• 3.02.2015 00:00
  • (2619)

 

 

OSB’lerin kurulmasındaki tez gerçek hayatta neticeleri öyle olmasa da kamu yararı için yapıldığıdır.

 

İşsizliğe çare olacağı kurucuların en büyük iddiasıdır. Ancak bu iddia sadece bir palavradan ibarettir. Devletin tutmuş ve yayınlamış olduğu istatistiki bilgilerde mesela Düzce’de kurulmuş OSB’lerin işsizlik rakamlarını aşağıya çektiğine dair bir bilgi yoktur.

 

Yeni iş alanları yaratıldığı doğrudur ancak ekonomik programlar sonucunda özellikle de tarım sektöründen iş alanlarını terk etmiş ya da iş alanları yok edilmiş kişiler kadar ancak istihdam sağlanmaktadır.

 

Yaratılan istihdam da ise umumiyetle kölelik ücreti olan asgari ücrettir. OSB’lere sendika filan girmez. Söylenenlerin aksine altyapı hizmetleri bitmeden hizmete açılırlar ve çevreye zarara verirler. Yerel siyasetçiler de iş alanları yok edilmiş işsizlere kölelik ücreti karşılığında iş bularak da pirim yaparlar.

 

Bütün kuruluş iddiası kamu yararı olmasına rağmen OSB’ler yüzyıllık bir gayeye hizmet için vardırlar. İttihatçı bir gayedir bu. İlk olarak İttihat ve Terakki partisi tarafından hayata geçirilmeye başlanmıştır.

 

Gaye sermaye birikimini gerçekleştirmektir. Ülkemizde olmayan bir sınıfı burjuva sınıfını yaratmaktır.

 

İttihat ve Terakki’den sonraki politikalarla da aynı çizgide devam etmiştir. Kurulan kamu iktisadi kuruluşlarının bile temel amacı yeterli sermaye birikimini gerçekleştirememiş olan burjuva sınıfına destek çıkmak içindir.

 

Bu destek İstanbul burjuvazisi olarak tabir edilen bir burjuvaları yaratmıştır. Turgut Özal’ın politikaları da Anadolu Kaplanları diye tabir edilen mahalli burjuvalar ortaya çıkmıştır.

 

Bu mahalli burjuvalar batının burjuvalarına pek benzemediği için uzun zaman bu sıfatla anılmamışlardır. Kendileri de bu nitelendirmeden köşe bucak kaçmışlardır.

 

AKP bu yeni burjuvaların omurgasını teşkil ettiği bir yapı ve desteği ile iktidara gelmiştir. İktidara geldikten sonraki görevi de artık sahne almış olan mahalli burjuvaları tahkim etmek ve büyütmek olmuştur.

 

Kapitalist açıdan bakıldığında da son derece gerçekçi bir yoldur. “BÜYÜ YA DA ÖL” prensibinin hayata geçirilmesidir. Eğer burjuvalarına yeni burjuvalar katamaması ya da burjuvaların büyümesi ve gelişmesi sağlanamaması AKP iktidarının sonlanmasına sebep olabilecektir.

 

OSB’lerin varlık sebebi kamu yararı değil yüzyıllık bu gayeye hizmet etmektir aslında. Yüzyıllık İTTİHATÇI bir rüyanın hayata geçirilmesine destek vermek içindir.

 

Bu İTTİHATÇI rüyanın hayata geçirilmesindeki en büyük destek ise bürokrasiden gelir.

 

Söylem düzeyinde dahi kalmış olan KAMU YARARI kavramı bürokrasi için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Gerçekçi bir duruş olarak da bakabiliriz bürokrasinin bu davranışına. Ortada gerçekten bir KAMU YARARI olmadığını bildiklerinden olsa gerek üzerine düşen vazifeleri bu bakış açısıyla gerçekleştirmektedirler.

 

******

 

Düzce bürokrasisi ile aylardır yaşadığım problemde budur aslında. Düzce bürokrasisi yüzyıllık İTTİHATÇI bir gayeye hizmet etmek refleksi ile davranmaktadırfarkında olmasalar bile, KAMU YARARI kavramı umurlarında bile değildir.

