• 15.06.2015 00:00
  • (2727)

Köyde köylü gibi, kasabada kasabalı gibi, şehirde ise şehirli gibi yaşanır.

 

Elbette bunun aksi haller de mevcuttur, köyde şehirli gibi yaşayabilirsiniz ya da şehirde bir köylü gibi.

 

Şehirlinin köyde yaşamaya başlaması bir emeklilik projesi iken köylünün şehirde yaşaması sosyolojik bir değişimdir/gerçekliktir.

 

Köylülerin hızla şehirlere akması kendi değerlerinden kolay kolay vazgeçmemesi hayata bu değerlerle tutunmaya çalışması bu sosyolojik değişimi anlayan AKP’yi iktidara taşıdı.

 

AKP iktidarı sürecinde yaşadığımız aslında bir yönüyle de ülkede köylülüğü bitirme yani köyden şehire göçün hızlandırılmasıydı.

 

Bu göçün sosyolojisini anlayamayanlar köyden kente göçmüş kişileri kendileri ile eşit görmeyerek çoğu zaman aşağılayarak siyaseten yaya kaldılar ve bu sosyolojiyi anlamadıkları sürece de yaya kalmaya mahkûm olacaklar.

 

Köyden şehire gelen kişilerin/köylülerin en tabii talepleri eşit yurttaş muamelesi görmekti ve bu muameleyi görmek en tabii haklarıydı. İnsan hakları evrensel beyannamesinin birinci maddesinde söylendiği gibi”Bütün insanlar hür ve eşit doğar”.

 

Herhangi bir köylü şehire yerleştiğinde eşit yurttaş muamelesi görmesi elbette hakkıdır ancak bir sözleşme varmış gibi hareket ederek şehirde yaşamanın kurallarına uygun davranmaya çalışmalıdır.

 

Elbette ki bu hal sabahtan akşama değişecek bir şey değildir. Zaman ister uzun yıllar ister.

 

Uzun yıllar ister den sonra eğitim ister diye devam edebilirdim ancak gerçekler ve tecrübeler bunun aksini gösterebiliyor.

 

Eğitim bu işin olmazsa olmazı değil.

 

Bir belediye başkanı uzun yıllar önce köyden şehire göçmüş bir ailenin mensubu olabilir. Büyükşehirlerin iyi liselerinden birinde okumuş üniversite hayatını büyük şehirde tamamlamış aldığı mesleki eğitimin hakkını vererek başarılıda olmuş olabilir.

 

Ancak ve ancak büyük şehirde yaşamasının mesleki hayatına mühim katkıları varken, belediye başkanlığı yönetim anlayışına bir katkısı olmayabilir.

 

Alınmış tüm eğitimlere rağmen bir belediye başkanı yönetim anlayışı olarak “KÖY AĞASI YÖNETİMİ” anlayışını benimseyebilir.

 

Hala önemli aidiyetlerinin olduğu köyünde ne geçmişte ne günümüzde bir ağalık düzeninin olmaması bu vaziyeti değiştiremeyebilir. Ancak önünde yeteri kadar ağalık tecrübesinin olmamasının sıkıntılarını yaşayacağı da kaçınılmaz bir gerçektir.

 

Bir köy ağası gerektiğinde mütevazi davranmasını bilir, ancak bir belediye başkanı sık sık büyükşehirde kalmayıp köyüne/şehrine dönmeyi hemşerilerine bir lütuf bağışlıyormuş gibi anlatmaz, anlatırsa Kemal Sunal filmlerindeki Şener Şen’in ya da Ali Şen’in canlandırdığı ağalara döner.

 

Bir ağanın köylülerin hukuk konusundaki bilgisizliklerinden faydalanarak yaptığı hukuksuzlukları şehirde de yapabileceğini düşünüyor olmak köy ağası gibi davranmaya çalışan belediye başkanları için sonun başlangıcı olur. Unutmamaları gereken şey çok göç almış şehirlerde bile şehirli olmanın gerekliliğini yerine getirebilecek kişilerin var olabileceğidir.

 

Bir ağa kendisi ile işbirliği yapacak kişileri iyi seçer köydeki durumunu sürekli tahkim eder işbirliği yaptığı kişilerin her tencereye kapak olacağını bilir. Yeni bir tencere bulduklarında hemen o yeni tencereye kapak olacaklarının farkında olur. Her tencereye kapak olacaklardan her an ihanet göreceğini de bilir.

 

 Köylerde her tencereye kapak olanların sınırları bellidir kurnazlıklarının doğuracağı sonuçlar bir yere kadardır ancak şehirlerde kurnazlığı ilke etmiş kişilerin kapasiteleri sınır tanımaz hele bir de büyükşehirler ile bağlantıları varsa ve oralarda daha güçlü işbirliği yapacağı güç odakları bulmuşsa, belediye başkanlarını sadece çıkarları için kullanabilecekleri bir piyon olarak görürler. (Hele de bu her tencereye kapak olanlar, aldıkları eğitimleri kurnazlıklarına katkı olarak kullanıyor ve bıkmadan usanmadan biriktirdikleri kurnazlık tecrübelerinden faydalanmaktan bir an bile vaz geçmiyorlarsa)

 

Bir köy ağası köyde gücünü tahkim ederken akrabalarını/yakınlarını kayırır ancak ağalık müessesini iyi kavramış bir ağa bu kayırmanın da sınırları olduğunun bilincinde olur.

 

Belediyelerimizde fiili olarak uygulanan bir başkanlık sistemi hukuken var ancak yöntem olarak “köy ağası yönetimi anlayışı” ile yönetilen belediye ahalisi en bahtsız olanlarıdır hele de bu belediye başkanı bir ağalık sürecinden gelmiyorsa, ağalık raconunu bilmeyip garibanlıktan dem vurma ilkesizliğine de başvuruyorsa.

 

Belediyelerdeki “köy ağası yönetimi anlayışı” mevzusunda ki yanlışlıklar hakkındaki misalleri çoğaltabiliriz ancak o zamanda bir köşe yazısının sınırlarını aşmış oluruz, belediyelerde “köy ağası yönetim anlayışı” ile hareket etmek tersine sosyolojidir diyerek yazıyı bitirelim, şimdilik yeter.

 

*”Hep mahalli meseleler hakkında yazıyorsun umumi meseleler hakkında da yaz” diyenler içindi bu yazı. Umumi bir mesele hakkında yazdım işte.(!)