• 14.05.2013 00:00
  • (4108)

 

Ben briç sporcuyum.

Düşünce sporlarının içerisinde ev zevkli olanı yaptığımı düşünüyorum.

Bu düşünce sporuna yani briçe tutku ile bağlıyım.

Bu tutkum nedeni ile Akçakoca’da yaşamama rağmen Düzce merkezinden hiçbir briç sporcusu İl temsilciliğine talip olmadığı için briç il temsilcisi oldum.

Temsilci olduğum zaman bürokrasi ile aramın olmadığını bilen arkadaşlarım çok sıkıntı çekebileceğimi hatırlatmışlardı.

Ne sıkıntısı çekebilirdim ki?

Briç federasyonu zaten üvey evlat muamelesi gören bir federasyon olduğunu federasyon olarak bütçeden aldığı payların komik düzeyde olduğunu ve Düzce’de de böyle olacağını zaten biliyordum.

Düzce spor bürokrasisi daha fazla ne yapabilirdi ki?

Ne kadar çok yanıldığımı bugünlerde anladım.

Bürokrasiyi “ti”ye alabilen bir gelenekle bağlantılı olduğunu bildiğim Sayın Ömer Faruk Şiran’ın müdürlüğünde bürokrasiden yediğim çalım bürokrasinin ne menem bir şey olduğunu bir kere daha bana hatırlattı.

Yaşadığım hayal kırıklığını birçok kişi ile paylaşabileceğimin de farkındayım.

Sayın Ömer Faruk Şiran ile Kasım ayında briç ile ilgili neler yapacağımız konusunda yüz yüze görüştüm. Briç sporu için neler yağılabileceği ile ilgili bir görüşmeydi.

Akçakoca ‘da briç şubesi olan bir kulüp olduğunu ve Düzce merkezinden bir kulüp açılmasının şık olacağını söylediğimde bunun çok kolay olduğunu ve zaten il spor müdürlüğünün bir takımı olduğunu ve bu takıma şube açılabileceğini söyledi.

Diğer konuşulanlardan bahsetmeye bile gerek yok. Çünkü kulübün yönetim kurulunun alacağı bir kararın imzalanması ile bitecek şube açılması süreci altı ayda bitirilemedi.

Görüşmemizden hemen sonra Sayın Cahit Taş ve Sayın İbrahim Ardıç’a bu konudaki talimatlarını vermiş olmasına rağmen.

Düzce İl Spor Müdürlüğü bürokrasinin 6 ay da bu kadar basit bir işlemi dahi yapmamasının 2 sebebi olabilirdi

1)Briç sporu maalesef cehaletten kaynaklanan sebeplerle kumar olarak algılanır. Sayın Şiran mahalle baskısını uğramış olduğu için ya da uğrama ihtimaline karşı bu talimatını iptal etmiş ve bu işi sürünceme de bırakın talimatı vermiş olabilir.

Bu ihtimalin olduğuna inanmıyorum, inanmak istemiyorum.

2)Sayın Şiran’ın personeli, Sayın Şiran’ın her talimatına kendilerini uymak mecburiyetinde hissetmiyorlar, kanaatimce olan da bu. 

Olan bitenin hikâyesini daha doğrusu  “Bugün git yarın gel”davranışının feriştahının hikâyesini anlatmak istiyorum.

Kasım ayından itibaren periyodik bir düzenle telefonla il spor müdürlüğünü aramaya başladım telefonlarıma çıkan Sayın Cahit Taş ve Sayın İbrahim Ardıç’tan, Sayın Gülay Ercan’ın izinde olduğu gelince onun ilgileneceği mazeretini en az 5 kere dinledim. Tabii ki Sayın Gülay Ercan’ın ne kadar izin kullandığını da merak etmeye başladım.

Yaklaşık dört ya kadar Sayın Gülay Ercan’ın izinden gelmesini bekledim. Sonra Gülay Ercan’ın artık bu işlerle ilgilenmediğini öğrendim.

Ve büyük bir aşama kaydettim Sayın İbrahim Ardıç benden antrenörlük belgesi istedi. Bir iki gün sonra belgeyi fax ile kendilerine gönderdim.

Aradan zaman geçince tekrar aradım telefona çıkan Sayın Cahit taş bu işlere tekrar Sayın Gülay Ercan’ın baktığını izinden gelince ilgileneceğini söyledi.

Sayın Gülay Ercan’ın izinde olduğu mazeretinin tipik bir “Bugün git yarın gel“zihniyeti olduğunu geç de olsa o an anladım. Sayın Gülay Ercan’ın bu kadar izin kullanması mümkün değildi ki.

