• 29.10.2019 00:00
  • (230)

 Çocukluğumda Mustafa Kemal Atatürk’ün sesini Kerim Afşar’ın sesini zannederdim. En azından ona yakın bir ses olacağını varsaymıştım besbelli.

İlkokula başladığım yıl Kerim Avşar’ı görmüş ve Atatürk’ü seslendiren kişinin o olduğunu söylemişlerdi.

Daha sonra 10. yıl nutkunu dinlediğimde hayal kırıklığına uğradığımı ifade etmek isterim.

“Efendiler” diye başlayan o muhteşem ses hala kulaklarımdadır.

Kerim Avşar’ın muhteşem sesiyle efendiler diye hitap edişi “Efendi” kelimesine karşı sempatimin temel kaynağı olmuştur.

Ancak Cumhuriyet tarihi ve Cumhuriyet devrimlerini okurken 1934 yılında çıkarılmış 2590 sayılı “Efendi, Bey, Paşa gibi lakap ve unvanların kaldırılması hakkında kanun”u çok garipsemiştim.

Efendi kelimesi yasaklanmıştı ama 60’lı yıllarda Kerim Afşar çoğu sadeleştirilen “Nutuk”u okurken “çoğu kısmı sadeleştirilirken “efendiler” olduğu gibi duruyordu.

İlkokulda erkek öğretmenlerimiz isimlerinin sonuna “Bey” hitabı eklenerek çağrılıyordu.

Ancak okullarımızda “Bey” olamayan görevliler de vardı. Onlara 2590 sayılı kanunca yasaklanmış olan “Bey” unvanı ile hitap edilmiyor diğer bir yasaklanmış bir unvan ile hitap ediliyordu, “Efendi” diye hitap ediliyordu.

Hep biliyoruz ki “Efendi” diye hitap edilen kişiler okulumuzun müstahdemleriydi. “Bey” olmak onlara yakıştırılmıyordu. Aslında 2590 sayılı kanunca iki hitap şekli de yasaklanmıştı.

Ancak bu ayrım çocuk zihnim de bir kafa karışıklığı da yaratmıştı.

Benden bahsederken “Efendi çocuk” diye bahsettiklerinde gururlanmalı mıydım, yoksa üzülmeli miydim?

Öyle ya tahsil hayatı kısa sürmüş kişilere “Efendi” dediklerine göre okuma hevesinde olan bana eğitim hayatımın erken sonlanacağını mı bildirmek istiyorlardı.

“Nutuk” un efendileri kimlerdi, her şeyden “Nutuk” TBMM’de okunduğuna göre il olarak milletvekilleriydi. Milletvekilleri “Efendi” ise öğretmenler niçin “Efendi” değil de “Bey” oluyordu.

Bu tercihlerin arkasında “seçkinci” bir bakış olduğuna dair bugün için hiçbir tereddüttüm yok, ancak kafa karıştıran bir “seçkincilik” bu seçkincilik, bu seçkinci tercihi bilerek kullananların bile izah edemediği bir tercih “Efendi” kelimesini niçin müstahdemlere layık gördükleri.

Ben hala Kerim Afşar’ın sesinden duyduğum “Efendiler” hitabına aşinayım, çocukluğumda ki kafa karışıklığım da kalmadı.

“Ergun efendi” diye hitap edildiğinde kıvanç duyarım.

Yazının başlığındaki “Aşçı” nereden geldi peki?

1934 yılında çıkarılmış başka bir kanundan, 2525 sayılı soyadı kanunundan.

Dedem Aşçı Vali bir aşçıydı, ağabeyside aşçıydı, babası Aşçı Ali Bey’de aşçıydı. Bildiğimiz kadarı ile onun babası Ömer, onun babası Ali’de aşçıydı.

Soyadı kanunu çıktığında “Aşçı” soyadını seçmek kadar doğal bir tercih olmadığından olsa gerek hemen dedem ve ağabeyi Ömer Efendi “Aşçı “ soyadını seçmişelerdi.

Neden bilmem dedemin babasına Aşçı Ali Bey denilirken büyük oğluna “Efendi” lakabı münasip görülmüştü.

Belki de Aşçı Ali Bey’in zamanında vergi tahsildarlığı da yapmış olmasından kaynaklanıyordu bu tercih.

Ailemizde “Efendi” unvanını hak etmiş birinin olması da kıvanç duymam ve “Efendi” hitabını sevmiş olmam için başka bir sebeptir.

Ancak babamın anlattığına göre babaannem başka bir soyadı bulamadınız mı diye sitem etmekten de geri kalmamış, haksızda sayılmaz hani ortalıkta hamaset dolu bir dolu soyadı seçimi varken “Aşçı” soyadı seçimi biraz garip gelmiş olmalı kendisine.

Babaannem elbette bilmiyordu, soyadı kanunu çıkarılırken örnek alan Batı ülkelerinde soyadların çoğunun mesleklerle ilgili olduğunu.

Uzun zaman babaannemin peşinden gittim soyadımız mevzusunda, bunda sanırım eğlenmek isteyen çocukların evimize telefon ederek yemek siparişi verdikten sonra telefonu pat diye kapamalarının etkisi de vardı.

Arayan çocukların kahraman ya da alpay benzeri asil ve seçkinci soyadları vardı muhtemelen. Çok da gurur duyuyorlardı muhtemelen soyadlarıyla.

Bugün için dönüp arkaya baktığımda meslek ifade eden bir soyadına sahip olduğum için ziyadesiyle memnunum.

Nereden geldiğimi ve seçkinci olmanın beyhudeliğini ifade ediyor “Aşçı” soyadım bana.

Hele de “Aşçı Efendi” diye hitap edildiğinde daha da bir gururlanıyorum 2590 sayılı kanuna karşı çıkıyormuş gibi olmama rağmen.

Farkında olmadığı seçkinciliği ile şahsımı küçümseyebilmek için “Aşçı Efendi” diye hitap eden muhtereme geçmişimle bir hesaplaşma yazısı yazabilmesi için bana bir fırsat verdiği için de teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte bu teşekkürün adresini bulsa da anlaşılacağını sanmıyorum, çünkü seçkincilik hastalığından kurtulamayanların bu teşekkürü anlaması çok zordur, hatta imkânsıza yakındır.