• 18.04.2017 00:00
  • (2093)

  İSMAİL CUMUR’A AÇIK CEVAP

Akçakocatv’deki “Beyaz Tayyipçilerin Hezimeti” yazıma yazdığınız yorumda şöyle demişsiniz:

Bu saydığınız isimlerden hangisi haksız kazanç ve hırsızlık yapmıştır. İlginç olan siyaset yapıp daha önce zenginleşen insanlar için hiçbir eleştiri yapmamış olmanız. Bildiğiniz bir şey varsa paylaşın biz de bilelim ki hırsızla birlikte olmamaya gayret edelim.”

Önce hırsızlık meselesinden başlayalım.

Maalesef yazıyı dikkatli bir şekilde okumamışsınız. Üstünkörü bir okuma ile cevap verdiğiniz çok belli.

Yazının neresinde hırsızlık ithamı var bulamadım, muradınız yazdığım yazıyı defalarca okutarak şahsıma külfet yüklemek idiyse başarılı olduğunuzu itiraf etmek zorundayım.

Bu yazıdaki ithamlardan hırsızlık yapılıyor iması çıkarabilmek için asıl sizin bildiğiniz bir şeyler olduğu ve paylaşmaktan imtina ettiğiniz kanaatine varmaktan kendimi alıkoyamadım.

Beni uyarmak istediğinizi var sayıyorum ve uyarınızı dikkate alacağımı ifade etmek istiyorum.

Her İktidar Kendi Zenginlerini Yaratır

Walter Benjamin’in “Kanunlar adil oldukları için yürürlükte değildir, kanunlar kanun oldukları için vardırlar” sözünü çok dikkate alan biriyim.

Hırsızlığın tanımı ve cezalandırılması ise dini ve hukuki kaynaklarda tarif edilmiştir. Dini kaynakların hükümlerine bakarak hırsızlığı cezalandıramayacağımıza göre elimizde hukuki kaynaklardan başka bir şey yoktur.

1 yıl kadar Akçakoca Belediye Meclisi toplantılarını izledim, belediye meclisindeki her imar değişikliğinin yeni kazançlar yarattığına defalarca şahit oldum.

Bu değişiklerle elde edilen kazançlara hırsızlık diyebiliyor muyuz? Elbette ki hayır. Çünkü yapılan işlemler kanuna uygundur.

Meclis kararları ile yapılan imar değişikliklerinin kanuna uygun olmayanları varsa bile bugüne kadar muhalefet üyelerince bir üst mahkemeye taşınarak iptali için dava açıldığına da şahit olamadık.

Her ne olursa olsun kanunlara uygun olarak yapılan işlemlere hırsızlık demeye hakkımız yoktur.

Var olan hukuku da kaybedersek halimiz nice olur ki?

Ancak bir şehrin imar planının delik deşik edilmesini ve belediye meclisinin mesaisinin büyük bir bölümümün imar değişiklerine ayırması ile alakalı fikirlerinizi de öğrenmek isterim doğrusu.

Günceli Yazmak

2009 yılından beri mahalli basınımızda köşe yazısı yazıyorum ve 2001 yılından beri Akçakoca’da yaşıyorum. 8 yıllık mahalli köşe yazarlığım serüvenimde hep günceli takip etmeye çalıştım.

Benzeri eleştiriler yazılarımı Fikret Albayrak döneminde yazdığım sanırım pek malumunuz değil.

Yazılarımı takip etmemiş olabilirsiniz ve de mecbur da değilsiniz.

Ancak sadece algınıza dayanarak bir cevap yazmanızı doğrusu yakıştıramadım.

 

Estetik Kaygısı

Yazıda “Beyaz Tayyipçi” diye adlandırdığım kişilerin estetik kaygılar gütmediği ile birçok gönderme vardı ancak bu göndermeler ile alakalı bir bağlantı kurmak istememişiniz belli ki.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Zeytinburnu İlçesinde yapılan İstanbul’un sülietini bozan çirkin binalar ile alakalı kaygıların benzerlerini Akçakoca için duyuyor ve “Beyaz Tayyipçileri” şehrin estetiğini hiç umursamadıkları için eleştiriyorum.

Bırakın estetik kaygısını ortalama ömrün uzamasının gerekleri ile alakalı tedbirler ve kararlar alınamıyor maalesef. 15 yıldan beri yapılan binalarda kaç binanın asansörüne merdiven inmeden ya da çıkmadan inebiliyoruz.” Beyaz Tayyipçilerin” kaçının umurundadır yaşlı dostu binalar yapabilmek. Cevaplarsanız sevinirim.

Estetik ile uğraşmak entelektüel bir faaliyettir ve büyük medeniyetlerin bir estetik anlayışı olur. Osmanlı Medeniyetinin bir estetik anlayışı vardı. Mimar Sinan ile de şahikasına ulaşmıştı.

Peki siz “Beyaz Tayyipçilerin” estetik anlayışı ile alakalı olumlu bir şeyler söyleyebilecek misiniz?

Siz de çok iyi biliyorsunuz ki rant kaygısı hep öndedir.

Muhafazakâr kimliği ile maruf mimar ve şehir plancısı Turgut Cansever’i okumalarını salık veriyorum ama netice alabildiğimi hiç sanmıyorum.

Emek Sömürüsü

Yazımdaki en net itham ile bir şey söylemek lüzumunu ise hissetmemişsiniz. Seçimler öncesi Akçakoca Belediyesinde taşeron bünyesinde çalıştırılan işçilerin mesaiye bırakıldıkları ve mesai ücretlerinin ödenmediği ile ilgiliydi bu itham.

Böyle bir şey yok diyebilir misiniz?

İşe alınanların AKP’den referanslı kişiler olması bile bu vaziyeti değiştiremiyor.

Gelir dengesizliğinin “Beyaz Tayyipçiler” lehine çok fazla açılmaya başladığını da hatırlatmak istemiştim, bu hatırlatmaya hayır diyebilir misiniz?

Mağdur olan fındık üreticileri ve “Beyaz Tayyipçiler “arasındaki kıyaslama da gözünüzden kaçmış olmalı, gözünüzden kaçmamış ise de cevap yazmak istememişsiniz belli ki.

 

Şimdilik bu kadar….

 

Saygılarımla