Back To Top
  • Atilla Gösterişli
    Atilla Gösterişli
Sizce, mutlu son mudur?

Sizce, mutlu son mudur?

 - Tarih 9.10.2019
- A +

  Gazete kuponlarıyla neredeyse ev eşyalarının tamamının temin edilebildiği dönemlerdi. Televizyon mu istersiniz, yatak odası mı, çatal-kaşık mı; tercih size ait. Türkülere merakımdan olsa gerek, hep saz çalmak istemiştim. Gazetenin saz verdiğini okuyunca, ‘tamam, şimdi tam zamanıdır’ diyerek, düzenli olarak kuponları kestim ve ‘saz’ elime ulaştı. Şimdi sırada saz’ı öğrenmek, çalabilmek vardı. Evimin tam karşısındaki Gençlik Merkezi’ndeki kursa yazıldım. Büyük bir heyecanla sınıfta yerimi aldım. Kurs hocamız geldi, (Türkü adını vermeyeyim, söz yazarı ve bestecisine haksızlık etmek istemem) ‘ Şimdi bu türküden başlayalım’ demesin mi… Saz tutmasını ancak becerebilen, elini, parmaklarını nereye koyacağını bilemeyen benim için, saz çalmanın ‘alfabesi’ diye anılan türküye ulaşmak hiç mümkün değil tabii ki. Ama, sınıfa bir baktım ki, kursa katılanların hepsi, bir yerden tutturmuş gidiyor. O an sınıfı nasıl terk ettiğimi, nasıl bir küçük travma geçirdiğimi bilemezsiniz. Günlerce titizlikle kestiğim kuponlar sonucu elde edebildiğim saz, artık bana çok uzak, duvara çakılı kaldı.

İstanbul’da ve hele ki İzmir’de ne zaman ‘sokak müzisyenlerinin’ türkülerini duysam ayaklarım beni oraya doğru götürür. Bana çok uzak olan, duvara çakılan ‘kendimi bulmak için’ giderim yanlarına. Yıllar önce, sandım ki kendimden kaçabilirim, meğer kafan yanındayken çok uzaklaşamıyor muşsun. Kendimi o müzisyenlerle birlikte türküleri söylerken buluyorum. Çalarlarsa ne ala, çalmazlarsa giderim yanlarına ‘Metrisin Önü’ ezgi’sini isterim. Hele ki, Cem Adrian’dan ‘ Telli Turnam’ varsa, o gün bendedir artık.

Cuma akşam saatleriydi, haftanın yorgun saatlerinin dinlenmeye evrildiği anlar. Yürüyerek AVM’nin önüne doğru geldiğimde o ‘tanıdık sesleri’ duydum, inanamadım. Gitar, yan flüt, bir de güzel bir ses, ‘sokak müzisyenleri’ rüyasına attı beni. Hiçbir ezgi’yi, sözü, notayı kaçırmamak için, öncesinde kaçırdıklarıma da hayıflanarak oturuverdim, AVM’in taştan duvarı üstüne. İki kişiydiler, gitar çalan ve türküleri söyleyen, gözleri de sesi gibi aydınlık bir genç kız ve yan flütte genç bir delikanlı. Sonradan yanlarına usulca yanaşan, çekingen tavırlı biri daha. Türkülere, şarkılara eşlik etmeye başladı. Tarzı farklı, daha ‘yanık’ okuyor. Hep bir mahcup hali var, müzik O’nu yüreklendiriyor. Ben de yüreklendim, hemen ‘istek parçamı’ ilettim, varmış ‘Metrisin Önü’… Şimdi hem söz bende, hem saz bende.

Birden, O mahcup ‘biri’ kalktı. Uzaklaşmaya başladı. Müzisyen genç kız fark etti ve yanındakine O’nu geri çağırmasını söyledi. İkisi birden geri döndü, genç kız gitarı ile yeni bir şarkıya başlarken, ‘yabancı’ mahcup delikanlıya usulca, ‘ Nereye gidiyorsun, daha işimiz bitmedi ki, emeğin var, hakkını almadan gitmek yok’. O saatten sonra bir süre daha müzikli anlar devam etti, ta ki Zabıtalar görünene kadar.

‘Şikayet var, toparlanın…’ Zabıtalar ilk söze böyle başladı. Müzisyenler, ‘ türkü söylüyoruz, şarkı yapıyoruz, ne zararımız var, herkes dinliyor’… Belki, daha birçok söz söyleyeceklerdi, ama, Zabıta ‘emir, demiri keser’ havası içinde olduklarından, beyhude olacaktı. O anlar aklıma, basına da yansıyan, Yozgat’ta yaşanan benzer bir olay geldi. Yozgat'ta, simit satan çocuk zabıtaları görünce tezgahını toplayıp, kaçmaya çalıştı. Zabıtalar çocuğun yanına gelip, ‘Senin dükkan kaldırıma ruhsatlı’ diyerek çocuğa müsaade ettiler ve ardından da alışveriş yaptılar. Düzce’de de bunun olabileceğini zabıtalara anlattım. İnsan, ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.

O gece, kendisi de müzisyen olan Başkan Yardımcısı Hüdaver Gösterişli’yi aradım. Randevulaştık, müzisyenlerle birlikte belediyeye gelmemi istedi. Hüdaver bey ile güzel bir sohbet oldu. Müzisyenler arası geçmişe bir yolculuk yapıldı. Hüdaver bey, belediye adına birçok iş yapabilir, hizmet gerçekleştirebilir. Ama, sanırım en güzeli, bir müzik yolunu aydınlatması olarak, en azından benim aklımda kalacak.

Ve son söz:

O gecenin sokak müzisyeni, sesiyle, yüreği ile aydınlık genç kızın adı Emel’di… Yanındaki yan flüt ise Üniversite öğrencisi Ahmet’ti. Diğer gencin adı meçhul, şimdilik ‘yabancı’. Umarım bir gün Onları dinleme fırsatını bulursunuz.






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.
yeni