• 30.05.2021 11:44
  • (445)

Eyvah… Eyvah… Eyvah… ‘Daha neler olacak, neler’, kim bilir?

Daha bir hafta önce, Ak partililere hitaben ‘ Tüm bunlar içinize siniyor mu?’ diye yazdığımın üstüne  ‘helalinden’ mafyavari gelişmeler akın ediverdi. Değil Türkiye’nin dünyanın gündemine bomba gibi düştü.  

Önce ‘yandaş’ belledikleri sonra da, ‘suç örgütü lideri’ diye veryansın ettikleri Sedat Peker’in seri videolarını 50 milyona yakın kişi izlemiş. Türkiye’nin nüfusunun 83 milyon olduğu düşünüldüğünde, çocuklar ve yaşlılar çıktığında, herkes bu videoları izlemiş. Tiktok’ta Sedat Peker’i içeren etiketlerle 100 milyondan fazla video yayınlandı, paylaşıldı. Dahası videolar ‘Bir mafya liderinin itirafları‘ adıyla çevrimiçi veritabanı IMDb’de TV programları kategorisinde ilk sıraya yerleşti. 13 binden fazla 10 üzerinden 10 puan aldı.

Elbet, Sedat Peker’in iddialarının açıklığa kavuşturulması çok önemlidir; lakin, bu iddialara cevap vermek yerine, video siyasetine getirilen açıklamalar bir o kadar önemli, dahası vahamet boyutundadır. Başlıkta kullandığım, ‘eyvah… eyvah… eyvah’ sinyallerini içeriyor.

Ak parti ile birlikte toplumda yaygınlaştırılan, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve nobran söyleme bu kez,  muhalefet liderlerini hedef alan tehditkar sözlerin eklenmesi toplumu daha da ciddi kırılgan noktalara götürmeye sebep olabilir. Yüzde 50’li evde zor tutulduğundan bahsedilen kesim, ‘durumdan vazife’ çıkarabilir. Nitekim, bu söylemlerin üzerinden 24 saat geçmeden, pompalı tüfekle poz ve mesaj verenler çıktı.

Gezi olayları sırasında Ali İsmail Korkmaz’ın darp edilerek öldürülmesi, CHP Genel Başkanı'na linç girişimi, İyi Parti Genel Başkanı'na linç girişimi, Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekiline linç girişimi, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı'nın sokak ortasında dövülmesi, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı'nın Sakarya'daki evinin kurşunlanması, Gazeteciler Levent Gültekin, Yavuz Selim Demirağ, Sabahattin Önkibar, Murat İde'ye sokak ortasında linç amaçlı saldırıların nedenlerini sorgulamak gerekmiyor mu?

Bir de madalyonun diğer tarafına bakalım:

Sedat Peker geçmişte Barış için Akademisyenler (BAK) hakkında "oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve kanlarınızla duş alacağız" demişti. Bu adam, üniversite hocalarını "kendi kanlarında boğmaktan" söz ederken alkışlayanların ön sırasında kimler duruyordu? Peker'i şimdi dış güçler kullanıyorsa, o vakit hangi güçler kullanıyordu? Peker’e ‘En hayırsever iş adamı ödülünü’ kimler verdi?, "Çok düzgün bir insan, kişiliği oturmuş bir insan" diyenler kimler? Düğünlerde, açılışlarda, etkinliklerde "şeref konuğu’ olarak ağırlayanlar kimler? Kaftan giydirilirken ve anons edilirken, "Dünya Türklük Hakanı” denilmedi mi? Ve daha bunun gibi birçok ‘yandaşlık’ olayı sıralanabilir.

Zaten yokluk, yoksulluk içinde hayatta kalmaya çalışırken bir de salgınla yüz yüze ölüm riskinde olan, kendisini hayatın zorlukları karşısında güçsüz ve çaresiz hisseden, bir çıkış yolu bulamayan yığınlar, bu gelişmeleri yılgınlık ve kızgınlık içinde izliyor.

Kim, kimi kandırıyor, aldanıyor bir yana; artık bu ülkenin halkı "yerimiz Avrupa ve demokrasi" nutuklarına kanmıyor.

Zalimi keşfeden mazlumdur