Bir telefon güreşmesinde İbrahim Ardıç’a çok yavaş hareket ettiklerini hatırlatınca beni nasıl suçlayabilirsiniz diye tepki aldım. Öyle ya altı üstü beş ay kadarcık bir zaman geçmişti.

Arada bir yerlerde Fatih Keten’in de harekete geçmesini beklemeye başladık.

Hep ben telefon açıyordum, İl spor müdürlüğü personelinin izahat vermek için telefonla aramak gibi lüzumsuz(!) işlerle uğraşmadığının altını da çizmek gerek.

Mayıs ayında ise bambaşka mazeretler ortaya çıktı. Karar defterleri müfettişlerdeydi ve yapabilecekleri bir şey yoktu.

Uzun aramalarım ve sitemlerimden sonra Sayın Cahit Taş bir kere telefon açtı hakkını(!) yememek lazım, bu işin niye bu kadar uzun sürdüğünü sorduğumda da şu mazereti öne sürdü.

“Sizin gibi 53 temsilci daha var”

Özrü kabahatinden büyük derler ya, tam bu duruma uygun bir cevap.” Tam da niye faaliyeti olmayan bir temsilciliği aldınız da başımıza iş çıkardınız zaten 52 temsilci fazla geliyordu” izahatı, Düzce bürokrasisinde son noktadır.

Bu arada Sayın Cahit Taş temsilcilikten istifamı bile talep etti. Bu talep ile asıl yetkili Sayın Cahit Taş galiba demekten de kendimi alamadım.

Bu görüşmeden sonra Sayın Ömer Faruk Şiran’a telefon ettim. Sekreteri Sayın Seda Pak çok o anda çok meşgul olduklarını sorunu kendilerine anlatırsam Sayın Ömer Faruk Şiran’ın beni arayacağını söyledi.

2 gün sonra Sayın Şiran aramayınca ben aradım beni niye aramadı diye. Sayın Seda Pak’dan aldığım cevap Sayın Şiran’ın tesisleşme ile çok meşgul oldukları için bana ayıracak zamanı olmadığıydı.

Bu yazıyı yazarken herhangi bir karışıklığa mahal vermemek için İl Spor Müdürlüğünde bu yazıda ismi geçenlerin soy isimlerini öğrenmek istedim bu bile her nedense bir problem haline dönüştü. Sayın Seda Pak hemen soy isimleri vermektense beni tekrar İbrahim Ardıç veya Sayın Cahit Taş ile görüştürmek istedi.

İl spor müdürlüğünde çalışanların soy isimlerinin verilmesinde ne gibi bir sakınca olabileceğini düşünürken lütfedip soy isimleri verdiler.

İl Spor Müdürlüğünden alabildiğim ilk ve tek hizmette bu oldu.

Sayın Ömer Faruk Şiran’ın adil ve eşitlikçi olmasını bekliyorum.

Öncelikle Sayın Şiran’ın 6 aydır ilk defa telefonla arayan bir temsilciye ayıracak birkaç dakikası olmalı. Hiç bir şey yapmayacak olsa bile nezaketen telefona çıkmalı ya da bilahare telefon etmeliydi.

Bu toprağın insanlarının bu nezakete sahip olduğuna inanan biriyim, Düzce İl Spor Müdürlüğü bürokrasisinin günü gelince bu nezaketten pay alacağını umuyorum.

Tesisleşmeye verdiği önem ve kaydettiği ilerlemeler Sayın Şiran’ı bir kibirin içerisine hapsetmiş olmalı ki bu hassasiyeti göstermiyor, gösteremiyor.

Sayın Şiran’dan briç sporuna kaynak ayırması yönünde beklentim olmadı. Mahalle baskısına maruz kalmamak için briçe mesafeli durabileceğini net bir şekilde anlatmıştı zaten.

Hala merak ettiğim ise “Bugün git yarın gel “davranışının Sayın Ömer Faruk Şiran’ın isteğiyle mi, yoksa her şeye rağmen personelinin tercihleri ile mi olduğudur.

Tek çabam briç camiasında Düzce ilinin de anılması içindi. Sayın Ömer Faruk Şiran ve personelinin bu çabamı anlamasını artık beklemiyorum. Yine de il spor müdürlüğü bürokrasisine rağmen bu çabam sürecek.

Bu yazıda o çabamın bir mahsulü.

Sözümü Osmanlı halkının padişahlara seslendikleri gibi bitirmek istiyorum.

Mağrur olma padişahım senden büyük Allah var.