• 27.02.2017 00:00
  • (1048)

 FİKRET ALBAYRAK KİTAPLARDAN NİÇİN KORKTU?

Başlıktaki sorunun benim açımdan kesin bir cevabı yok ama tahminlerim var, belki bu yazıdan sonra mevzuya dahil olanlar bir açıklama lütfunda bulunurlar.

En iyisi önce Fikret Albayrak’ın kitaplardan nasıl korktuğunu anlatmak.

Kitaplar derken farklı kitaplar anlaşılmasın, kitapların hepsi tek türdü, hepsi hikâye kitabıydı. Taşımak için kocaman bir kamyon gerekiyordu.

2009 yılında Ankara’da fahri hemşerimiz ve Akçakoca sevdalısı siyaset bilimci Tanıl Bora ile yemekte sohbet ederken 68 kuşağından bir arkadaşının ülkemizin en büyük hikâye kitaplarından oluşan bir kütüphaneye sahip olduğunu ve bunu kurumsal kimliği olan bir yere bağışlamayı düşündüğünü ama birçok sıkıntılar yaşadığını söyledi.

Kitaplar/ kütüphane lafını duyunca hemen alarma geçtim “ Bu kitapları Akçakoca’ya kazandırabiliriz arkadaşın bunu kabul eder mi “ sordum. Cevap olumluydu. Sadece arkadaşının bazı taleplerini karşılamaktı. Kitapların hepsini değerlendirmek gibi taleplerini. Görüştüğü birkaç kurum bu talebinde bazı sıkıntılar yarattığı için bağışlama gerçekleşmemişti.

Bu teklifi yaparken aklımda Akçakoca Belediyesi vadır ve belediye ile irtibatı kuracak kişi olarak henüz aramıza siyasetin tam manası ile aramıza girmediğinden olsa gerek o zamanlar yakın arkadaşımı olan belediye meclisi üyesi Abidin Eskici vardı.

Tanıl Bora ile bu fikrin olabilirliği üzerinden projemizi hemen o gün daha da geliştirdik.

Bu hikâye kütüphanesi kurulduktan sonra arkasından hikâye festivali yapabilirdik. Kendisi İletişim Yayınlarının editörlerinden biri olduğu için birçok hikayeci tanıyordu. Bir hikâye festivali düzenlenmesi halinde birçok yazarı Akçakoca’ya getirebileceğinin garantisini de verdi.

İstanbul’da yaşayan yazarlar çevresi ile içli dışlı olan arkadaşlarıma bilahare bu fikrimi açtığımda fikrim çok beğenildiği için destek sözü aldım.

Hikâye kitaplığımız ulusal medyanın desteği ile Türkiye’nin en büyük hikâye kütüphanesi haline gelecek yeni çıkan her hikâye kitabı kütüphanemize ulaşabilecekti.

Hikayeler üzerinde akademik araştırmalarda bulanacak kişilerin başvuru merkezi alacaktı.

Türkiye’nin her tarafında bilenecek bir kütüphanemiz olacaktı.

Akçakoca’ya dönünce heyecanla projeyi Abidin Eskici’ye anlattım. O zaman henüz sadece belediye meclis üyesiydi ama 6 ay sonra belediye başkan yardımcısı olacağını cümle alem biliyordu.

Hikâye kütüphanesi ve festivali projesini elbette ki beğendi ve ancak buna tek başına karar veremeyeceğini danışması gerektiğini söyledi.

Danışması gereken kişinin Akçakoca’nın CHP’li belediye başkanı Fikret Albayrak olduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?

Birkaç gün sonra Abidin Eskici ‘den olumlu cevap geldi enteresan bir taleple. “Festivale çağırılacak yazarlar sadece sosyalist yazarlar olmasın ulusalcı yazarlardan da olsun”

Bu enteresan talebi mühimsemedim bile proje zaten tüm hikâye yazarlarını kapsayan bir projeydi siyasi ayrım bir an bile aklımızdan geçmemişti.

Yapacağımız iş hikâye kitaplarının sahibini Akçakoca’ya davet edip bir protokol yapmaktı.

Kitapların sahibine dönüp kitapları Akçakoca’da değerlendireceğimizi bildirmek ve yakın bir zamanda kendisini Akçakoca’ya davet etmek kalmıştı projenin birinci aşaması olarak.

Bu aşamayı da gerçekleştirdim ve belediyeden davet zamanı için haber beklemeye başladım. Hemen birkaç gün içerisinde de cevap gelecekti. Bu vaziyeti kitapların sahibine de bildirdim.

Aradan günler geçti ancak Abidin Eskici’den haber gelmedi. Süre uzadıkça haber verememenin mahcubiyetini yaşamaya başladım.

Abidin Eskici’yi arayarak madem bu kadar gecikecekti niçin kitapların sahibini en kısa sürede davet edeceğimizin sözünü niçin bana verdirttiklerini sordum. Tartıştık, sesler karşılıklı yükseldi falan filan.

Alabildiğim tek cevap öğretmenler günü ile ilgili turizm kampanyası düzenledikleri ve hiç boş vakti olmadığıydı. 15 gün sonra bir ay sonra şu gün gelebilsin diyebilecek vakitleri bile yoktu Fikret Albayrak ve Abidin Eskici’nin o kadar yoğundular yani. (!)

Proje bu aşamada bitti. Başka hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Belediyeden arayan soran olmadı. Yoğunlukları 2014 yılındaki belediye başkanlığı seçimlerine kadar sürmüş olmalı. (!)

Derin bir mahcubiyet yaşayarak kitapların sahibine bin bir özür iletmek ve hayal kırıklığımı yaşamak kaldı bana da.

Fikret Albayrak’ın kitaplardan daha doğrusu hikâye kitaplarından korkmasının hikayesi bu. Daha fazlasını bilmiyorum.

Niçin korktuğunu anlatsa da öğrensek.

Bildiğim bu hadisenin taşralılığı aşamama hadisesi olduğudur.