• 12.05.2021 10:03
  • (655)

Akçakoca bir istatistiğe göre bir zamanlar Türkiye’nin en zengin ikinci ilçesiydi.

Bir ton fındığın bir yıllık memur maaşına denk geldiği yıllar yaşadı Akçakoca.

Şimdilerde ise 3 ton fındık bir yıllık öğretmen maaşını karşılamıyor.

Aradan geçen kırk-elli yılda fındık üretim maliyetleri en 3 misli artmış olmalıdır.

Aradan geçen bu elli yılda fındık bahçelerinin miras sebebiyle en az bir kere bölünmüş olduğunu düşünürsek fındıkçılık artık Akçakoca’yı geçindiremez hale gelmiştir.

Fındık üreticilerinin bir örgütü bile yoktur, Fiskobirlik resmi olarak lav edilmemiş olsa bile temsil kabiliyetini kaybetmiş ancak yerine bir üretici birliği kurulması fikri hiç gündemde tutulmamıştır.

Köylünün/fındık üreticisinin her geçen gün daha da fakirleştiği aşikârdır.

2019 yılında TUIK verilerine Düzce ile dolar bazında bir önceki yıla göre %12.84 daha da fakirleşmiştir.

Henüz açıklanmayan/ulaşılmayan 2020 verilerine göre bu fakirleşmenin daha da arttığını kesinlikle söyleyebiliriz, 1 kilo fındığın dolar fiyatının 2019 yılına nispetle düştüğünü biliyoruz çünkü.

Türkiye ölçeğinde Akçakoca köylüsü bir nevi ağa iken aradan geçen sürede hızla marabalaşmaya başlamıştır.

Asgari ücretli bir iş bulmak köylü için bir zirve sayılmaya başlamıştır.

İnsanları asgari ücretli bir işe razı etmek modern/post modern bir marabalaştırma halidir.

Fındık tarımının köylüyü artık niçin geçindirmediği sorusu gündemden düşürtülerek bazı köylülere asgari ücretli bir iş temin etmek köylüye yatıp kalkıp dua etmeleri gereken bir nimet olarak sunulmaya başlanmıştır.

Bu çizginin son kurbanı da Kalkın köyüdür.

3621 sayılı Kıyı Kanununa aykırı olarak Vilayet Birliğince yapılan kamp/konaklama tesisine köyden 10-15 işçinin alınacağı ve bu yüzden bu kanuna aykırılığa göz yumulması gerektiği kulaktan kulağa söylenmektedir.

Köyden 10-15 kişinin işe girmesi büyük bir nimet oturun oturduğunuz yerde denilmektedir.

“Bu tesis 3621 sayılı kanuna uygun bir şekilde kıyıdan 100 metre içeride yapılsaydı da yine köyden 10-15 kişi işe girseydi olmaz mıydı?” sorusunu sormak ise yasak ve ayıplı bir soru haline getirilmektedir.

Başka yasak sorularda var tabii ki.

Mesela bırakın başka köylerin mensuplarını Kalkın köylüleri bu tesisin konuşlandığı yerden rahatça denize girebilecekler midir?

Vilayet Birliği tesisinden Kalkın köylüleri elini kolunu sallayarak bu tesisten faydalanabilecek midir?

Yoksa köyden işe girmiş bir personelin “yasahh hemşerim” uyarısına mı muhatap olunacaktır?

Kalkın köyüne ait apar topar yıkılan günü birlik tesisin yerine yapılacağı söylenen havuza girmek isteyen köylü çocuklar; Akçakoca’nın en zengin ikinci ilçe olmasına rağmen kırk-elli yıl önce MTA tesislerindeki havuzdan faydalanmak isteyen çocukların bekçiler tarafından kovalandığı gibi kovalanacak mıdır?

Kalkın köylüsünün çocuklarını kovalayacak olanın köyden işe giren biri olması 40-50 yıl öncesinin acı hatıralarının da bir tekrarı olacaktır.

İşe girecek köylüler işe liyakat ölçeğinde mi, Esved Sarıoğlu’nun belirleyeceği bir listeye göre mi ya da daha yukarılarda hazırlanacak bir listeye göre mi seçileceklerdir?

Aslında tüm soruları bir soru içerisine de sıkıştırabiliriz.

Kalkın köyü marabalaştırmaya boyun mu eğecektir, karşı mı duracaktır?

Bu sorunun cevabı sadece Kalkın köyünü değil tüm Akçakoca’yı ilgilendirmektedir.

Çünkü bir sahilimizi kaybettiğimizde bunun arkasının çorap söküğü gibi geleceğini düşünmek için o kadar çok sebep var ki!

Suskunluğun bedeli ağır olacaktır.

Mesele sadece Kalkın köyünün değil tüm Akçakoca’nın sahip çıkması gereken bir meseledir.

Bu meseleye sahip çıkmak aynı zamanda hukuka/hukukun üstünlüğüne de sahip çıkmaktır.

Çünkü bu tesis 3621 sayılı kanuna aykırıdır ve hiçbir yetkili çıkıp da bunun aksini söyleyememektedir ve söyleme ihtimalleri de yoktur.