• 16.02.2013 00:00
  • (877)

 Sayın Metin Feyzizioğlu’ndan nazik, nazik olduğu kadar da eleştiri yüklü e-mail mesajı aldım yazının devamında bu mesajı okuyabilirisiniz.

 

Öncelikle kendinse olan özür borcumu yerime getireyim. Geçen yazıyı yazarken kendisi hakkında biraz daha bilgi edinmek için internette dolaşırken birkaç yerde Münevver Karabulut’u vahşice öldüren Cem Garipoğlu için “çocuk o” dediğini okudum ve bu bilginin doğruluğuna inanarak biri değerlendirmede bulundum. Bu bilginin doğruluğunu teyit etmeyince bir yanlışa imza atmış oldum.

 

Sayın Feyzioğlu bunun doğru olmadığını söylüyor ki, kendisine inanıyorum ve bu özürle birlikte internette okuduklarımın hakkında beni daha ihtiyatlı olmaya sevk ettiği için de teşekkür ediyorum.

 

Sayın Feyzioğlu Akçakoca’daki konuşmasında “ Sizlere Türkiye’de ki hukuk sürecinin nasıl işlediğini suçsuzluk karinesinin ne olduğunu anlatabilirim ancak ben bunun yerine….”  benzeri  bir girizgâh yaptığını hatırlatayım.

 

Bir hukukçu değilim ama suçsuzluk karinesinin ne olduğunu bilecek kadar hukuka aşinalığım var. Demek istediğim avukatların da dava seçmek konusunda özgürlükleri olduğuydu. Mahkeme tarafından atanmadığı sürece Sayın Feyzioğlu bu davaya dâhil olmayabilirdi.

 

Sayın Metin Feyzioğlu’nun Türkiye Barolar Başkanlığına aday olduğunu hatırlatmasına önce bir anlam veremedim. Öyle mahalli basında çıkan sınırlı sayıda kişinin okuduğu bir yazının Barolar Birliği seçimine bir etkisi olmaz ki.

 

Bu hatırlatmanın sebebini bilahare çözdüm. Sayın Feyzioğlu ben şu an da öncelikle Barolar Birliği Başkanlığına adayım diyerek, Düzce Baro Başkanı Sayın Ali Dilber ile kol kola fotoğraf çektirmenin Başşkan Bey ile kol kola fotoğraf çektirmekten stratejik olarak daha doğru olduğunu hatırlatıyor.

 

Yani bu hata değil doğru bir seçimdi diyor. Evet, son derece doğru, taşradan sadece siyasi partiler ile siyaseti izlemeye odaklanınca majestelerinin sivil toplum örgütü nitelemesini tam anlamıyla hak eden Türkiye Barolar Birliğindeki siyaseti göz ardı etmişim.

 

 Hem bizim Başşkan Bey, Sayın Feyzioğlu ile Mustafa Sarıgül ‘ün Genel Başkanlık için çekişmeleri halinde ağırlığının etkisi ne kadar olur bilemem ama ağırlığını Sayın Sarıgül’den yana koyacaktır. Çevresindekilerin söylediğine göre en çok önem verdiği fotoğraflar Sayın Sarıgül ile çektirdiği fotoğraflarmış, hem Sayın Fevzioğlu’nun Genel Başkanlığa aday olasıya kadar Başşkan Beyin belediye başkanlığına devam etme ihtimali her geçen gün azalmakta.

 

Sivil İtaatsizlik kavramını siyasete kazandıran 19. Yüzyıl çevreci yazar ve düşünürlerinden Henry David Thoreou “ Önyargılarımızı bırakmak için hiçbir zaman geç değildir” demişti.

 

Ulusalcılığa benim gibi kategorik olarak karşı duranlar için Sayın Feyzioğlu’nun önyargılı olarak nitelemesinden hareketle önyargısını bırakması için umarım geç kalmaz diyorum.

 

Sayın Feyzioğlu ile dünyaya farklı siyasi pencerelerden baktığımız çok açık, ancak kendisi ile aynı siyasi düşünceden olmayan birisine empatiden noksan olarak önyargılı olarak demesini de akademik kariyeri ile örtüştüremediğimi belirtmek isterim.

 

Mahalli basından öğrendiğime göre Sayın Feyzioğlu Akçakoca’dan ev almış. Sayın Feyzioğlu’nun fahri değil gerçek hemşerimiz olmasından büyük memnuniyet duyduğumu belirterek yeni hemşerimize hoş geldin diyorum.

 

Mesajında bahsettiği keyifli bir yemek eşliğindeki sohbeti bir an önce gerçekleştirebileceğimizi umduğum için de memnuniyetim artıyor.

 

Sayın Metin Feyzioğlu’nun hemşerimiz olmasının Akçakoca’ya çok değerler katacağını düşünüyorum. CHP Genel Başkanlığını kazanmış Sayın Metin Feyzioğlu’nu dinlenmek ya da tatil için sık sık Akçakoca’ya gelecek olmasının kentimizin tanıtımına çok büyük katkıları olacağını da unutmayalım.

 

Sayın Metin Feyzioğlu’nun yaptığını yapıyor ve diğer konulara girmiyorum.

 

 

*Ergün bey, yazınızı dikkatle okudum. Öncelikle konuşmayı bastan sona dinleyip, köşenizi ayırdığınız icin tesekkur ederim. 


Yazınızın basında da belirttiğiniz uzere, belli bir onyargiyla dinlediğiniz icin olsa gerek, değerlendirmelerinizin bir kısmını ve sonuc çıkarmalarınızı ona gore yapmışsınız. Bazı tesbitlerinizden ise elbette yararlanacağım. 

Öte yandan Kürt, Kürdistan, kürtçe gibi sözcük ve kavramlarla hicbir sorunum olmadıgını kısa bir inceleme yaparak tesbit edebilirsiniz dilerseniz. Ancak Suriye'nin kuzeyinde tek etnik kökenden gelen bir toplum yaşamadığına ve henüz Kürdistan devleti kurulmadigina gore "kuzey Suriye" veya "Suriye'nin kuzeyi" olarak adlandirilabilir kanaatindeyim.

Sanırım önyargıların kırılması, atomun parçalanmasından daha zor Einstein'in dediği gibi. Yine de ben deniyorum, size de tavsiye ederim. 

Amacım eleştirilerinize cevap vermek degil, sadece deger verip toplantıya katıldığınız ve yazdığınız icin tesekkur etmek; bu sebeple diger konulara girmiyor, birlikte keyifle bir yemek yerken sizinle yapmayı umut ettigim sohbete erteliyorum. 


Yine de, son olarak, Google'da yapacağınız çok kısa bir araştırmada TBB Başkanlığına adaylığımı koyduğumu tesbit edebileceğinizi hatırlatmak istiyorum. 

Selam ve saygılarımla. 

Metin Feyzioğlu 

Not: Amacinizi anlasam da, Garipoğlu davasını yanlış bir sekilde gündeme getirmeniz sanırım kalitenize yakışmamış. Çünkü ben Cem Garipoglu'nun degil, olay sırasında başka bir ilde bulunduğu telefon ve kamera kayitlariyla sabit olduğu İcin beraat etmiş ve bu beraat kararı Yargitayca onanmis Nida Garipoglu'nun avukatlığını yaptım; kimse icin de "cocuk" demedim. Sizin basınıza bir iftira gelse, sızı de savunurum suçlamanın niteliğine bakmadan. Keske bunu gorebilseydiniz, hic olmazsa suçsuzluk karinesini anlatmayı basarmış olurdum size. Demek ki yazınızda iddia ettiginiz gibi etkili olamamis konuşmam :-)