• 24.12.2013 00:00
  • (1396)

14 Aralık’ta Akçakoca Kent Konseyi tarafından Akçakoca’ya OSB kurulması ile ilgili bir panel düzenlendi. Bu panel Akçakoca’nın geleceğini ve gelecekte nasıl bir şehir olmamız gerektiğinin de tartışmasıydı aynı zamanda.

Adnan Yaman ile Fikret Albayrak ters düştüler de denebilir ya da Fikret Albayarak Adnan Yaman dâhil herkesle hem fikirdi de denilebilir.

Çünkü Fikret Albayrak konuşmalarında /açıklamalarında birbirine zıt iki görüşe birden sahip çıkabiliyor.

Panelin açılış konuşmasında Adnan Yaman Akçakoca’nın nüfusun azlığından dışarıya göç verdiğinden bahsederek OSB’nin bu göçü durdurabileceğinden dem vurdu.

Her sağ politikacının yaptığını yaptı ve nüfus artışı ile büyümeyi zenginleşmeyi eşit tuttu.

Nerdeyse başbakan gibi “üç çocuk yapın da Akçakoca büyüsün “ diyecek sandım.

Niteliksiz iş gücü nüfus artış hızı olan yerlerde çok olur.

OSB’lerde verilen her ücrete razı kişileri çalıştırmak tecrübesiyle marufturlar.

Adnan Yaman’ın sanayici olarak istediği ile birebir örtüşen bir durum nüfusu artan bir yerdeki niteliksiz iş gücücüne sahip olmak. Nitelikli iş gücünü de kontrol için de gereklidir niteliksiz iş gücüne sahip olmak.”Bakın sırada kaç kişi bekliyor işinizin kıymetini bilin “ diye baskı yapabilmek için.

Sonrasında Fikret Albayrak konuştu.

Elinde hazır olan metinden değil irticalen konuştu. Bir mahalli gazetede Fikret Albayrak’ın konuşması diye yer alan metindekinden bambaşka konuştu.

Önce şaş kaldım, itiraf etmem lazım.

“Nüfus olarak büyümeyle gelişmiş modern bir kent olmamayı eşit tutmamak lazım dedi.”

Böyle bir değerlendirmeye şapka çıkarırım. Böyle bir değerlendirmeye çok ciddiye alırım çünkü.

Ancak bu açıklamayı Fikret Albayrak yapıyorsa çok ciddiye almamak lazım, ben almıyorum.

Çünkü Fikret Albayrak Akçakoca kamuoyunda önünde söylenmemiş bir tespiti her kesten önce söyleyebilmiş olmayı çok seviyor.

Ben bunları zaten herkesten önce söylemiştim demek çok önemli onun için.

Konuşmasını oradan buradan bulduğu her şeyi karıştırıyor, sonuç olarak ben konuyu daha önce sahip çıkmıştım haklılığını(!) kazanıyor.

Konuşmasının başlangıcı da zaten iki tezat görüşü barındırıyordu. Sapla saman bir aradaydı.

Şehirlerin otomobillerin işgalinde olduğunu ve buna göre planlanmasından şikâyet etti.

Akçakoca’da neler olup bitiği hakkında genel bir takibatınız yoksa ya da bir misafirseniz konuşmanın bu bölümü de cazip olabilirdi.

Çarşıdan belediye nikâh salonuna kadar yürüyerek geldim. Sol kaldırım bir kısmı yapılan inşaat yüzünden işgal altında olduğu için bir kısmını caddeden yürümek zorunda kaldım.

Bu caddenin adı İnönü Caddesi.,Fikret Albayrak  belediye başkanı seçildiğinden beri yıkımların ve inşaatların en fazla olduğu cadde.

Bir ya da birkaç dairenin olduğu binaların yakılıp yerine çok daireleri apartmanlar yapıldı, yapılıyor. Bu apartmanlar için üretilmiş yeni bir tane otopark alanı yok. Otopark ihtiyacı da yapılan her apartman ile daha da artıyor.

Müteahhitler belirli bir harcı yatırarak otopark yükümlüklerinden kurtulabiliyorla,r olan biten bu.

Hal böyle iken şehirlerin otomobiller için planlamasından şikâyet eden belediye başkanı otopark alanlarını harç verip işyerine ya da apartman dairesine dönüştürenlere her kolaylığı gösteriyor.

Sonrada şehirlerin otomobiller için planlanmış olmasından şikâyet ediyor.

Bunun samimi olduğuna inanmak mümkün mü?

Aslında bu girizgâhtan sonra başka bir konuya devam edeceğini düşünmüştüm ama devam etmedi.

Şehir merkezinin araç trafiğine kapatılması projesinden.

Hani başkan seçilirken herkesten gizlediği ve sonrada övünerek anlattığı gizli hedefinden.

