• 3.02.2016 00:00
  • (759)

  AKÇAKOCA ECDATINI NE KADAR TANIYOR VE BİLİYOR MESELELERİNE BAŞLANGIÇ

 

“Divan adı verilen yerleşmelerden bahsetmeyen, fakat çalıştığı sahanın iskân tarihini araştıran EMIROĞLU'nun (1970:63-65) tespitlerine göre; 1323-1692 yılları arasında Bolu Sancak Beyliği'ne bağlı bir voyvodalık halinde idare edilen Akçakoca 15 divana ayrılmıştı. 1781 tarihinde ise Akçakoca 15 divan ve bu divanlara bağlı 12 mahalle ve köyden ibaretti. 1873-1874 tarihli 2 arazi yoklama tahrir defterine göre (ise) merkez Keramettin Mahallesi olmak üzere Akçakoca'da 19 köy muhtarlığı mevcuttu.”

 

Bu metinden çıkarmamız gereken fikir nedir?

 

Osmanlı İmparatorluğunun İdari Teşkilat Tarihi ile bilgilere sahip olmadan Akçakoca tarihi ilgili bilgilerin hepsinin havada kalacağıdır.

 

Bu yöndeki değerlendirmeler göz önüne alınmadan yapılan ve yanlış değerlendirmelerle/ okumalarla yazılan metinlere tarih diyebilmek mümkün değildir.

 

Böyle yaptığınız takdirde başka hiçbir yerde yaşamamış varlığı Akçakoca Kaymakamlık sitesinden başka hiçbir yerde tespit edilememiş Kerametinleler diye bir Türk boyu yaratmış olursunuz ve bir zaman sonra da bu uydurulmuş bilgiye tarih diye bakma saçmalığını yaşarız.

 

Şimdiki iktidara ve onun mahalli temsilcilerine bakarsak ecdat söylemi çok mühim, ancak mahalli ecdatlar ile anlatılanların yalan olmasından, resmi ve kaymakamlık sitesinden servis edilmelerinden hiç de rahatsız değiller hatta umurlarında bile değildir.

 

Mühim olan ecdat kavramını kullanarak ne kadar hamaset yapabildikleri bunu siyaset malzemesi haline getirebilmeleridir.

 

Yukarıdaki metne göre Osmanlı İdare Teşkilatı zaman içerisinde gelişmelere ve değişmelere uğramış idari birimlere verilen ad aynı kaldığı halde birimlerin niteliği değişebilmiştir.

 

Akçakoca’nın kuruluşu ile hep bahsedilen Keramettin Divanı ile daha doğrusu “divan “ idari birimiyle ilgili tarihte yolculuk yapmak en iyisi.

 

Selçuklular zamanına “divan” idari ölçeğiyle ilgili bilgiyi ise Evliya Çelebi’de buluyoruz.

 

Bolu ve Gerede çevresinde Türkmenlerin olduğu belirtildikten sonra şöyle der Evliya Çelebi:

“ Bunların Kızılözü, Alacaözü, Aladivan, Birdivan, Đkidivan,... Yedidivana varıncaya kadar nahiyeleri vardır. Cümlesi dağlarda meskûndur. Bu Etrakın divan tabir ettikleri de Selçukîlerden Sultan Alâaddin asrında Bolu Beyi iken, bu dağları fethettikçe aman vermek için divan edip, kös çaldırdığı yerlerdir ki, halâ divan lafzı ile tabir olunur .”

 

Bu bilginin ışığında divan idari biriminin Selçuklular da var olduğunu ve Evliya Çelebinin ziyareti sırasında Bolu ve çevresinde divan teşkilatının var olduğunu tespit edebiliyoruz.

 

Akçakoca tarihinin de bundan müstesna olmadığını söyleyebilmek için tarihçi olmaya da gerek yoktur.

 

Osmanlı kaynakları için çok mühim bir kaynak olan tahrir defterlerinde ise “divan” ilk defa 1525 yılında geçer.

 

Bir teoriye göre köy olamamış dağınık yerleşmelerin getirdiği ünitelerde divan olarak adlandırılmıştır. Bu teoriye göre 50 ila 100 hanelik dağınık yerleşme bir köy olarak düşünülmüş ve burası bir divan pusulası(vergi makbuzu) ile vergiye tabi tutulmuştur.