 

Bürokratların mütedeyyin kişiler olması da sürüp gidip bu yapının durması için bir engel teşkil etmemiştir, görünen o ki bundan sonrada engel teşkil etmeyecektir.

 

Akçakoca’da OSB kurulması ile ilgili olarak öğrenmek istediğim Düzce İl Toprak Koruma Kurulu kararının açıklanmamasındaki asıl sebep budur.

 

*******

 

Daha önce BİMER üzerinden müracaat yapmayacağımı beyan etmiştim ancak bu beyandan önce 5. ayda yapmış olduğum müracaatların cevapları yeni geldi. Tam 13 sahifelik bir cevap.

Oku oku bitmez tam da bürokrasimize yakışan bir cevap bu. Tam da beklediğim gibi olan bu cevabın hiçbir yerinde müracaatımın kabul edilmemesi ile ilgili olarak KAMU YARARI kavramı hiçbir yerde kullanılmamıştır. Kurumlar arasında yapılmış yazışmaların bir toplamı olan 13 sahifede KAMU YARARI kavramı geçmiyor bile. 

Bu müracaatların içerisinde Bilgi Edinme Üst Kuruluna yapmış olduğum müracaatında fotokopileri de var. Bu kuruma yapmış müracaatlar şekil yönünden kabul edilmemiştir. Bilgi Edinme Kurulundan gelen şekil yönünden kabul edilmemeyi ilgili bürokratlarımız kendilerine bir haklılık mesnedi olarak görmüşler anladığım kadarı ile.

İlgili kurumlara yapmış olduğum müracaatların cevaplarının bilgisayarımda meydana gelen bir problemden dolayı tamamını ulaştıramamış olmamdan dolayı kabul edilmemiştir. Kabul edilmemesinin başka bir sebebi yoktur. Cevabi belgelerin tamamı yoktur diye incelemeye bile alınmamış şekil yönünden kabul edilmemiştir.

Kontrolümün dışında gerçekleşen bu şekil noksanlığı da ilgili bürokratları rahatlatmıştır.

İlgili bürokratlar İttihatçı bir gayeye hizmet etmek için kamu yararı ile ilgili bir mevzuda özel hayatının gizliliği mesnedine dayanarak bilgileri kamu ile paylaşmayı ret etmekte ise beis görmemişlerdir.

 

****

 

Gönderilen evraklar içerisinde “Düzce Bürokrasinin Duvarı” adlı yazımın bir fotokopisi de var. Yazıda fosforlu kalemle çizilmiş ve el yazısıyla alınmış notlar var, aynı notlar gelen evrakların ilk sahifesinde de var.

 

Notlarda beni memnun(!) eden ise Düzce bürokrasinin bana karşı gösterdiği samimiyet bayağı içli dışlı olmuşuz artık.  “Yaptığınız “ hitabı yerine “yaptığın” hitabına maruz kalmak koltuklarımı kabartmalı mı bilemedim!

 

Sanırım bu notlar vicdanları rahatlatmak için alınmış notlar. Bir iki notla vicdanlar rahatlıyorsa, gerçekten öyle bir vicdana sahip olmak isterdim.

 

Böyle bir duruma ben maruz kalmış olsaydım asıl soruya cevap vermeden yani Düzce İl Toprak Koruma Kurulu kararının açıklanmamasındaki KAMU YARARInın ne olduğunu açıklayamadan vicdanım rahatlayamazdı.

 

Ne diyelim, vicdanları bu kadar kolay rahatlayanlara selam olsun diyelim.

 

****

 

Duvar aynı duvar ve bu duvarın içerisinde kamu yararı kavramı hala yok.

 

Duvarın görevi yüzyıllık bir rüya için tahkimata devam etmek, mağduriyet yaşayanlardan ya da mağduriyet yaşayacak olanlardan yana olmak değil.

 

Beğensek te beğenmesek te gerçek bu.