Bazen seçim havasına girdiğimizi unutup böyle açıklamalar yapmayacağını unutuyorum.

Bu açıklaması bence şehir merkezini araç trafiğine kapamak ile çok ilintiliydi. Ama dedik ya seçim zamanı bu konulara girmez diye.

Sonrasında yurt dışındaki gözlemlerini paylaşmaya başladı.

Bilmeyenler için hatırlatayım Fikret Albayrak başkan seçildikten sonra yurt dışına yaptığı gezilerinden ilkini Viyana’ya yapmıştı.

Bizim şehir olarak talihimiz yok buna kesinlikle inandım.

İlk gezisini Viyana yerine turistik ve otantik bir Avusturya kasabasına yapsaydı durumu kurtarmıştık.

Çünkü Akçakoca’yı o kasaba ile kıyaslayacaktı ki; bu da bizim felaha ulaşmakla eşdeğer olurdu.

İlk gezisini Viyana’ya yapınca her şey aleyhimize çalışmaya başlamış.

Viyana zamanında bir Avusturya –Macaristan İmparatorluğunun payitahtlığını yapmış olasının, sanayi devrimini yaşayan o bölgedeki en önemli şehir olmasını hiç değerlendirmeden gördüğü, işine gelen tezahüre balıklama atlamış.

 

Viyana’da hem ağır sanayi var hem de turizm o zaman Akçakoca’da olur diye kararını vermiş.

Otantik ve doğal yapısını koruyarak turizmden gelir sağlayan bir şehre ilk olarak gitmiş olsaydı olaylar farklı gelişebilirdi.

Dedim ya talihsizlik işte.

Umarım k; şehir dışında filan konuşma yaparken Viyana ve Akçakoca’yı kıyaslamıyordur yoksa Akçakoca’nın prestiji yerlerde sürünür.

Kardeş şehrimiz Bagheria ile ‘de kıyaslayabilirdi hem de çok daha doyurucu olurdu. Demek ki Bagheria ‘da işine gelen uygulamalar demek ki yoktu.

Bagheria’da yeteri kadar sanayileşme yoktu ya da kendisini Viyana Belediye başkanı ile kıyaslamak daha çok hoşuna gidiyor.

Hem Viyana Belediye Başkanı kardeşlik önerdi de Fikret Albayrak mı reddetti(!)

Konuşmasında “cittla slow “ çalışmalarından bahsetmedi. Bu çalışmalar biraz askıya alınmış gibi gözüküyor.

Sanırım “ciitla slow” çalışmalarına seçim atmosferinde ara vermiş ya da ara vermesi tavsiye edilmiş.

Unutanlar için hatırlatayım Fikret Albayrak hem OSB isteyen hem de cittla slow olmak isteyen belediye başkanlarının ilk proto tipidir.

Bırakın Türkiye’yi dünyada bile bu iki özelliği yan yana getirmeye çalışan bir başka belediye başkanı ve belediye başkan adayı yoktur.

Konuşmasını bitirirken de bu sefer OSB’lerde 5000 kişinin çalışacağı iddiasında bulundu. Bunun Akçakoca için iyi olacağını söyledi. Hâlbuki konuşmasının başında gelişmeyi nüfus artışı ile kıyaslamak anlamsız demişti.

Hadi bu 5000 kişinin yarısı Akçakoca’daki işsizler tarafından doldurulmuş olsun geri kalan 2500 kişi dışarıdan gelecektir. Bu 2500 kişi aileleri ile beraber 7.000-10.000 civarında bir nüfus artışına sebep olacaklardır, belki da daha fazla.

Biliyorsunuz Fikret Albayrak bütün şehir plancılarından geniş bir ufka(!) sahiptir. Şehir plancılarının en cesaretlisi bile maksimum 30 yıl sonrasını planlamaya cesaret edebilirken Fikret Albayrak bir anda yüzyılı filan planlar.

Konuşmasındaki bu inciden den sonra merak içerisinde kaldım.

Fikret Albayrak nüfusu artmayan bir Akçakoca’ya göre mi Akçakoca’yı yönetiyor/yönetmek istiyor yoksa kısa bir zamanda nüfusu 10.000 artacak bir Akçakoca’yı mı?

Nüfusu 10.000 civarında artabilecek bir Akçakoca’nın şehircilik açısından neler yapılması gerektiğinden bahsetmediğine göre nüfusu yavaş artan bir Akçakoca’yı istiyor diyebiliriz.

Nüfusu 10.000 kişi artacak bir Akçakoca ile ilgili planlamaları olsaydı kesinlikle anlatırdı, olmadığı için anlatmıyor hükmü neredeyse kesinlikle doğru olur.

Yoksa OSB’yi istemiyor da istiyormuş gibi mi yapıyor.

Birçok şeyi istiyormuş gibi yapıp rüzgâra göre hareket ediyor, edecek demek en doğrusu galiba.