Back To Top

Bolu Kız Öğretmen Okulu'nun Akçakoca Gezisi...Yıl,1966

Bolu Kız Öğretmen Okulu'nun Akçakoca Gezisi...Yıl,1966

 - 0 Onaylı Yorum  -0 Bekleyen Yorum -7.07.2020
Bolu Kız Öğretmen Okulu'nun Akçakoca Gezisi...Yıl,1966
- A +

10 Ağustos 1966 tarihinde yapılan Bolu Kız Öğretmen Okulu'nun Akçakoca Gezisinin öğrencilerden Nevin Ceylan tarafından anlatımı;

Ver Elini Akçakoca

Önceden yaptığımız Abant gezisinde, hocalarımız bizim denize girme isteğimizi anlamış olacaklar ki, 10 Ağustos. 1966 tarihli Akçakoca gezisinde, denize girmek serbest olmuştu.

On gün önceden hazırlıklarımız başladı.

İşte söküp söküp dikilen mayolarımız, tarım çalışmaları ve kurslardan hariç, bütün vaktimizi alıyorlar .

Kalbimizin çarpıntısı daha şimdiden bizi rahatsız ediyor.

Tek dileğimiz, havanın güzel olması...

10. Ağustos Çarşamba

Uyanıyoruz sonsuz bir sevinçle yataklarımızdan.

Hazırlığı bitmeyip erken kalkanlar da var.

Son hazırlıklarımızı yaparak, eşyaları ufak çantalara, neşemizi kalbimize, kendimizi mesut bir gün ün kollarına bırakıyoruz.

Talihsizlik burada başladı

Hava gayet sisli. .. Hani nerede bizim dualarımız?

Nerede parlak güneşin ışınları ile maviliği azalan gökyüzü?

Bazı zaman uzaktan rüzgarın serin nefesi ile gökte uçuşan, beyaz tül dalgaları?

Hiç biri yok işte!

Yalvarış, yakarış, hani gene yok!

Gezimizi, bizim bu mutluluğumuzu tabiatta mı kıskandı?

Neden nemlendirdi, sislendirdi etrafı?

Neden aldı, bizim neşemize yardım edecek, güneşimizi?

İki otobüs geldi.

Hocalarımıza yer gösterelim derken, ayakta kalan arkadaşlarımıza, battaniye ile koltuk hazırladık.

Neşemizi vermeyiz..

Hareket ettik Bolu'dan, içi 4 D ile dolu olan bir otobüs. Çınlatıyoruz otobüsü "Tombalacık Halimem, düş peşime gel. Ben gidiyorum Bolu'dan düş peşime gel "

Uzanıyor gözümüzün önünde Akçakoca yolları...

Hayalimizde denizin dalgaları! Dağların fındık bahçeleri, bağları...

Otobüsümüz de şimdi bizlerden çok uzakta olan edebiyat öğretmenimiz Gülsen Erikel, Tarım hocamız Şerefattin İkizoģlu ve ailesi bulunuyorlardı.

-Domatesin çekirdeği kırmızı kırmızı.Bizim şoför şoförlerin, yıldızı yıldızı.

-Şoför Abi onları geçelim!

-Yetiştik, geçiyoruz!

-Yaşa şoför yaşa, arkada kaldılar!

İşte böyle bir yol boyu, çılgınca neşe. Dalmıştık bazılarımız dağları seyretmeye.

Hayran hayran seyrediyorum.

Coğrafya kitaplarının kimi yazıları karşımda. Karadeniz bölgesinin yegane geçim kaynağı fındıklar.

Bazısı dallarda, bazısı geniş bahçelerin içinde bulunan, ahşap evin önünde, çuvallanmış veya serili bir halde duruyorlar.

Kabuklar diğer tarafta.

Sorsam cevap verirler miydi acaba!!

