Back To Top
  • Cengiz BAŞAR
    Cengiz BAŞAR
ANKARA KAPILARI

ANKARA KAPILARI

 - Tarih 23.06.2020
- A +

 Havaların ısınması ile siyasetin suyunun kaynaması aynı zamana denk geldi. Covid 19 krizi ile siyasi kriz birbirinden tam olarak ayrıştı.

Egemen blok pandemiden sonra "yeni normal" hamlesi ile toplumsal hafızayı hiçe sayarak oyun kurucu rolüne geçme çabasında.

Ekonomide ve siyasette muhtemel tıkanıklıkların aşılması için tasarlanan dış savaş öncesi içeride büyük bir abluka uygulanıyor. Başlangıçta sadece Kürt siyaseti ve HDP üzerinde test edilen bu "adım attırmama" ve bulunduğu yerde "sessiz soluksuz bırakma" siyaseti şimdi sesini çıkartmaya niyetlenen herkese şamil duruma geldi.

Egemen blok bir yandan kendi içindeki mutabakatı sürekli kılmanın telaşını yaşarken, diğer yandan içinden çıkan muhalefeti etkisiz kılma derdinde. Devletin bütün kurumlarını aynı çizgide tutmak giderek güçleşiyor. Egemen blok son kertesine kadar devletin bütün olanaklarını kullanmasına karşın "kurucu irade" olarak bir yenilenmenin hukuksal alt yapısını oluşturamadı. Her çıkan sesi bastırdığını düşündüğü anda içeriden çıkan çatlak ses sorun oluyor, dışarıdaki gücü sınırlı ses ise içeride büyük kırılmalara yol açıyor.

"Kısmi Temsili demokrasisini" İstanbul seçimlerinin yinelenmesi ve Kayyum uygulamaları ile yitiren Türkiye tipi demokrasi kendini kurumsallaştıramayan rejim karşısında elindeki son güçlerle ayakta kalmaya çalışıyor.

Baro başkanlarının Ankara yürüyüşü bu yanıyla muhalefeti derleyip, toparlayan egemen blok içinde büyük panik yaratan bir eylemdir. Bütün dünyada çözülen ve çöken " hukuk devleti" yaşamla, adalet ve vicdanla bağını yitirmiştir. Adalet talebi artık devletin mağdur ettiği siyasal hasımlarından değil, bizatihi yargının içinden yükselmektedir. İçinde sevgili dostumuz Hakim Orhan Gazi Ertekin ve Hakim Ayşe Sarısu örneğinde olduğu gibi karar verme noktasında olan "Hakim"ler hakkında açılan soruşturmalar, açığa almalar, tutuklu avukatlara yapılan uygulamalar gerçekte çağın demokratik müktesabatını hiçe sayma ve şuuru yitirme göstergesi.

Tam bu konjonktürde barolara yönelinmesi tesadüf olamaz. Bu yönelme egemen blokun Türkiye'nin demokratik birikiminin kurumsal güçlerini yok etme arzusu ve sonrasında kendi rejimini kurma düşüncesinin tezahürüdür. İşte tam bu noktada Baro başkanlarının Ankara Kapıları'na dayanması ile onların o kapıda tutulması gerçekte iki eşitsiz gücün meşruiyet üzerinden hesaplaşması olarak tarihe geçecek.

Baro başkanları şu ana kadar gösterdikleri kararlılıkları ile büyük bir moral ve güç açığa çıkardı. Şimdi siyasetin bunu toplumsallaştırması ve toplumun siyasal alanı genişletme yönünde harekete geçirmek için çaba harcama zamanı. Baro başkanları Fransa Barosu avukatı Molierac'e ait olduğu söylenen sözü kendi dilimizde başkentin kapısına yazıyorlar. "görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hakime, hele ne iktidara tabiyiz. bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. fakat hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. en kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!" Savunma susturulamaz !

kalenin kapısı taştan demirden

yanlarım çürüdü yaştan yağmurdan

bir kimsem yoktur ki dostu çağırtam

açılın kapılar şaha gideyim

yıkılın kaleler dosta gideyi






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.
yeni