 

Keramettin Divanının kuruluş aşaması bu teoriye uygun gözükmektedir. Ancak idari birim için yeni bir merkez kurulması ve köylerden insanlar yetiştirilmesi başkaca divanların kurulmasında gerçekleştirilip gerçekleşmediği araştırılmaya muhtaçtır.

 

Osmanlı tarihçisi Tayyip Gökbilgin’in yaptığı tespit Keramettin Divanın kurulmasına ilişkin olarak mühimdir:

 

 "Orman açmaları ile meydana getirilen ve geçimleri kısmen orman mahsullerine dayanan Batı Karadeniz Bölgesinin divan adı altında toplanan bu küçük ve dağınık yerleşmeleri, aynı bölgenin gerisinde sıralanan ova, alçak alan ve havzalardan, vadiler boyunca dağ ve ormana sokulan kimseler tarafından kurulmuştur".

 

Osmanlı İmparatorluğunun yöneticilerinin bu bakış açısıyla Keramettin Divanını hayata geçirdiklerini söyleyebiliriz.

 

Burada dikkat edilmesi gereken husus divan teşkilatının tüm imparatorluğu kapsamadığıdır.

 

Yine zaman içerisinde imparatorluğun idari yapısındaki değişimlerin Keramettin Divanının yapısını değiştirdiği de açıktır.

 

Olayı daha da karmaşık hale getiren ise muhtarlık sisteminin varlığıdır. İmparatorluğun gerileme yıkılış dönemlerinde kırsal kesimde yeni bir idari yapılanmaya ihtiyaç duyulmuş İstanbul’da uygulanan muhtarlık sistemi daha sonra bütün köylerde uygulanır hale getirilmiştir.

 

Dikkat edilmesi gereken husus ise divanın muhtarlığın bir devamı olmaması ya da onun yerini almış bir müessese olmamasıdır.

 

Divanlar vergilendirme ile iştigal ederken muhtarlık kırsal kesimin güvenliği ile iştigal etmiştir.

 

 Divan belli kişilere verilebilen, birinden alınıp ötekine devredilebilen veya devletin doğrudan kendine bağladığı, sınırları genişletilip daraltılabilen bir vergi toplama ünitesidir tanımından hareketle Keramettin Divanının isminin ilk divan başkanının ismiyle bağlantılı olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurabiliriz.

 

Tanzimat ile birlikte merkezileştirme çalışmaları divan teşkilatının kendiliğinden tasfiye olduğunu düşünebiliriz.

 

Yazının başına dönecek olursak Akçakoca tarihinden bahsedip var olan 15 divandan bihaber olup sadece bu divanların merkezini(Keramettin) divanını göz önüne alınarak yazılan tarih ne kadar Akçakoca tarihi sayılabilir ki.

 

Evliya Çelebi’nin “Yine buradan Akçaşar’a geldik ve burası voyvadalıktır,150 Akçelik kazadır.” Değerlendirmesini göz önüne aldığımızda Akçakoca kaymakamlık sitesinde metnin başka bir yanlışına gelmiş oluruz.

 

Keramettin Divanının 200 akçelik bir divan olduğu bilgisini sahih sayarak şehir merkezinin aradaki rakamların farklılığından dolayı voyvadalık merkezinin vergilendirme açısından başka bir divana bağlı olduğunu varsayabiliriz.

 

Divan kazanın merkezi değildir. Keramettin Divanını kaza merkezi yapmanın tarih bilimiyle alakası olamaz. Kerameddin Divanı kurulmadan önce de kaza merkezi mevcuttu.

 

 Osmanlının kuruluşundan beri var olan voyvadılığın merkezinin bugünkü çarşı merkezinin olduğu varsayılabilir.

 

Yine eskiden beri var olan Çuhalı Çarşının hangi divana mensup olduğu konusunda hiçbir görüş öne sürülmemekte sanki Keramettin Divanına bağlıymış gibi addedilmektedir.

 

Bu yazı bir tarih yazısı değildir, her şeyden önce tarihçi değilim ve bir tarihçinin sahip olması gereken metodolojiye sahip değilim.

 

Bu yazı tarih diye anlatılan gerçeklerden uzak bilgilerin resmi yerlerde bulunmasına ve ecdat ecdat diyerek hamaset yapanların tarihin gerçeklikleri ile alakadar olmamalarına yapılan bir eleştiridir.

 

*Yazıya kaynak teşkil eden makalenin yazarını maalesef kaydetmemişim tekrara tekrar aradım ama bulamadım.