"Onlar da kestane gibi içinden çıktıkları kabukları, biz zalim insanlar gibi, doğduğu büyüdüğü köylerini beğenmeyenler gibi midirler"

Yolların virajları bizi o kadar korkutuyordu ki.. Ne ses kaldı dağlara tırmanınca, ne de sevinç. Tek dileğimiz, virajların azalması.

Akçakoca ya gelince gezimizdeki görevli hocalarımız, Şendoğan Toker, Ahmet Anıl, Hafize Akalın, Nimet Hanım ve beyi Basri Avlacioglu, Gülsen Erikel, Şerafettin İkizoğlu bizleri denizin sığ olduğu az uzak olan, Karaburun'a götürdüler.

Hava düzelmemesine rağmen, çılgınca neşemizi gene bulmuştuk.

Vermezdik tabiat anaya, bu günün neşesini. ..

Karaburun'a geldiğimizde, saat 10,00 geçiyordu. Arabalarımızdan kafeste kalmış kuşların, kaçışı gibi iniyorduk.

ilk işimiz 360 derece kendi etrafımızda dönerek, çevreyi seyretmek oluyor.

Ayakkabılarımızı çıkarınca denizin kumlarına bata bata, sahile geldik.

Hafif rüzgarın okşaması ile dalgacıklanan denize baktıkça, o anlık girmekten vazgeçtik.

Suların enginliği, otobüsün sersemletmesi bizi korkutmuştu.

İlk cesaretlimiz Ahmet Anıl bey, denize girip oldukça ileri giderek, derinliğin bizim için tehlikeli olmadığını gösterdi.

Nihayet işte yüzme bilen veya bilmeyen, cesur arkadaşlarımız. .

Yavaş yavaş denize girmeyenlerin sayısı iyice azaldı.

Yanımda bulunan Sadiye Arı'da girince, Serpil Güçbilmez ve Hatice Güvercin tarafından, su içinde karşılandı.

Bütün feryatları rağmen onu su gibi ıslattılar. Tabii benim durumum da aynı oldu.

Girmesine zor girdik ama çıkmasına çıkılırmıydı hiç?

Saat 13,00 yaklaştığı için hepimiz çıkmaya başladık. Lakin yağmurda giderek hızlanıyordu.

Bir müddet otobüslerde yağmurun dinmesini bekledik.

Bir müddet hocalarımızın refakatinde, oynanan oyunları seyrettik.

Ağaçların yere çakılması ile yapılan, üzerine fındık dalları örtülen, sıcak havalarda şemsiye görevi gören, çardak altında yemeğe oturduk.

Deniz bizim enerjimizi almıştı ama intikam alır gibi delicesine yiyorduk.

Bu yemeğin lezzeti iki türlü idi.

Yemeklerin lezzetine, fındık dalları arasındaki delik yerlerden giren yağmur damlaları da karışıyordu.

Yağmur fazlalaştığı için, masaları biraz toplayarak arabalara bindik.

Elveda Karaburun, elveda Karadeniz'in coşkun dalgaları elveda! Gezimizi birinci bölümü, tümünüze elveda !

Akçakoca içindeyiz. Terk ettik fındık bahçelerini.

Serbest bir gezi yaptık, hafif bir yağmurun altında. iskelesine geldik, serinliği ile rüzgarın.

Üzüntülüyüz.

Dönüşün üzüntüsüydü, bizim neşemizi elimizden alan. Otobüsümüzün kalkışında, Yahya Kemal in sessiz gemisindeki gibi sallanmadı, ne bir mendil ne de bir kol. .

Sessiz bir ayrılık, bizim gemimiz karada, asfalt yol üzerindeki sularda yüzüyordu.

Hepimiz yorgun bir halde, otobüsün pencerelerinden Düzce'yi seyrettik. Yaklaştık artık okula.

Elveda gezinin mutlu anlarına!

Nevin Yavuzcan Ceylan Biga / Akçakoca anılarımız

Alıntı Umit Ozen





Yorumlar

Yorumlar
Bu Habere Daha Önce Yorum Yapılmamış.