Back To Top
  • Atilla Gösterişli
    Atilla Gösterişli
ANNE, NE OLUR BENİ SEN ÖLDÜR!

ANNE, NE OLUR BENİ SEN ÖLDÜR!

 - Tarih 23.4.2019
- A +

 (Sizden önemli bir ricam var; ne olursunuz bu yazıyı çocuklarınızın yanında okumayınız… Ve, tabii ki, bu yazıyı hiçbir çocuk okumamalı. O saf, tertemiz yürekleri, gözlerindeki pırıltılar, dünyaya ışık saçmalı. Bizim umudumuz Onlar. İç’leri tertemiz olsun, kardeşlerine sevgi ile bakabilsinler, hiç ‘kindar’ olmasınlar. Kirlenmesinler.)

Biz aslında, ‘kızgın demir’; bizleri ayrıştırmak, ötekileştirmek, şerefsizleştirmek üzere ‘ısıtılırken’ neler olabileceğini anlayabilmiştik. Onun için de, uyarmış ve demiştik ki “Bak; devletin bir memuru, muhalefete oy veren vatandaşlara ‘piç kuruları' diye hakaret etti. “Reis, biz hazırız” diyerek vatandaşları ölümle tehdit etti. Bu ayrıştırıcı, nefret söylemlerinin bedelini Türkiye Çorum, Maraş olayları ile ödedi. ‘Bizden değildir’ diye haykırırsan, istikametin nereye doğru gittiğini kocan sana söylemeli. Eğer niyetin ‘kafaları’ ve ‘kapıları’ işaretlemek değilse”… Daha bu yazının mürekkebi kurumadan, tüm nefretinle ortaya çıktın ve ‘kapıları’ işaretledin… ‘Yakın o evi’ diye bağırdın. Demek ki kocan sana Çorum’u, Maraş’ı anlatmadı!... Bunu yapmak bana kaldı!

Sen annesin ya; öyküye senin bebeğin ile başlayacağım. Çünkü, ben, o en sığındık, dünyanın en şefkatli göğsünde sütünü veren bir annenin, kişiyi canavara dönüştürecek şekilde nefret dolu olabileceğini düşünemiyorum.

Ali Traş bir annenin biricik kuzusuydu. Henüz yeni başlamıştı ortaokula. Okulda yeni bilgiler öğreniyor ve bu bilgilerle geleceği anlamlandırmaya çalışıyordu. Ali’nin annesi Döne, şehirde olup-bitenleri, çocuk aklına anlatmaya çalışıyordu ama beceremiyordu. Döne ile biricik evladı Ali’nin evini bastılar. Her birini ayrı ayrı yerlere götürdüler. Döne’nin aklı hep Ali’sindeydi. Bir komşusunun bodrumunda buldu Ali’sinin parça parça kaynatılmış ölü bedenini. Kocaman bir kazanın içindeydi. Ali’nin cesedi kendi kanında kaynatılmış, kazanın içini karartmıştı. Döne, Ali’sinin bedenine sarılamadı. Cesedini kucaklayamadı. Ve normal ölüm, kurtuluşun adı olmuştu. Tarih 25 Aralık 1978… Yer: Maraş.

Döndü Ünver’i yedi buçuk aylık, Esma Suna’yı dokuz aylık bebeğiyle birlikte katlettiler. Issız arazide yaşlı dede Mustafa Acinikli’nin cesedi toprağa saklanmış olarak bulundu. Kardeşin kardeşi katlettiği katliamda ölü sayısı hiçbir zaman bilinemedi… 115 dediler, 120 dediler… İnsanın hayatı ‘rakamlara’ küsuratlı olarak girdi! O tarihten sonra tekrar bir katliam olduğunda kaçamayacağını düşünerek apartmanların üst katlarında oturmaktan korkan insanlar bu olayları hafızalarından hiç silemediler. Katliamın etkisinden dolayı gürültüden korkan mağdurlar hep ürkek oldular.

İnsanın insana kırdırıldığı, ‘ötekiler’ Malatya, Çorum’da da ortaya çıktı… Ölü sayısı yine belli değil; biz 50-60 diyelim, olur mu? Sen ‘yakın o evi’ dedin ya… Sivas’ta ‘dediğin oldu’… Kaç yaşındaydın o tarihte? Ne vakit, içine kin, nefret tohumları serpildi.

Tabii ki, ‘kindarlık’ söylemleri ile toplumsal mesajlar verenlerden hiç umudumuz yok; mesela Tansu Çiller, 1993 Sivas Madımak katliamı için şunu söyledi: “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır.”

Türkiye insanı, bu toprakların siyasal tarihinde topluma ve demokrasiye yönelik, birçok siyasi linçlere tanıktır.

Bugün söylenenleri yazmıyorum; zaten biliyorsun. Ben sana Pir Sultan Abdal’ın 16. Yüzyıldaki dizelerini aktarayım… “Demiri, demirle dövdüler/Biri sıcak, biri soğuktu/İnsanı, insanla kırdılar/Biri aç, biri toktu. Şimdi geldi, o kızgın demir, yüreğimizi dağladı.

Ve, fakat… Hiç umudumuz tükenmez. Sen de bilesin ki, insanı sevmekle başlar her şey. “Sevgi muhabbet kaynar yanar ocağımızda/ Bülbüller/ şevke gelir gül açar bağrımızda/ Hırslar kinler yok olur aşkla bağrımızda/ Aslanlarla ceylanlar dosttur kucağımızda.”






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.
yeni