Back To Top
  • Atilla Gösterişli
    Atilla Gösterişli
HASAR TESPİT RAPORU

HASAR TESPİT RAPORU

 - Tarih 5.4.2019
- A +

 Özkan Sümer, yine bir devre arasında soyunma odasına girer ve futbolculara ikinci yarının taktiklerini verir. Bir an İskender Gönen’e döner ve kararlı bir ses tonuyla “ Oğlum İskender, top sana geldiğinde ver onu rakibe…” Topu ayağında tutma becerisi ve ısrarı yüksek olan İskender şaşırır, “ Hocam, topu niye rakibe vereyim?” Bu yanıt üzerine Sümer’den tarihe geçen sözlerden biri duyulur “ Evladım, Ondan topu almak daha kolay!”

Espriye dayalı, ancak toplumda her zaman karşımıza çıkan, kendisini herkesten üstün bir yere konumlandıran, dayanışma ve güç birliği ilkelerini bencillik kıskacı içinde göremeyenlerin bir tanımlamasıdır bu durum. Dolayısıyla ‘iktidar’ olanların da, bunun karşısında olanların da durumunu en iyi Özkan Sümer öyküsü ortaya koyuyor.

Seçimden önceki tablo şu: Hepimiz aynı gemideyiz tabii ki… Ancak, kayalıklara doğru hızla ilerleyen bir gemideyiz. Hatta, o kayalıklara çarptık ve gemi su alıyor. Bir şekilde kaptana yakın olanlar üst katta oldukları için henüz farkında değiller, ancak, kaptana uzak olanlar ya boğuldu ya da boğulmak üzere. Bu seçimler bir kez daha gösterdi ki; ‘bir memleket’ bir gemiden daha sağlamdır.

Seçimin sonuçları üzerine tabii ki birçok analizler yapılacaktır. Bunlar içinde, en çok Ak partililerin tahlilleri önemli olacaktır. Çünkü, kendi camialarında eleştirilerin yanı sıra özeleştiriler daha ağır basacaktır. Öncelikle, her zaman “zafere alışkın” Ak Partililer için bu seçim sonuçları büyük bir moral bozukluğu oldu. Birinci parti olmaları, hükümette bulunmaları, Cumhurbaşkanının hala Erdoğan olduğu gerçeği onları “teselli etmiyor”, neredeyse “akıllarına bile gelmiyor” ve “her şeylerini kaybetmiş” gibi üzgünler. Özellikle “Ak Partili kadınların çoğu” seçim gecesinden beri ağlıyorlar, erkeklerse daha çok öfkeli ve şaşkın. Muhalefetin uzun yıllar boyu yaşadığı moral bozukluğunu, şaşkınlığı, inanamazlığı, can sıkıntısını Ak Partililer yaşıyor bugün. Bugüne kadar açıkça yapılamayan, “fısıltıyla konuşulan” ya da bazen aralarında dile getirilen eleştiriler, artık “yüksek sesle” konuşulmaya başlandı ve bundan sonra daha da çok dile getirilecek, hatta kıyasıya eleştiriler yapılacaktır. Çünkü, kendisini Ak parti ile ‘yaşamaya’ mecbur hissedenler, kendi ve ahalisinin ikbalini düşünmekle meşgul ki… Kaybedilen seçime değil, ortada kalacaklarına üzülüyorlar.

Genel çerçeveden bakıldığında da 31 Mart seçimleri Türkiye siyasetinin yeniden yapılandırılmasını şart koşan bir tablo yarattı. Bu yeni tablo belki de yakın tarihin en önemli kırılma anlarından birine işaret ediyor. 31 Mart akşamının gerçeği şu; halk muhalefete “Osmanlı tokadı” değil, Ak partiye demokrasi dersi sundu. Seçmene “cennet tapusu” vaat edenler, belediye çalışanları başta olmak üzere yüz binlerce emekçiyi işi ve aşı ile tehdit edenler, işsiz gençlere “boş boş gezme ya” diyenler, seçim şovlarında yurttaşı “öküz” yerine koyanlar kaybettiler.

Toplumun önemli bir kesiminde yer etmiş, belki de hepimizi etkisi altına almış ‘Mevcut iktidar kaybetmez, kaybetse de gitmez’ şeklinde bir algı vardı. Seçim sonuçları bu algının gerçek olmadığını veyahut öyle kolayca uygulanabilir olmadığını gösterdi.

Ortaya çıkan başarı da bize gösteriyor ki siyasetteki kimlik, ideoloji, inanç ayrımı toplumda eskisi kadar kabul görmüyor ya da istenilen başarıyı getirmiyor. Kısacası bu seçimler aday ‘İlla bizden olsun’, ‘Bizim gibi biri olsun’ anlayışının da iflası anlamına geliyor. Kişileri ayrıştırarak, kutuplaştırarak, nefret söylemleri ile ötekileştirerek siyaset yapmak, toplumda huzursuzluğu had safhaya çıkardı ve bu da sandığa yansıdı. Çünkü, insanlar biliyorlar ki, nefret, taşımak için çok ağır bir yük. Umudu yaşatmayı tercih edenler zorbalığın şiddetine izin vermedi. Artık bilinmeli ki, demokrasi mücadelesi, eşitlik mücadelesi olmalı. Eşitlik mücadelesine dönüşmeli. Bunun yolu, hor görmek, farklı olanı, ‘benzemeyeni’ yok saymaktan geçmiyor.

Türkiye’nin bugünkü tablosu içinde halk, ‘Beka’ sorununu ekonomi temeline dayanan bir gerçek olarak ortaya koydu. İktidarın kendi beka sorununu memleketin beka sorunu imiş gibi takdim etme arzusunu kursağında bıraktı. Ekonominin siyaset üzerinde ne kadar etkili olduğunu Türkiye’de defalarca gördük. Enflasyonun mutfakta yol açtığı yangının, işsizlikteki korkutucu tırmanışın vatandaşı öfkelendirdiğini, seçim öncesinde yapılan sokak röportajlarında görebiliyorduk.

Ve son söz:

‘Cumhuriyet’in kazanımları, üç beş yılda yok olmaz. Yıpranır, hırpalanır ama sona ermez. Türkiye’de, iyi kötü batılı/demokratik normları benimsemiş ve çok partili yaşama alışmış, oy hakkından vaz geçmeyecek, birlikte yaşama iradesi gösteren milyonlarca yurttaş var. Böyle bir ortamda alınan şu seçim sonuçlarından umutlanmayacağız da ne yapacağız!’






Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.
yeni