• 24.03.2016 00:00
  • (5100)

 Akçakoca tarihi söz konusu olduğunda bir rivayet öne çıkar. Bu rivayete göre, Evliya camii ve mesire alanıyla meşhur Cumayeri’nde yaşayan Derebeyi’nin kızı amansız bir hastalığa yakalanır.

 

Zamanın hekimlerinden biri derebeyine kızının bulaşıcı bir hastalığa yakalandığını söyler. Korkuya kapılan derebeyi, kızının beylik arazisinden derhal uzaklaştırılmasını ve daha havadar olduğuna inandığı ormanlık arazisi içinde yer alan Yukarı mahalleye götürülmesini emreder.

 

 

Dönemin beylik tebaası, derebeyinin emri üzerine hasta kız için Yukarı Mahalle’ye bir barınma evi yaptırırlar. Kızın ihtiyaçlarını gidermesi için yardımcı ve bakıcılar da temin edilir.

 

Ormandan gelen temiz hava ve bakıcıların desteğiyle derebeyinin kızı kısa sürede sağlığına kavuşur. Kızının iyileştiğini gören derebeyi ise ‘’bu işte vardır bir keramet’’ açıklamasını yaparak beylik idaresini buraya taşır.

 

O tarihten beri Yukarı mahalle aynı zamanda Keramettin Mahallesi olarak da bilinir. Derebeyliğin taşındığı yeni araziye evler yapılır, kuyular vurulur, mahalle büyür gelişir.

 

 

Keramettin ya da Yukarı mahalle Akçakoca’nın da ilk yerleşim yeri olur. Tarih içinde birçok savaş ve yıkım gören bu mahalle iki büyük yangın görür ve çok fazla zayiat verir.

 

Yakın zamana kadar Akçakoca’nın siyasi ve idari yapısının merkezi hâlinde olan bu mahalle, aynı zamanda Türk kültürünün, folklorünün ve mutfağının da zengin özelliklerini bünyesinde taşır.

 

Keramettin ya da diğer adıyla Yukarı mahalle, içinde filizlendiği doğal ve tarihi dokuya zarar vermeden kendini bugüne kadar taşır.

 

 

Zamanla Kafkasya’dan bu bölgeye gelen muhacirler ve açılan yeni yerleşim alanlarıyla Akçakoca büyür ve gelişir. Bugün Akçakoca, çok kültürlü bir yapıya sahip olmasının yanı sıra, tarihi ve turistik değerlerinden olan Ceneviz Kalesi, Cumayeri camii ve hamamı, Kepenç köyündeki vaftiz pınarı, Kepenç camii önündeki dikili taşlar, Kapkirli tarihi hamamı ve zincirli kuyularıyla bir turizm potansiyeli taşımaktadır.

 

Tarihe yeniden dönmeye imkânımız olmadığı için, geçmişe sürekli övgüler yapmak yerine, geçmişin tüm değerlerini bugünün teknolojisiyle yeniden yaşatmak gerekir.

 

 

Koruma altına alınan Yukarı mahalle evlerimizin aslına uygun olarak restore edilmesi ve turizme kazandırılması çabaları, Ceneviz kalesinde yapılan ıslah çalışmaları ve Yukarı mahalle tarihi pazarının yeniden oluşturulmaya başlanması olumlu gelişmeler olmakla birlikte, geç kalınmış bu çalışmalar yüzünden Akçakoca’nın turizm pastası yeterince büyüyemedi.

 

 

Bugün bu pastayı daha fazla büyütebilmenin yolları daha çok aranmalı. Turizm değeri taşıyan yöresel yemeklerimiz mancarlı pide ve melen güççeği ile sınırlı tutulmamalı. Mutfak kültürümüzün önemli lezzetlerinden olan etli yaprak sarması, tereyağlı- tartılı mamalika, yöresel yufkadan sütlü gözleme, soğanlı yumurta, erişte kuskus makarnası, yoğurt ve kızılcık tarhanası çorbalarını daha fazla öne çıkarmak gerekir.

 

 

Doğal yaşam alternatiflerine geri dönmek turizme can katacaktır. Metropol sakinleri için Akçakoca’yı cazibe merkezi hâline getirmek, yaşamında horoz sesiyle uyanmamış, yatak odasının yüklüğünden döşek ve yorganı indirip yere serip yatmamış, gusülhanede banyo yapmamış, ocakbaşının çatma yanında ocak ateşinde ayak tabanlarını ısıtmamış insanlara bunları yaşatmaktır.

 

 

Tavuk kümesinin folluğundan sıcak yumurtayı alma zevkine, sarıkızın memesinden süt sağabilme keyfini yaşatmaktır.

 

Her türlü kimyasal ilaçtan arındırılmış, doğal ortamda beslenmiş ineğin sütü, tavuğun yumurtası ve yer sofrasında bağdaş kurarak yapılan kahvaltılarla yöresel yemeklerimizi tattırmaktır.

 

Konuklarımıza organik bahçemizde, doğal ortamda yetiştirdiğimiz sebze ve meyveleri elleriyle toplayıp yeme zevkini tattırmaktır.

 

 

Örf ve adetlerimizi gelenek ve göreneklerimizi paylaşmaktır. Yani kaybettiğimizi kazanmanın yolu bir başkası olmak değil, tekrar Karadeniz’in incisi Akçakoca diyerek ‘’kendimiz’’ olmaktır.