünüyorsunuz?" "Ergenekon bir terör örgütüdür, içeriye koyulan herkes de teröristtir." demişlerdi genç adamlar, ardından şu soruyu sordum:"Peki ya PKK, adına barış süreci dedikleri olay?" Cevapları aynen şu oldu: "Ya ağabey, şimdi hükümetimiz barış adına bazı ciddi kararlar alıyor o yüzden oluyor bunlar." "Peki, onlar da terörist değil mi? dediğimde, "Olabilir, her şey barış için." Kesinlikle haklılardı her şey barış için olmalı, kim savaş isterdi ki... Ve son soru mu sordum: "Sizler, devletin bekası mı için yaşarsınız, hükümetin bekası için mi?" Cevaben, "tabii ki devletin bekası için" dediler. Pırıl pırıl 18 yaşında gençlerdi konuştuklarım, ama aslında 6 yaşında olduklarının hala farkında değillerdi...

            Ergenekon olsun Gezi Parkı olsun ve sayamadığım pek çok hükümete karşı gelen gençlerle ilgili, vatandaşlarla ilgili olsun, göz altıların hepsi doğruydu onlar için, hatta topluma mal edersek bizler için. Ancak, 17 Aralık 2013'ten sonra olan ve gün yüzüne çıkan "yolsuzluk operasyonu" önemli şahsiyetlere dayanınca, milletçe duruma tepki gösterdik ya hepimiz, hatta tv'lerden birinde jüri olan bir hanımefendi eşi bir numaralı şüpheli olduğu için ağlarken hepimiz ağladık, karanlık gecelerin sabahı var dedik, peki biz milletçe aynı hassasiyeti, yıllarca boş yere yattığı belli olan İzmir Milletvekilli Sayın Mustafa Balbay'ın o zamanlar küçük kızı olan, şimdi genç bir kadın olan Yağmur Balbay için gösterdik mi? Ya da, aynı hassasiyeti, Tuncay Özkan'ın kızı Nazlıcan Özkan için gösterdik mi? Hep şöyle bir düşüncem oldu bu yaşıma kadar. Masumiyet karinesi, 21. yy'ın içinde, ucu kime dokunursa dokunsun suç resmen ilan edilene kadar herkes tutuksuz yargılanmalı. Esen kalın.

.