• 24.06.2021 11:02
  • (293)

Sonunda olacağı buydu; Sedat Peker videolarını izleye izleye annemin tavırları da değişmeye başladı. Benden ‘parlak bir gömlek’ almamı istedi. Bizlere bakışları ‘buğulu’ bir hal aldı. Sesi de biraz kalınlaştı. Sabahın köründe, hepimizin geniş salonda masa başında toplanmamızı istediğinde telaşlandık.

“Benim paşa olacak diye beklediğim, süslü, şaşkın oğlum Atilla orada mısın?”

Annem, benim hep paşa olmamı hayal ettiği için bu şekilde çağırır. ‘Süslü’ demesi soyadımızın ‘Gösterişli’ olmasından kaynaklanıyor. ‘Şaşkınlığım’ ise seçtiğim meslekten ötürü. İktisat fakültesini okuduğum için ‘Muhasebeci’ olmamı bekliyordu.

Masanın bir köşesine sindiğim için göz ucuyla beni süzüyordu.

“Tamammmm”

“Benim tek gözlü büyük kızım Ayla, orada mısın?”

Ablam, bir süre önce göz ameliyatı geçirdiği için tek gözü-henüz- görmüyor. Aceleyle masaya oturduğu için, annem de görmeyen gözünün istikametinde kalmıştı. Dolayısıyla göz teması mümkün olmadı. Ama annem hiç istifini bozmadı.

“Tamammmm”

“Benim gavur İzmirli kızım Hülya, orada mısın?”

Kardeşim, ‘Milattan Önce’ İzmir’e evlendiği için, annem kardeşime bu şekilde sesleniyordu. Enişte bey Feti, Hülya’yı istediğinde ‘bir yıl sonra Düzce’ye geliriz’ dediği için annem hep ‘kandırıldığını’ düşünüyordu. Anneme göre İzmirli herkes ‘gavurdu’. Tehditkar ses tonu Hülya’yı çoktan sindirmişti bile.

“Tamammmm”

Sıra babama gelmişti. O anda, annemin sesinin sertliğine elinin sertliği de eklendi, yumruk yapıp masaya vurdu:

“Ben biliyorum Osman’ın nerede olduğunu”

Üç kardeş birbirimize bakarken, annem diğer elini de masaya vurdu.

“ Kardeşimi Kıbrıs’a gönderdim. Hayırlı sonuçla gelecek inşallah!”

Yoklama bitmişti ama hepimiz rüzgarın ardından fırtınayı hissetmiştik. Annem buğulu bakışlarını bana çevirdi, ağdalı ağır ses tonuyla konuşmaya başladı.

“ Biz seni kalem/kağıtla oynayasın diye mi okuttuk. Gazetecilik nereden çıktı. Paranın Ak’ımı karardı, sanki. Geçen hafta öğrendim ki, Yeşil Yurt otelinde kalmışsın. Senin Orhan Veli ile görüşmen havanı bozdu. Seni bu havalar mahvetti zaten. Madem otelde kalacaktın da Para/Mount otelinde niye kalmadın. Yeşil yeşil paraları istifleyebilirdin. Yeşil’i ‘Paradan’ ayırırsan, elinde yurt’la kalırsın. Bak elin gazetecisi ‘yellene yellene’ paraları götürdü. Hayallerimi yıktın. Okuldan mezun olduğunda hediye olarak sana ‘para sayma makinesi’ hazırlamıştım. Gittim bir Bakan’a vermek zorunda kaldım.”

( Az önce Sedat Peker aradı, O’nun ne dediğini duyamıyorduk ama annem; ‘ Şahsımın hedef alınmasına karşıyım’ diyordu. Annem Peker’e önümüzdeki hafta Pazar günü saat 07,30’a randevu verdi.- Annemin bizlerle olan hikayesine devam edeceğim. Biz bitti demeden bitmez!)