• 25.06.2019 00:00
  • (758)

 (“EDEP YA HU”)

“Sonuç ortada... Seçmen, “Senin dediğin değil, benim dediğim olacak” dedi...” (Ali Kiremitçi, Marmara Yerel Haber, 17.06.2019)

Ak Parti, 2010 Anayasa Referandumu’na kadar reformcu bir çizgi izledi... İleri Demokrasi hedefiyle yola çıktı... 2010 Anayasa Referandumu’ndan sonra, o ana kadar ittifak yapılanlarla yolların ayrılacağı, İstanbul İl Başkanı (Babuşçu) tarafından ilan edildi... Solcularla, sosyal demokratlarla, liberallerle, demokrat insanlarla, kurucu ve yönetici düzeyde emeği geçen birçok insanla yollar zaman içinde ayrıldı... Söylemde önceliği, “Millet” yerine “Devlet” aldı (“Devletin Valisi” gibi)...Bugün cezaevleri yazarlarla, aydınlarla, akademisyenlerle, muhaliflerle dolu...

Bir dönem, Avrupa Birliği ile uyum yasaları çıkıyordu hızla... “Komşularla sıfır sorun” politikası yürütülüyordu... Sınır kapıları açılıyor, sınırdaki mayın tarlaları temizleniyor, komşu hükümetlerle ortak toplantılar yapılıyordu... Bugün “Affedersin Ermeni”, “Kürt de olsa kardeşimizdir”, “Üç tarafımız denizlerle, dört tarafımız düşmanlarla çevrili”, “Dünya bizi kıskanıyor” söylemlerine geldik... Bir dönem, “iç düşman olmaz, suç işleyen vatandaş olabilir; suç işlendiğine ve suçun cezasına da bağımsız mahkemeler karar verebilir” deniyordu... Bugün ne olduğunu herkes biliyor... “Vikipedi” internet erişimi yasa dışı mesela... “Dijital veriler”, işine gelmediği zaman “delil değil”; işine geldiği zaman “kesin kanıt”...

2010 Anayasa Referandumu öncesinde “işkenceye sıfır tolerans” vardı... Bugün işkence, göstere göstere yapılan rutinler arasında sayılıyor...

2010 Anayasa Referandumu sırasında “Valilerin seçimle gelmesi” tartışılıyordu... Bugün “Belediye Başkanlarının atamayla gelmesi” tartışılıyor, seçilmiş Belediye Başkanları yerine Kayyum’lar atanıyor...

2010 Anayasa Referandumu öncesinde “Askeriyenin sivil kontrole girmesi” tartışılıyordu... Bugün, üniformasını çıkarmadan hükümette yer alan general görüyoruz... Genel Kurmay Başkanı, önce Milli Savunma Bakanı oluyor; sonra askeriyeden “emekli” oluyor...

2010 Anayasa Referandumu öncesinde “Kırmızı Kitap” tartışılıyor, “Gizli Anayasa” reddediliyordu... Bugün Milli Güvenlik Kurulu, “Hükümet”in yerine geçti; Bakanlar Kurulu, MGK’nın bir aparatı haline dönüştü... MGK’nın kararları ve kanaatleri, mahkemelerde delil değerinde kabul görüyor...

2010 Anayasa Referandumu öncesinde, Dersim Katliamı için en üst düzeyde özür dileniyordu...

Bugün, “Dersim Belediyesi” tabelası indirilip soruşturma açılıyor...

2010 yılında ABD Doları 1.50 (birbuçuk) TL idi (yıllık ortalama), bugün 6.00 (altı) TL civarında dolaşıyor...

İstanbul seçimleri... Sayıma itiraz edildi... Oylar tekrar sayıldı... Kazanana mazbatası

verildi... Yüksek Seçim Kurulu, “Seçimde şaibe var” dedi... Mazbatayı geri aldı...

“Yeniden seçim” dedi... Seçmenin oyunu beğenmedin... Baktık, “yeniden seçim” ne gösterdi?.. Onüçbin farkı yetersiz buldun... Sekizyüzbin farka ne diyeceksin?.. Sonuç ortada...

Birinci bölümde yazdığım gibi “Seçmen, ‘Senin dediğin değil, benim dediğim olacak’ dedi...” Şimdi ne olacak?.. “Vayy, sen Devletin Valisine ne dedin?” deyip “Kayyum” mu atayacaksın İstanbul’a?..Vicdanlar buna isyan ediyor... Sekizyüzbinlik fark buradan geliyor...

Artık siyaset alanının yeniden şekillenmesine ihtiyaç var... Türkiye, ileri demokrasiyi hak ediyor... Türkiye seçmeni, bunun için yeterli tecrübeye sahiptir...

Şimdi, siyasi kadrolar için sınav zamanı...  Söylendiği gibi, “Gençlerin dünyasına inebilen kazanır.”